ASFİKSİ
Asfiksi, yaygın kullanımda
oksijen eksikliği olarak tanımlanmaktadır. Solunumun temel amacı, atmosferdeki
oksijeni çevre doku hücrelerine
taşımaktır. Oksijen transferini etkileyen herhangi bir olay asfiksiye neden olabilir.
Ancak bununla beraber hipoksi ve anoksi gibi terimler daha kesindir. Vücut
dokularına gelen oksijenin azalmasıyla hipoksi meydana gelir. Oksijen gelişi
tamamen kesilirse, o zaman anoksi oluşur. Anoksi terimi aynı zamanda vücut
dokularına gelen oksijenin fizyolojik düzeyin altına düştüğü durumlarda
kullanılan bir sözcük olup, daha çok bu anlamıyla kullanılmaktadır.
Adli tıptaki kullanımında
ise asfiksi, havsızlık olguları ve buna bağlı ölümler olarak tanımlanmaktadır.
Asfiksileri incelediğimizde
3 temel faktörün rol oynadığı görülmektedir. Bunlar;
1- Ortam havası,
2- Havayı almaya yarayan
vücuttaki sistemler,
3- Havadaki oksijenin
dokular tarafından kullanılmasıdır.
Tüm sistemler sağlıklı
çalışırken ve hiçbir dış etkiyle havayolunun kapanması söz konusu değilken
bile, eğer solunulan havadaki O2 miktarında çeşitli etkenlere bağlı
olarak azalma söz konusuysa o zaman asfiksi ortaya çıkabilir. Burada hava
kirliliği ya da başka bir kaynaktan çıkan oksijenin yerini alabilecek gazların
bulunması gibi etkenler rol oynar.
İkinci aşama solunulan dış
hava yeterli oksijen içermesine karşın havanın vücuda girmesini sağlayan dış
solunum yollarında bir tıkanıklık vardır. Ağız ve burunun kapatılması veya
kapanması sonucu dış havanın solunum yollarına girmesi engelleneceğinden,
havasızlığa bağlı ölümler yani asfiksi ortaya çıkar.
Yeterli oksijen içeren
ortamda ağız ve burun yani dış solunum yollarından solunulan hava trakea ve
solunum yollarından akciğerlere iletilir. Asfiksi bu solunum yollarının çeşitli
düzeylerinde tıkanıklığının görüldüğü durumlarda ortaya çıkar. Bir yabancı
cismin bu bölgede oluşturduğu tıkama-tıkanmadan, elle veya bağla boğmayla
oluşturan hava yollarında hava geçişinin engellenmesi de bunda rol oynar.
Dördüncü aşama ise
oksijenin bulunduğu ortamda gerek solunumla gerekse akciğerlere bu solunulan
havanın ulaşımı ile problem olmamasına karşın, akciğerlerde görülebilecek
problemler havanın O2_CO2 değişimini yapmaya ve gerekli
oksijenin dokulara taşınabilmesi işlevinde problemlere neden olurlar. Burada
göğüs kafesinin basıncında etkilenmelere yol açan travmatik asfiksi olarak
isimlendirilen olguları da saymak gerekir.
Travmatik asfiksilerde
kalabalık ortamlarda aniden paniğe bağlı ortaya çıkan olaylarda kişilerin
ezilmesi ve göğüse yoğun bası olması söz konusudur. Bu durumda göğüsteki hava
alış- verişinde rol oynayan basınç değişikliği oluşacağından asfiksi ortaya
çıkabilir.
Son olarak da tüm dış
ortam, hava yolları ve akciğerlerde problem olmamasına rağmen taşınan oksijenin
dokulara transferinde, geçişinde problemler olabilir. O zaman dokular
kendilerine gerekli oksijeni alamadıkları için asfiksi ortaya çıkar.
Bütün bu sistemlerdeki
problemler sonucu asfiksi ortaya çıkabilmektedir. Adli Tıp mekanik olarak
dışarıdan etki sonucu meydana gelen, zorlamalı olgulardaki asfiksiyi incelemekte,
patolojik olarak oluşanlardan ziyade mekanik asfiksiler temel konusunu
oluşturmaktadır. Asfiksiye bağlı ölüm olgularında her olaya özgü bulgular
olduğu gibi bazı ortak bulgular da söz konusudur.
Asfiksileri ayrıca
etyolojilerine, yani meydana geliş şekline göre de sınıflamak gerekir. Burada
asfiksinin meydana geldiği olaya göre olgular sınıflandırılır. Buna göre;
1- Yetersiz oksijen içeren
havayı soluma,
2- Ağız ve burun tıkanması
ile gelişen asfiksiler,
3- Naylon torba ile
boğulmalar,
4- Yabancı cisim
aspirasyonuna bağlı asfiksiler,
5- Travmatik asfiksi,
6- Asılar,
7-Bağla boğmalar,
8-Elle boğmalar,
9- Karbonmonoksit
zehirlenmeleri,
10- Suda boğulmalar,
Yetersiz Oksijen İçeren Havayı
Soluma
Spesifik bir tanım
olmamasına rağmen genellikle solunum yapılan atmosferdeki oksijen azlığından
kaynaklanan ölümü belirtir. Havadaki oksijen azlığı pek çok durumunda ortaya
çıkar. Örneğin yüksekte uçan uçağın kabinindeki bir hasarın sebep olacağı
dekompresyon, oksijen basıncında kısmi azalmaya ve bundan dolayı oksijenin daha
az akciğerlere geçişine neden olur. Oksijen azlığına bağlı bulgular ortaya
çıkar. Daha seyrek görülen dumandan boğulmayı da kapsar.
Atmosferde oksijenin
azalmasının sıkça görüldüğü durum diğer gazların atmosferde belli bir oranın
üstünde olması veya yanması gibi kimyasal değişimlerin olduğu durumlardır.
Yangınlarda plastiklerin yanması ile yayılan karbonmonoksit, siyanit ve diğer
zehirli maddeler gibi toksik gazlar hızlı bir şekilde ölüme sebep olsa da
ortamdaki bu gazların hepsi solunamaz ve yangınlarda, asansör boşluğunda ve
kireç taşı katmanlarının arasında toplanarak tehlikeli olaylara neden olabilir.
Karbondioksit daha modern bir tarımsal yapıda da ölümlere sebep olmaktadır.
Sıklıkla rastlanılan bir durum. Tahıl silolarında tonlarca tahıl sıkışmış gaz
kulelerinde depolandığı ortamlarda gözlenmektedir. Tahıl kulesinin tabanında
biriken karbondioksiti açığa çıkarır. Boşaltım borularında da bir blokaj
meydana geldiğinde çiftlik çalışanları tıkanıklığı temizlemek üzere kuleye
girmek zorundadırlar. Çalışanlar içeri girmeden evvel güvenlik önlemleri
havalandırmayı gerektirdiği halde bu yapılmazsa, bazı işçiler karbondioksiti
bol olan atmosfere girince ani bir ölümle karışlaşabilir. Gemilerin tanklarında
ve diğer metal odalarda, oksijenin nitrojenle yer değiştiği durumda aynı olay
görülür. Çünkü nemli çelik duvarlar paslanır ve ferikosit oluştururken var olan
oksijenin çoğunu kullanırlar. Oksijenin bir ağır gazla yer değiştirmesiyle
ilgili olan bu tür ölümlerde hipoksinin yani oksijen azlığının herhangi bir
fiziksel etkisi görülmeden hızlı ölüm ortaya çıkar. Ev içi olaylarda bir ısıtma
aracının havalandırmanın olmadığı ortamda çalışması sonucu oksijenin yerini
başka gazların almasıyla ölüm görülebilir. Hipoksik ölümün sıkça görüldüğü bir
başka olayda kişilerin özellikle de çocukların küçük, az havalı yerde kalmaları
ile boğulmalarıdır. Oynamak için. Oynamak için buzdolaplarına giren ve
çıkamayan çocuk ölümleri görülmektedir.
Ağız ve Burun Tıkanması ile Gelişen
Asfiksiler
Bu terim ağız ve burunun
mekanik olarak tıkanmasını belirtir. Boğulma aracı genellikle kumaş, su ve hava
geçirmez çarşaf veya bir eldir. Ancak bazen özellikle de endüstriyel kazalarda
kum, tohum ve un gibi devingen bir katı madde, hava yollarının bloke olmasından
sorumlu olabilir. Bu tip boğulmada ölüm, ya tıkayıcı maddenin yüzün üzerine
baskı yapması ile veya bu maddenin üstüne burun veya ağzın bastırılması sonucu
oluşur. Kasten adam öldürme genellikle yaşlılarda görülen bir olaydır. Bu tip
olaylarda adam öldürme olgularını objektif bulgulardan ispatlamak oldukça
güçtür. Orijini kaza veya cinayet olan bebek boğulmaları seyrek görülen ancak
kanıtlanması güç olgulardır.
Benzer bir olay çoğunlukla
uzun süreli bakım gerektiren yaşlılarda cinayet orijinli olarak ortaya
çıkmaktadır. Bir direnme olmadığı durumlarda uyuyan bir kişinin yüzüne
kapatılan bir yastık genellikle iz bırakmaz.
Naylon
Torba ile Boğulmalar
Çok sık rastlanılan bir
başka asfiksi tipi de naylon torba ile boğulmalarıdır. Günümüzde giderek artan
yaygın intihar tiplerinden biri olan naylon torba ile boğulma cinayet, veya
kaza sonucu da olabilir. Bütün bu olaylarda esas mekanizma genellikle polieten
veya diğer plastikler gibi hava geçirmez maddelerin başlık olarak boyun
hizasına kadar başa geçirilmesidir. Plastik genellikle ya şeffaf ya da
süpermarket alış veriş torbaları şeklindeki bir ucu açık torbalardır.
İntihar edenlerin çoğu
torbanın açık ucunu boyunlarının etrafını bir kordon veya kravatla bağlarlar.
Fakat bu, olayın ölümle sonuçlanması için yeterli değildir. Naylon torba ile
meydana gelen boğulmalar hızlı olabilir ve herhangi bir iz bırakmayabilir. Bu
olay sonucu ölen kişilerde yüz soluk ve anemiktir. Bunun yanında sıklıkla
rastlanılan bir başka kaza orijinli olay, bebeklerde görülen polietilenden
yapılmış düz çarşaflarda bebeğin yüzüstü konulması durumunda ağız ve burun
tıkanmasına bağlı olarak bebeklerde ölümün ortaya çıktığı olgulardır.
Keşif çalışmaları sırasında
olaya neden olan naylon torba bulunmazsa o zaman bunu ispatlamak güç olabilir.
Otopsi çalışmalarında boğulmadan şüphelenildiği durumlarda yüzde, baskı
olduğunu kanıtlamak üzere izler aranmalıdır. Bu tip izler ağız, çene ve burun
etrafında ekimozlar ile dudakların dişlere veya protezlere baskısı sonucu
görülen lezyonlardır.
Hava geçirmeyen bir yüzeyde
yüz üstü yatmaya bağlı kaza sonucu boğulma meydana gelebilir. Sarhoşluk,
epilepsi, yüksek dozda uyuşturucu, koma veya diğer hastalıkların sebep olduğu
(uyuşukluk) baygınlık buna sebep olabilir.
Bu terim genellikle üst
solunum yolarında farinks ve trakeada herhangi bir tıkayıcı maddenin yarattığı
tıkanıklık sonucu, hava geçişinin tıkandığı durumlarda ortaya çıkar.
a) Yabancı cisimler: Genellikle
çocuklar ve zihin özürlülerde olmak üzere, tıkaçlar, küçük oyuncaklar, masa
tenisi topları ve bunun gibi pek çok cisim ağıza girebilir ve solukla içeri
çekilebilir. Zaman zaman yetişkinlerde kaza ya da bilerek aynı şeyin yapıldığı
olgulara rastlanmaktadır.
b) Protezler: Takma dişler (özellikle
kısmi protezler), çekilmiş büyük dişler ve dental operasyonları takip eden açık
kanamalarda ortaya çıkar.
c)Akut tıkayıcı (obstrüktif) lezyonlar: Glottis
veya larinksin, aniden oluşan aşırı duyarlılık reaksiyonları sonucu, özellikle
arı veya başka böceğin sokmalarında ödemle birlikte şişmenin görüldüğü olaylar,
tahriş edici buharlar, sıcak gaz solunumu ve akut enfeksiyon sonucu örneğin
çocuklarda difteri veya Haemophilus influenzae epiglotis ismi verilen hava
yollarında tıkanıklığa sebep olan hastalıklarda görülür.
d) Yiyecek maddeleri: Havayollarının
tıkanmasında önemli bir boyutta, çok büyük lokmalar şeklinde yiyeceğin yenmeye
çalışılmasından kaynaklanan olaylardır. Ayrıca kusmuğun yutulmasından
kaynaklanan ölümlere de rastlanır. Yiyecek larenkse ya ağızdan yutularak
gitmiştir ya da mideden regurgitasyon ile gelmiştir.
Travmatik
Asfiksi
Travmatik asfiksi
olgularında genel asfiksi olgularındaki gibi akciğerlere giden havanın çeşitli
düzeylerde engellenmesi değil, solunum hareketlerinin engellendiği ve soluk
alıp vermeyi önleyen bir mekanizma neden olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden
bu tip olaylar travmatik asfiksi olarak isimlendirilmiştir. Yoğun mekanik
baskılar genellikle torasik (göğüs) kafesinin hareketsizliğine sebep olur.
Travmatik asfiksi iki temel
durumda meydana gelir.
a) Göğüs ve karına
genellikle sert bir cisimle baskı olduğunda, göğsün genişlemesi ve
diyafragmanın hareketi engellenir. En sık rastlanılan olaylardan birisi, toprak
kayması sonucu toprağa gömülmedir. Benzer şekilde, tahıl, kum, veya kömürde
benzer şekilde işlev görebilirler ve genellikle endüstriyel, deniz ve tarım
kazalarında bunlara rastlanır. Bir silo veya başka bu çeşit geniş hacimli bir
depoda meydana gelen kayma, işçiyi boyun hizasına kadar gömebilir ve kurtarma
hızlı olmazsa asfiksi sonucu ölüm ortaya çıkar. Göğüs hareketinin benzer
şekilde engellenmesi, kurbanın ters dönmüş bir araç, düşen bir ağaç veya duvar
altında hareketsiz kalması sebebiyle olabilir. pek çok ölüm çiftliklerde ve
özellikle de tepelik arazilerde, sürücüsünü altına alarak devrilen bir traktör
sebebiyle görülebilir. Sürücü Yerinin üzerindeki açılıp kapanır koruma veya bir
traktör üzerindeki bükülmez kapalı kısım özellikle bu tip kazaları engellemek
üzere yapılmıştır.
b) Kalabalıkta sıkışma
(ezilme) de travmatik asfiksiye sebep olabilir ve sonuçta kitlesel ölümlere yol
açar. Bolton, Parkı (1971), Lima (1964) ve 1986'da Belçika'daki Heysel
stadyumundaki gibi futbol maçı sırasındaki kazaların pek çoğu kontrolden çıkmış
kalabalıkta kişilerin ezilmesi ve travmatik asfiksiye maruz kalarak ölmelerinin
sonucudur. Benzer bir olayda Londra'da savaş zamanında, Bethenal Green yeraltı
metro istasyonunun merdivenlerinde çıkan panik sonucu kalabalığın birbirini
ezmesi, üsttekilerin altta kalanların üstüne düşmesi sonucu 173 kişinin
ölümüyle sonuçlanan travmatik asfiksi olgusudur. Travmatik asfiksinin
oluşumunda, bir kişinin vücudunun tüm ağırlığını uzun bir süre bir diğer
kişinin üzerine vermesi ile meydana gelir. Bu durum bazen cinsel ilişki sırasında
özellikle de bir yada her iki taraf içki ya da uyuşturucu ile kendinden
geçmişse meydana gelebilir. Bu tip olgularda yüzde, boyunda ve omuzlarda yaygın
olarak nokta şeklinde kanamalar (peteşiler) konjesyon, yoğun siyanoz
görülebilir. Bu yüzden de görünüm, gödenin üst tarafı ve başın koyu renkte
bulunmasıdır. Bazı yazarlar bu duruma zenci başı maskesi ismini vermektedir.
En sık görülen mekanik
asfiksi olaylarından birisi de asıllardır. Ası, ucu sabit bir noktaya bağlı
ipin, boyuna bası yapması sonucu meydana gelen asfiktik bir olaydır. Asılarda
ölüm havayolları kadar, arter ve venlerin de obstrüksiyonu ile meydana gelir.
Havayollarının tıkanması bağın tipi ve ne oranda boynu sıktığı ile orantılıdır.
Genellikle boyundaki damarlar ipin yükselici özellikte olmasından dolayı kısmi
olarak tıkanma gösterirler.
Ölümlerin çoğu intihar
kökenlidir. Ası genellikle eğer uzun süre ipte bırakılmışsa, boyunda kullanılan
materyalinde (elektrik kordonu, ip, kemer) tipine bağlı olarak kırışık şeklinde
derin bir iz bırakır. Asılarda materyal olarak daha çok ip ve elektrik telinin,
hapishanelerde ise kemerin kullanıldığı görülmektedir. Telem, sillon olarak
isimlendirilen bu izlerin ipten hemen indirilmiş, erken bulunmuş olaylarda
boyunda kutanöz bir iz bırakmadığı saptanmıştır. Genellikle tiroid kartılajının
üst kısmında bulunur ve boynun yan ya da arka yüzünde ası noktasına kadar
yükselir. En alçak noktası da ası noktasının tam 180 derece karşısıdır. Ası da
boyuna ip uygulanan bölge başlangıçta soluk renkte olup daha sonra kuru ve
kahverengi bir renge dönüşür. Sıyrık izleri, ipin olduğu bölgede olabilirse de
boynun diğer bölgelerinde bu tip izlere rastlanmaz. Asıların daha sıklıkla
ayığın yerle temas etmediği şekilde, havada asılı kalma olarak meydana geldiği
görülmekle birlikte, yatağa kendini bağlayarak ya da sandalye ye bağlama
şeklinde meydana gelen asıllar da bulunmaktadır. Ayrıca asılar, boyundaki ipin
durumuna göre de sınıflandırılmaktadır. Eğer ipin düğüm yeri boynun arka
tarafında tam ensedeyse bu tip asıya tipik ası, diğer durumlarda ise atipik ası
olarak isimlendirilmektedir.
Ölüm sebeplerini
özetleyecek olursak; bunların vagusa bası sonucu vagal inhibisyon,
damarlara olan bası sonucu beyine az
oksijen gitmesi (serebral anoksiden) ya da glottis ve damağın farinkse itilmesi
sonucu havayollarının tıkanması ile asfiksinin meydana gelmesiyle
gerekçeleştiğini görürüz. Bunlara ek olarak daha çok hükmi asılarda görülen
kişinin 2-2,5 metreden aşağıya bırakması ile vücut ağırlığının meydana
getirdiği boyun kırılmalarını ve servikal kopmaları ekleyebiliriz. Bu tip
asılara özgü olarak C2-3 düzeyinde omurga kırıklarına rastlanıldığı
görülmektedir.
Asılarda orijinin çok büyük
oranda intihar olmasına karşın özellikle son yıllarda kazaya bağlı ası
olaylarının arttığı gözlenmektedir. 12-20 yaş arasında genç erkeklerde sıklıkla
rastlanan bu tip olaylara adolesan seks asıları da denilmektedir. Kendi kendini
tatmine yönelik seksüel hareketin oto erotik sado -mazoşizm şeklinde ortaya
çıkması ile meydana gelen asılarda kişinin genellikle çıplak ya da yarı çıplak
bulunduğu görülmektedir. Ellerin genellikle genital bölgeye yakın yada onları
eller şekilde durduğu ve kişilerin transvertizm eğilimi olup karşıt sekslerin
giyimlerini giydikleri gözlenir. Genellikle oto-erotik sado mozoşistik
masturbasyon sırasında ölüler kaza olmasına karşın, koşulları tartışmaya
açıktır. Ölüm olasılığından haberdar olmasına karşın kişinin şuurunu kaybetmesi
ve kendine yardım edememesi ve trans gibi olayların oluşu serebral anoksiye yol
açar ve ası ölümle sonuçlanır. Bazıları da ölüm olasılığını bilmediklerinden
orgazma ulaşırken masturbasyon sırasında kontrolü kaybedip ölmektedirler.
Bazılarının ise kesinlikle güvenliğini önemsemediği bir ruh durumu içerisinde
olduğu kaydedilmiştir.
Adolesen seks asılarında
şunlar gözlenmektedir.
1- Ortamdaki deliller
değerlendirilmelidir. (Fotoğraflar çekilmeden hiçbir şeyin ellenmemesinde fayda
vardır.)
2- Olayın olduğu yer
genellikle kilitli bir banyo ya da kolaylıkla geçişin olmadığı bodrum, tavan
arası gibi yerlerdir.
3- Kurban genellikle 12-20
yaş arasında çıplak ya da yarı çıplaktır.
4- Genellikle boynundan
asılı bulunur ve boynun ön tarafında ipin çevresine havlu sarılmıştır. Bu, ası
ipini çıkartabilmeyi kolaylaştırmak için yapılmıştır.
5- Baş yukarı doğru kalmış,
yüz ise aşağı doğru bakmaktadır. Eller genellikle genital bölgeye yakın ya da
onları eller şeklide durmaktadır. Genellikle transvertizm eğilimli olup karşıt
karşıt sekslerin giyimlerini giymişlerdir.
6- Genellikle bacaklar diz
üstü çökmüş vaziyette yada ayakları yere değiyor şekildedir.
7- Urethral meatusda semen
ya da döşemeye sıçramış semen bulunması söz konusudur. Pozitif bir smear elde
edilmesi, olayın koşullarının öğrenilmesi açısından yararlıdır.
8- Olay yerinin
fotoğrafları sanki olay anıymış gibi çekilmelidir. Yoksa indirildikten sonra
diğer asıllardan hiç farkı kalmaz.
Bu olaylar ender olarak
görülür. Ama bunu yapanların sayısı düşünülenden fazla olmasına karşın, ancak
ölüm olduğunda ortaya çıkar. Daha çok büyük şehirlerde görülen bir olaydır. Çok
zaman bu ölümler gizlenmiş ve saklanmıştır. Birçok yerde hala intihar olarak
kayda geçmektedir. Bu olayların görülme yaşı 12-20 arasında olup nadiren 40 yaş
üstündedir. Erkeklerde çoğunlukta olup kadınlarda ender olarak görülür.
Etyolojisi bilinmemekle birlikte şunların olabileceği düşünülmektedir.
-Pornografi,
-Fransız eserler,
-Çin-Hint-Burma savaş tiyatroları,
-Oryantal seks denemeleri,
-İçgüdüsel deneyler,
Boynun ip veya başka bir
bağ ile sıkılması sonucu meydana gelen olaylara bağla boğma olayları ismi
verilmektedir. Boyuna uygulanan sıkma kuvveti direkt olarak ip ve herhangi bir
bağ ile meydana gelir.
Orijin olarak cinayet, kaza
ve intihar olmak üzere her üç olaya da rastlanır. Cinayet orijinli olgular en
sık rastlanan olaylardır. Kaza sonucu bağla boğulma seyrektir, fakat çok özel
durumlarda oluşabilir. İntihar amacı ile bağla boğma da seyrek olarak görülmektedir.
Ölüm, oksijen azalmasına bağlı olarak ortaya çıkar.
Boyunda genellikle dıştan
tek bir bağ izi görülür, fakat bağın boyundaki ilmek sayısına bağlı olarak
birden fazla bağ izi de bulunabilir. Bu izlerin genel görünümleri uygulanan bağ
materyalinin niteliğine bağlıdır. Bağ izinin en belirgin olduğu olgular, ip
veya tel gibi sert materyallerin kullanıldığı durumlardır. Diğer taraftan,
yumuşak materyallerin kullanıldığı olgularda bağ izi belirsizdir. Bağ izi
muayene anında, genellikle kahverengi ve kuru görünümdedir. Bağ izi ile
ilişkili, bu iz çevresindeki deride sıyrık ve ekimozlara sıklıkla rastlanır.
Kurbanın bağı çıkarmak için çabaladığı esnada kurbanın tırnakları, bu sıyrık ve
ekimozlara neden olur. Bağ izleri boynun herhangi bir seviyesinde bulunabilir,
fakat genellikle larinksin alt ve trakeanın üst bölümlerinin üzerinde
bulunabilir. Bağla boğmaya bağlı bu izler, genellikle boyun eksenine dik bir iz
oluşturmaktadır.
Bu olaylarda, otopsi
işlemlerinde en önemli bölgelerden birisi boyun bölgesidir. Boyun bölgesinde
genellikle bağ ve kas dokularda çeşitli derecelerde ekimozlar bulunabilir,
fakat bu tip ekimozlar değişik niteliklerde olabilir. Örneğin bağla boğmada
hiyoid kemiğin kırılması seyrektir. Laringeal kıkırdak kırıkları olabilir,
fakat nisbeten seyrektir. Bağla boyuna yapılan bası sonucunda, kalbe venöz
dönüş, iple sıkılma bölgesi üstünde tıkanacaktır. Bunun sonucu kan venlerde
birikecektir.
Yeni doğanda, doğum
esnasında göbek kordonu ile oluşan kaza orijinli bağla boğma ile cinayet amaçlı
bağla boğmanın ayırımı bazı olgularda çok zor olmaktadır. Bu zorluk cinayet
amacıyla yapılan bağla boğmalarda göbek kordonu kullanılmış ise daha da
artacaktır. Göbek kordonu ile kaza orijinli bağla boğulmalarda, boyundaki
dokularda daha az yaralanma görülür. Ayrıca ekimozların bulunması da cinayet
lehinedir. Bazı olgularda göbek kordonunun düğümlenme şekli orijin hakkında
fikir verebilir. Örneğin gemici düğümü gibi düğümlenme tespitinde bağla
boğmanın cinayet amaçlı olduğu ilk planda düşünülmelidir.
Bir kişinin boyun bölgesine
başka bir kişinin elle veya ön kolla kuvvet uygulayarak sıkmasıdır. elle boğma
olaylarının en önemli özelliği, orijininin mutlaka cinayet olmasıdır. Bu
olgularda intihar, kişilerin boyunlarını sıkmalarından bir süre sonra kan
akımının kesilmesine bağlı bilinç kaybı oluşması ve ellerinin gevşemesinden
dolayı eylemin yarıda kalmasından dolayı gerçekleşmez. Cinayet amaçlı elle
boğma olguları soygun veya tecavüz olgularında, saldırı esnasında oluşur. Kaza
orijinli elle boğma olguları çok nadir olmakla birlikte kayda geçmiş olgular
birini kucaklarken veya şaka yaparken kişinin boynuna ani olarak sıkı bir bası
uygulaması sonrası oluşması şeklinde gerçekleştiği görülmüştür.
Elle boğma olgularında eğer
olaya maruz kalan kişi çocuk, yaşlı veya hastalığa bağlı olarak çok güçsüzse o
zaman boğuşma izleri olmayacaktır. Ancak çoğu elle boğma olgularında hem
çevrede hem de kişide direnmeye bağlı izler görülmektedir.
Boyun bölgesindeki
lezyonlar genellikle karakteristik bulgular taşımaktadır. Burada en belirleyici
özellik boynun ön ve arkasında sıyrıklar, ekimozlar ile tırnak izlerinin
bulunmasıdır. Saldırganın tırnak izlerinin boyunda yarım-ay şeklinde düzenli
bir şekilde, bulunması karakteristiktir. Saldırganın bu izleri oluşturması için
uzun tırnaklar olması gerekmemekte, elle boğma olgularında tırnak izleri
belirleyici olmaktadır.
Elle boğmaya bağlı ölümler
aşağıdaki mekanizmalara bağlıdır;
1- Boynun her iki taraftan
sıkılması ile larinks kapanabilir ve havanın alt solunum yollarına geçişi
engellenir. Bu bası, oksijensizliğe neden olarak ani ölüm görülmesine neden
olur.
2- Bir veya her iki karotid
sinüse bası sonucu refleks kardiak durma ve birden bire ölüm oluşabilir.
3- Boynun yan
bölgelerindeki karotid arterlerin ve internal jugular venlere bası olması
sonucu beyine giden kan akımı azalarak serebral hipoksi gelişebilir. Uzun süre
serebral hipoksi olursa ölüm oluşabilir.
Dış yaraların niteliği elle
boğma yöntemine ve yapılan saldırının niteliğine bağlıdır. Saldırgan boyuna basıyı
bir elle veya iki elle veya ön kolu ile uygulayabilir. Saldırı kurbanın
önünden, yanlarından veya arkasından yapılmış olabilir. Bası yaygın olarak
boyun ön bölümü, üst kısımlarına uygulanır. Boynun yumuşak dokuları sadece
sıkılmaz, arka ve yukarı yönde boyun omurlarına doğru kuvvet uygulanır. Bazı
olgularda boyunda yaralanmanın hiçbir dış bulgusu yoktur. Bu tip olgularda
sıkma esnasında saldırganın eli ile kurbanın boynu arasında yumuşak bir
materyal (örneğin kalın havlu) olma olasılığı fazladır. Saldırgan elle boğma
esmasında ön kolunu kullandığında genellikle kurbanın arkasında yer alır.
Saldırganın diğer kolunun yardımı ile bası artırılabilir. Bu tip olgularda
genellikle dış bulgu yoktur.
Boğuşmalara bağlı meydana
gelen ekimoz ve sıyrıklar vücudun diğer bölümlerinde de görülür. Kafası
kuvvetle yere vurulan olgularda; ekimozlar kafanın arka bölgesindeki saçlı
deride, boyun ve sırtta, omuzlarda bulunur. Güçlü bir kuvvet uygulandığında
kaburgalar kırılabilir ve abdominal iç organlarda rüptür ve kontüzyonlar
oluşabilir.
Karbon monoksit (CO)
zehirlenmeleri özellikle kış aylarında ve yangınlar sonucu görülen bir olaydır.
CO, hemoglobine bağlanarak oksijen taşınmasını engellediği için dokularda
hipoksi oluşturmaktadır. Bu yüzden de zehirleme olarak geçmesine rağmen aslında
bir asfiksi olayıdır.
CO zehirlenmesi, kapalı
ortamlarda kömürün yanması sonucu, şofben kullanımlarında havasız ortamlarda,
havagazı kullanımında ve yangınlarda görülmektedir. Kömürün yanması sonucu karbondioksit,
karbonmonoksit ve hidrojen gazları açığa çıkar. Evlerde kış aylarında ısınma
amacıyla yaygın olarak kömürün mangalda yakılarak kapalı mekanlarda
kullanılması sonucu, çok kısa sürede ölümcül CO zehirlenmeleri görülecektir.
CO zehirlenmesi görülmesini
etkileyen önemli bir faktör de kapalı mekanın havalandırılma derecesidir.
Pencere ve kapıların sıkıca kapalı olduğu veya hava akımının olmadığı
durumlarda daha kısa sürede CO birikimi olacaktır.
Evlerde yaygın olarak
kullanılan havagazının içeriğinde korbonmonoksit içeriği %7-20 arasında
değişebilir. Havagazı kokusuz bir gazdır. Tehlikeli olduğundan özel olarak koku
katılmıştır. Toprak altından geçen ana havagazı borularında meydana gelebilecek
çatlaklardan sızan havagazı, toprak altında uygun bulduğu kanallardan
ilerleyerek evlerin alt katlarına sızabilir, Gaz toprak içinden geçerken
kokusunu yitirebileceğinden tehlikesi daha da artmaktadır.
Motorlu araçlarda organik
yakıtların kullanılması sonucu CO oluşmakta ve bu da diğer egsoz gazları ile
beraber çevreye atılmaktadır. Benzinli arabalarda katalitik konvektör yok ise
ortalama %4-8 oranında CO, egsoz ile atılacaktır. Katalitik konvektör
varlığında ise bu oran % 1'in altında kalmaktadır. Dizel araçlar ise sanılanın
aksine daha az CO açığa çıkmaktadır. Tüm bu faktörlerde şehir yaşamında
solunulan havanın kirlenmesine, bir oranda CO içermesi de neden olmaktadır.
Yangınlarda da fazla
miktarda CO oluşmakta ve yangınlarda görülen ölümlerin büyük çoğunluğunda ölüm
sebebi olarak CO zehirlenmesi tespit edilmektedir. Ölen kişinin kanında CO
bulunması, kişinin yangın sırasında canlı olduğunu gösterecektir. Bu da bize
yangın sırasında kişinin canlı olup olmadığı konusunda bir fikir vermektedir.
Kireç söndürülmesi işlemi sırasında çok fazla miktarda CO oluşur. Çalışan
işçiler ve kireç ocaklarının yakınında oturan insanlar, CO zehirlenmesi
tehlikesi altındadırlar. Son yıllarda havagazının yerini almakta olan doğal gaz
metan içermektedir. Bunun yanması sonucu korbondioksit ve su açığa çıkmaktadır.
Eğer yanma için yeterli oksijen yoksa bu taktirde CO oluşacaktır. bundan dolayı
doğalgaz ile çalışan araçlar iyi havalandırılmış ortamlarda ve mutlaka bacaya
bağlanarak kullanılmalıdır.
Soluma havasındaki CO hızla
hemoglobine bağlanarak stabil bir bileşik oluşturur. CO'in hemoglobine
afinitesi oksijenden 300 defa daha fazladır. Bu yüzden çok düşük
konsantrasyonlarda bile ölüm görülebilmektedir. Karboksihemoglobin oksijen
taşıyamaz. Böylece dokularda hipoksi olur. Karboksihemoglobin saturasyonu
arttıkça hipoksi derinleşir ve nihayetinde ölüm görülür.
CO zehirlenmelerinde iki
faktör önemlidir. Bunlar CO in havadaki miktarı ve kişinin bu havayı soluma
süresidir. Örneğin %1 konsantrasyonda CO içeren havanın 20 dakika solunması
şuur kaybına neden olabilir. %0.1 konsantrasyonda 2-3 saat içinde
karboksihemoglobin saturasyonu %55-60 değirene ulaşabilir. Çok fazla miktarda
CO'in açığa çıkabileceği laboratuar kazalarında ölüm birkaç dakika içerisinde
görülebilir.
Ölüm olgularında, kandaki
CO oranı belirleyicidir. Kanda karboksihemoglobinin %50-60 arası saturasyonda
olması çoğunlukla ölümcüldür. Fakat %33 ve %81 saturasyon gibi alçak ve yüksek
oranlarda da ölüm bildirilmiştir. Fakat hiçbir zaman %100 gibi bir oran
bulunmamaktadır. Çünkü %80 gibi yüksek oranlarda genellikle ölüm meydana
geldiğinden CO'in hemoglobin ile reaksiyonu kesilecektir. %100 oranı ancak
laboratuarda direkt olarak kanın içine CO'nin verilmesi yolu ile elde
edilebilir.
CO zehirlenmesinin
belirtileri nonspesifiktir. Koma gelişene kadar baş ağrısından başka bir bulgu
bulunmayabilir. %30 korboksihemoglobin saturasyon oranında baş ağrısı, hafif
bulantı, konsantrasyon kaybı ve hafif sarhoşluk hissi olabilir. Özellikle bu
durumu alkol sarhoşluğu ile karıştırmamak gerekir. %30-40 düzeyinde bulantı,
kusma, halsizlik, görme ve işitme kaybı, stupor, %40-50 düzeyinde yorgunluk,
koordinasyon kaybı, konvülziyon, koma, kardiyo respiratuar yetersizlik ve ölüm
görülebilecektir.
CO zehirlenmelerinde orijin
çoğunlukla kazadır. İntihar olguları oldukça azdır. Çok nadir de olsa, cinayet
olan olaylara rastlanmaktadır. Havagazında % 7-20 gibi yüksek konsantrasyonda
CO bulunmaktadır. Ulaşılması oldukça kolaydır ve kısa sürede etkili olmaktadır.
bu nedenle intihar aracı olarak sıklıkla kullanılmaktadır. İntihar olgularının
meydana geldiği evlerde, genellikle pencerelerin ve kapıların dışarıya karşı
izole edildiği ve ocakların vanalarının açık bırakıldığı görülmektedir. Diğer
bir intihar yöntemi de arabaların kapalı garajlarda çalıştırılmasıdır. Küçük,
az havalanan bir garajda orta büyüklükte bir arabanın çalıştırılması sonucu 5
dakikada ölümcül konsantrasyonda CO birikimi olmaktadır. Eğer bu yöntem açık
arazide kullanılmışsa, araba egsozuna bağlanmış bir hortumun pencereden içeri
sokulduğu gözlenmektedir. Bu gibi intihar düşünülen olaylarda iki kişi
beraberce intihar etmeye teşebbüs eder ve birisi kurtulur, diğeri ölür ise
durum şüphe ile karşılanmalı ve cinayet açısından da ele alınmalıdır.
Kapılı ortamlarda görülen
ani beklenmeyen ölüm olgularında CO zehirlenmesi ihtimali akılda tutulmalıdır.
Ancak bu şekil ölümlerde alınan kan örneklerinin incelenmesi ile tanı
konulabilir ve fark edilmemiş bir CO kaynağı tespit edilerek tesirsiz hale
getirilebilir.
CO zehirlenmesi sonucu
ölmüş bir kişinin dıştan muayenesinde ölü lekelerinin açık kırmızı rengi dikkat
çekicidir. Bu rengin sadece ölümden sonra, post- mortem olarak görüleceği
unutulmamalıdır. Ölü lekelerinin açık kırmızı renk alması siyanür
zehirlenmelerinde ve donmalarda da görülebilir. Bu renk değişikliği aynı
zamanda tüm iç organlarda da belirgin olarak gözlenebilmektedir.
Co'e maruz kalınmasını takip eden bir kaç saat
içinde ölüm görülebilir. Bu gibi durumlarda lezyonlar minimaldir. Ölümün daha
uzun süreler sonunda meydana geldiği olgularda yaklaşık 1-6 gün içinde
görüldüğü durumlarda tespit edilen lezyonlar artmaktadır. CO'e maruz kalan ve
daha sonra tedavi edilerek yaşayanlarda kanda CO düzeyinin düşük bulunabileceği
akılda tutulmalıdır.
Karbon monoksitin tespiti
ve değerlendirilmesi her zaman klinik ve otopsi bulgularına bakarak kesin olarak
yapılamayabilir. Otopsi ve klinik bulguları çoğunlukla nonspesifiktir. Başka
bir çok durumla karışabilirler. Bu yüzden en iyi yöntem 10cc venöz kan almak ve
bunun kimyasal veya spektroskobik incelenmesini sağlamaktır. COHb'in tespitinde
iki ana tetkik yöntemi kullanılmaktadır. Bunlar; gaz kromatografisi ve
spektrofotometri yöntemleridir. COHb tayini için genellikle venöz kan
kullanılmaktadır. Eğer venöz kan alınamazsa direkt injeksiyonla kalpten kan
almak da uygundur. Bu da mümkün olmazsa, kan içeren kemik iliği ekstresi de
kullanılabilir.
Yangınlarda alevler kişiye
ulaştığında, kişinin canlı olup olmadığı sorusu değerlendirilirken %10'un
üzerinde COHb oranı kişinin canlı olduğu, yani nefes aldığı lehinde kabul
edilebilir. Bunun aksi, her zaman kişinin ölü olduğu anlamına gelmez. Ölüm
sebebi yangında oluşan hidrojen, siyanür gibi gazlar, larinks spazmı, korku
veya ağrı şoku olabilir. Patlama tarzındaki yangınlarda, özellikle uçak ve
araba kazalarında %10'un altında COHb oranları bulunabilir. Ayrıca CO'e maruz
kalmış ve COH'b nin yıkılması için yeterli süre yaşamış kişilerde COHb oranı
%10'un altında bulunabilir. Ölüm sebebi yine de CO zehirlenmesidir. Böyle
şüpheli durumlarda ölümün meydana geldiği ortam CO aşısından incelenebilir ve
gerekli ölçümler yapılabilir. Bazen ölümün meydana geldiği fizik koşulların
aynen sağlanması olayın aydınlatılabilmesi açısından faydalı olabilir.
CO zehirlenmesi olguların
büyük çoğunluğunun önlenebilir kazalar olması konunun önemini artırmaktadır. Bu
tür kazalar, evlerde kullanılan aletlerin periyodik bakımlarının yapılması,
aletlerdeki güvenlik önlemlerinin artırılması, tamir işlerinde çalışanların
eğitilmesi gibi önlemlerle engellenebilir.
Kişinin bir süre su içinde
havasız kalmasına bağlı olarak gelişen asfiksi olayları, suda boğulma olarak
değerlendirilir. Suda boğulma olgularında orijin genellikle kazadır. İkinci
sırayı intiharlar almaktadır. Cinayet orijinli olaylara da rastlanır. Cinayet
olgularının sık görülen bir şekli banyo küvetinde boğularak ölme şeklinde
meydana gelen olaylardır.
Suda boğulma olgularında
ölüm teşhisi olayın hikayesi, ölümü oluşturan koşullar ve tam bir otopsi
yapılarak ve ölüm sonrası araştırmalar, toksikolojik araştırmalar dahil
uygulanmasından ve sonra ölümün başka nedene bağlı olmadığı saptandıktan sonra
yapılır. Suda boğulma olgularında, kişinin öldükten sonra bir süre suda
kalmasıyla, vücut üzerinde bulguların bulunabilmesi zorlaşmaktadır. Ayrıca suda
kaldığı süre içinde bazen balık veya yırtıcı hayvanlar tarafından vücut
bütünlüğünün bozulması yüzünden kimlik tespiti ve otopsi çalışması oldukça
güçtür.
Suda boğulma olgularında
dış muayenesinde bazı karakteristik bulgular, kişinin uzun süre suda kaldığını
gösterir. Bunlar eller ve ayaklarda uzun süre suda kalma sonucu oluşan derinin
üst tabakası epidermisin kabarması görülür. Buna çamaşırcı eli ismi verilir.
Kişinin vücudu da uzun süre suda kalmaya bağlı ürpermiş görünümde bulunur. Bu
ürperme kaz derisi görünümü (cutis anserina) adını alır. Bulgular, kişinin suda
boğulduğunu değil ancak suda kaldığını gösterir. Buna karşılık ağız ve burunda
mantar köpüğü ismi verilen bulgu, kişinin suda boğularak öldüğünü göstermesi
açısından önemlidir. Mantar köpüğü su, mukus ve hava karışımından oluşmaktadır.
Suda boğulma olgularında ölü lekeleri genellikle açık renktedir.
Vapur pervanesine takılıp
meydana gelen ölümlerde yaralar, çok sayıda paralel olarak oluşmuş yaralardır.
Deride ölümünden sonra meydana gelen sıyrık ve laserasyonlar çok sayıdadır. Bu
tip yaralar ya dibe çarpmak ya da bazı objelerin çarpmasından olur. Dibe
çarpmaktan oluşan sıyrıklar genelde yüzde ve göğsün ön yüzünde görülür, çünkü
genelde suda duran cesetlerin başı aşağıya doğru dibe bakmaktadır. Ama dalgalar
sonucu oluşan yaralar belirli bir hatta oluşabilir. Canlı iken ve öldükten
sonra oluşmuş yaralanmaları ayırt etmek, suda boğulma olgularında zordur.
Canlıyken olanlar yumuşak dokularda kanama ile beraber görülür.
Özetle suda boğulma
olgularında en önemli konu kişinin suda boğularak mı öldüğü yoksa başka bir şekilde
öldükten ya da öldürüldükten sonra mı suya atıldığıdır. Adli tıp açısından bu
soruların cevaplandırılması gerekir.
Genel olarak asfikside
şunlara dikkat etmek gerekir.
Olay yerinin araştırılması:
-En son canlı görüldüğü, an, kurbanın ne yaptığı hakkında
detaylı bir bilgi elde edilir.
-Çeşitli açılardan fotoğraflar çekilir ve ek araştırmalar
yapılır.
-Cesedin durumu otopsi öncesi mümkün olduğu kadar
bozulmaz. Bağın durumu, düğümler ve ilave objeler dikkatlice kayıt edilir.
-Delil niteliğine sahip nesneler, olay yerinden
alınmalıdır.
-Materyallerin toplanması iyi ışıklandırılmış durumda ve
iyi bir organizasyonla yapılmalıdır.
Delillerin toplanması
-İyi ışıklandırma gereklidir.
-Tırnaklardan örnekler ile kafa ve perineumdan saç ve kıl
örnekleri toplanır. Elbiseler kuru olarak saklanır.
-Tarama yolu veya yapışkan bant ile pubik kıllar, yabancı
lifler, kıllar veya materyal saptanması için toplanır.
-Boyundaki bağ düğümü ile beraber çıkartılır. Bağ, düğümü
korunarak kesilmeli ve çıkarıldıktan sonra orjinal pozisyonuna getirilmelidir.
Bağın neden olduğu izlerin fotoğrafları çekilmeli ve ölçümleri alınmalıdır.
Arta kalan liflerin muayenesi yapılmalıdır. Dağınık lifler yapışkan bantla
toplanmalıdır.
-Ölümden sonra yerçekimi ile ilgili seminal keselerin
boşalması oluşabilir ve üretral boşalımın varlığı mutlaka ölüm öncesi seksüel
aktivite olduğunun göstergesi değildir.
-Ölüm şüpheli olduğunda, sperm için vücut boşluklarının
muayenesinin yapılması zorunludur. Oral, anal, vaginal swablar ve smearlar veya
örnekler elde edilmeli, kurutulmalı ve uygun olarak dondurulmalıdır.
-Birinci aşa tamamlandıktan sonra, ceset yıkanmalı,
tekrar fotoğrafları çekilmeli ve ceset yüzeyinin detaylı araştırması
yapılmalıdır.
Özetle asfiksi olayları,
özellikle mekanik asfiksi olarak isimlendirilen dış etkenlere bağlı hava
geçişinin engellendiği olgular adli tıp açısından önem taşır. Asfiksi
olgularında olayın ne tip bir olay olduğunun saptanması, ölüm sebebi ve ölüm
orijininin saptanması açısından önem taşır.