Nov 192012
 

Hekim hatalarının ağırlıklı olduğu tıbbi uygulama hataları olguları her geçen gün artarak yargıya gelmektedir. Olayların artmasında bir çok faktör rol oynamaktadır. Faktörlere baktığımızda kamuoyunun, bu konu hakkında bilgilenmeye başlaması ve hasta hakları kavramını öğrenmeye başlamasının yanı sıra bu tip olaylarda uzmanlaşan avukatların sayısının artması da önemli rol oynamaktadır.

Ancak unutulmaması gereken önemli bir unsur hekim uygulamalarında hedef her zaman iyileştirmeye yönelik olmasına karşın bazı durumlarda iyileştirmeye yönelik girişimler bazen hastada beklenmeyen zarar verici olaylara neden olabilmektedir.

Komplikasyon kavramı bu yüzden hekimlik uygulamalarında önemli bir yere sahiptir. Risk-yarar analizi bu açıdan çok önemli ve gereklidir. Günümüz hukuk anlayışında yer alan “izin verilen risk” kavramının tıbbi karşılığı “komplikasyon” dur ve tek başına kusur sayılmaz. Dolayısıyla hekim ve diğer sağlık personelleri, tıbbın kabul ettiği risk alanı çerçevesinde gerçekleşecek kötü sonuçlardan sorumlu tutulamazlar. Ancak hekim, tedavi sonucunda ortaya çıkacak riskten ancak kusur yapması halinde sorumlu tutulabilir.

Yargıda bilirkişinin önemi çok açıktır. Davanın aydınlatılmasında bilimsel görüşler çok önemli bir rol oynamaktadır. Bilirkişi görüşü bu açıdan önem taşımaktadır. Tıbbi uygulama hataları bu açıdan ilk sırada sayılması gereken olgu tipidir. Hastada bir zarar ortaya çıktığında, bu zararın tıbbi uygulamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını, uygulamanın kusurlu olup olmadığını belirleme görevi, tıbbi bilirkişilerindir. Adli bilirkişilik özellikle tıbbi değerlendirmenin doğru yapılmasıyla ancak belirlenebilen tıbbi uygulama hataları olgularında mutlaka başvurulması gereken bir boyuttur.

Tıbbi bilirkişilikte temel kriter : ortaya çıkan zararın objektif kriterler içerisinde bilimsel ölçütlerde uygulamayı yapanın eğitim düzeyini göz önünde bulundurarak, aynı ortam koşullarında, aynı yetkinlik düzeyinde bir hekimin göstermesi gereken özeni gösterip göstermediğine bakarak değerlendirilmesidir.

Tıbbi uygulama hatalarının günümüzdeki biçimiyle modern tıbbın gündemine girmesi için oldukça uzun zaman geçmiştir. A.B.D. başta olmak üzere İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde 1970’lerin sonlarından itibaren tıbbi uygulama hataları ve bunlara karşı yüksek tazminat cezaları gündeme gelmiştir. Hasta hakları ile ilgili ilk çalışmalar da aynı tarihlerde başlamıştır.

Günümüzde de çok büyük tazminat davaları olmasına ve cezalar verilmesine karşın, hekimleri sigorta eden kuruluşların bunları karşıladığı görülmektedir. 1990’lı yıllarda bu yüksek tazminatlar ve suçlamalar konunun gündeme yerleşmesine neden olmuştur.

Amerikan Tıp Enstitüsünün 2000 yılı raporuna göre A.B.D.’de her yıl 44.000 ile 98.000 arasında hastanın tıbbi uygulama hatalarına bağlı öldüğü bildirilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre yılda 234 milyon cerrahi müdahale gerçekleştirilmektedir. Söz konusu ameliyatlarla bir çok insanın hayatı kurtulmakta ya da hayat kalitesi arttırılmaktadır, ancak yine aynı araştırmaya göre, ameliyatların % 3 -17 si hastalar üzerinde istenmeyen durumlara yol açmakta ve her ameliyat olan bin hastadan sekizi hayatını kaybetmektedir.

Yurtdışı’nda tıbbi uygulama hatası iddialarının artmasının nedenleri arasında tıpta sürekli yeniliklerin görülmesi ve bunların bütün topluma hızla yayılması, toplumun bilinç ve eğitim düzeyinin artması, sigorta sisteminin gelişmesi, hak arama mücadelesi gibi çeşitli tıbbi, hukuki ve sosyal faktörler yer almaktadır.

Ülkemiz açısından konuyu değerlendirdiğimizde ise, genel ve kapsayıcı bir çalışmanın olduğunu söylemek oldukça zordur. Ülkemizde yapılan çalışmalar tıbbi uygulama hatası ile ilgili olgularda resmi bilirkişilik kurumu olan Yüksek Sağlık Şurası ve Adli Tıp Kurumu’nun önüne gelen olgular bağlamında gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalarda söz konusu bilirkişilik kurumlarının % 30 ile % 45 arasında bir oranla hekimleri kusurlu bulduğu görülmektedir. Bununla beraber, söz konusu kurumlar önüne gelen olgu sayıları yıldan yıla artış göstermektedir.

Tıbbi uygulama hata iddiası ile açılan davalarda artış, yeni Türk Ceza Kanunu’nda ceza oranlarının artması, verilen cezaların paraya çevrilmemesi, ertelenmemesi, kimi zaman ise yüksek tazminat ile sonuçlanan davalar hekimlerin bu konuda ki duyarlılığını artırmıştır. Konunun medyada giderek artan oranlarda gündeme gelmesi toplumun ilgisini çekmektedir. Ancak son dönemde Yargıtay da raporun nereden alındığından ziyade raporun yeterliliğini kriter olarak almaya başlamış olduğu gözlenmektedir.Adli Bilimler bilirkişiliği bu konuda bilimsel altyapıya sahip ,objektif ölçülere bağlı standart bir çalışma modeline sahip kişi ve kurumlar tarafından yapılmalıdır. Özel ve üniversiteler yapıların da bu konuda önde gelen yapılar olduğu ve olacağı tüm dünya uygulamalarında görülmektedir.

Sorry, the comment form is closed at this time.