|
İNSAN HAKLARI |
İNSAN HAKLARI İHLALLERİNDE ADLİ TIP UYGULAMALARININ ÖNEMİ
İnsan Hakları kavramı insanlık tarihi ile özdeş bir kavram olmasına
karşın konuya ilişkin duyarlılığın her
geçen gün dünyada yükselerek artması ilginçtir. Çünkü dünya üzerindeki insan
haklarının toplumda var olma kriterlerine bakıldığında insan haklarının her toplumda çok farklı
düzeylerde var oldukları dikkati çekmektedir. Özellikle
insan hakları ihlalleri açısından yaklaşıldığında konunun çok daha ciddi problemleri içerdiği
görülmektedir.
Haklar incelendiğinde hak kavramının genel olarak bir şeyi talep
edebilme ve yetkili olma kavramlarını
içerdiği görülmektedir. Kişinin hak sahibi olma konumu nereden
kaynaklanmaktadır sorusunun cevabı da sözleşmeler ve hukuk kurallarıdır.
Sözleşmeler bu açıdan çok önemlidir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
ile başlayan uluslararası metinler kavramı artık günümüzde her konuya özgü
farklı metinlerin bulunduğu bir kapsama
ulaşmıştır. Günümüzde çocuk hakları için, kadınlara karşı ayrımcılığın
önlenmesine ilişkin, işkencenin
önlenmesi, hasta hakları gibi her grup hakkın konu edildiği çok geniş
bir yelpazeye ulaşılmış
bulunulmaktadır. Haklarla
ilgili uluslararası sözleşmelerin bilinmesi çok önemlidir
.
İnsan hakları kavramı tüm dünyada 1948 deki İnsan hakları evrensel bildirgesiyle yaygın kabul görmüştür. Birleşmiş Milletler genel
kurulunda kabul edilen bildirge , bugün
insan haklarının temel
bildirgesi olarak kabul
edilmektedir.
İnsan hakları 3 grupta ele
alınarak değerlendirilmektedir. Bu haklar birinci, ikinci ve üçüncü
kuşak haklar olarak sınıflandırılarak
değerlendirilmektedir. Bu sınıflama ve değerlendirmenin hakların tarihsel gelişimi ile paralellikler
gösterdiği ve hakların oluşumu sırasındaki toplumsal dinamikleri de yansıttığı için tercih edildiği görülmektedir.
Birinci kuşak haklar
aynı zamanda klasik
haklar olarak ta isimlendirilmektedir. Tarihsel sürece
bakıldığında birinci kuşak hakların Fransız
devrimi ve Amerika devrimi ile yaşama geçtiği
görülmektedir. Birinci kuşak
haklar kapsamına şu hakların
girdiği görülmektedir.
Birinci Kuşak Haklar (Klasik
Haklar)
- Yaşam hakkı ve kişi dokunulmazlığı
- Kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği
- Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü
- İnanç ve ibadet özgürlüğü
- Konut dokunulmazlığı
- Çalışma özgürlüğü
- Dilekçe hakkı
- Seçme ve seçilme hakkı
- Kamu hizmetine girme hakkı
- Mülkiyet hakkı
- Eşitlik hakkı
- Dernek kurma hakkı
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı
- Tarafsız bir yargıç önünde yargılanma hakkı
Klasik hakların temel ögesi
özgür olabilmektir. Bu haklar
kişilerin özel yaşam
alanına sahip olduğunu ve kurumların , devletin bu haklara karışmaması gerektiğinin altını çizmektedir.
İkinci Kuşak Haklar (Sosyal
Haklar)
İkinci kuşak haklar aynı zamanda sosyal haklar olarakta isimlendirilmektedir. Burada temel
öge bireylerin devletten
alabilecekleri , devletin sunduğu
hizmetlerden yararlanabilmedir.
Yani devletin sunabileceği hizmetler bireyler için bir hak olarak
değerlendirilmektedir. Eğitim
hakkı bunun çok
iyi bir örneğidir.
Belli başlı ikinci kuşak haklar şunlardır:
İkinci Kuşak Haklar (Sosyal Haklar)
-
Çalışma hakkı
-
Sendika kurma
hakkı
-
Grev ve toplu
sözleşme hakkı
-
Sağlık hakkı
-
Beslenme hakkı
-
Konut hakkı
-
İşyeri yönetimine
katılma hakkı
-
Dinlenme hakkı
-
Sosyal güvenlik
hakkı
-
Parasız öğrenim
ve eğitim görme hakkı
-
Kültürel yaşama
katılabilme hakkı
-
Anne, çocuk,
sakat, yaşlı gibi korunmaya muhtaç kesimlerin korunmasıyla ilgili haklar.
Üçüncü Kuşak Haklar (Dayanışma
Hakları)
Üçüncü kuşak haklar
kronolojik olarak en son
ortaya çıkan haklar
kuşağıdır. Temelinde bilimsel ve
teknolojik gelişmeye bağlı
ortaya çıkan yeni
durumların değerlendirilmesi
gelmektedir. Nükleer silahlanma
, çevre kirliliği ve
benzeri problemler sonucunda
3. kuşak haklar gündeme girmiştir.
Üçüncü Kuşak Haklar (Dayanışma Hakları)
- Çevre hakkı
- İnsanlığın ortak mal
varlığına saygı hakkı
- Gelişme hakkı
- Barış hakkı
Belki de yirminci yüzyılın en
önemli gelişmesi, insan haklarının
uluslararası düzeyde tanınması ve insan haklarının korunması için uluslararası
düzeyde mekanizmalar geliştirilmesidir. Bu durum özellikle etik açıdan
önemlidir. Uluslararası toplum insan hakları ile ilgili birçok uluslararası
anlaşma ve sözleşme benimsemiştir. Bu da, gerek insan haklarının ve
özgürlüklerinin kapsamı hakkında üzerinde anlaşılmış tanımlar ortaya konulması,
hem de ülkelerin hukuk sistemlerinde ve hukuk uygulamalarında bu hakları
korumaya yönelik gerekli adımların ilgili hükümetlerce atılmasının
sağlanması hedeflenmiştir.
Türkiye ile ilgili davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iş yükünün
önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 1999 yılı sonu itibariyle Mahkeme önünde
bulunan toplam 12454 derdest dosyanın 2369 adeti Türkiye'deki insan hakları
uygulamaları aleyhine açılmış dosyalardan oluşmaktadır. Başka bir ifade ile
Mahkemedeki derdest dosyaların yaklaşık beşte biri Türkiye ile ilgilidir.
Eğer insan hakları ihlalinin
işlendiği bir olay söz konusu ise ya da başka bir deyişle bir
kişi haklarının ihlaline
maruz kalmış ve
bunu yaşamışsa o
zaman bunun objektif
ve bilimsel tespiti nasıl
yapılabilir ? Bu soru
insan hakları ihlallerinin önlenebilmesinde, yaşanmamasında
çok temel ve
kilit bir sorudur. Bu sorunun cevabı da
hak ihlallerine bağlı meydana
gelmiş vücut üzerindeki
bulguların bilimsel ve
objektif yöntemlerle tespitidir. Bunun yapılabilmesi ,
haklarını arayan ve
uğramış olduğu hak ihlalleri
yüzünden adalete başvurmuş
kişilerin doğru ve
adil bir şekilde
adalete ulaşabilmesini sağlar.
Bu noktada Adli Tıp bilimi önem kazanmaktadır. Adli tıp böylesine önemli bir misyonu üstlenen bir bilim dalıdır. Bu bilimin uygulayıcıları olan Adli tıp uzmanları almış oldukları eğitim ve bilginin sonucunda hak ihlallerinin uç noktasını oluşturan işkence olguları başta olmak üzere tüm şiddet olgularında vücuttaki lezyonları