Feb 062013
 

Son günlerde kamuoyunu çok meşgul eden Amerika’lı Sarah Sierra’nın sur dibinde başının taşla ezilerek öldürülmesi olayı hala aydınlatılamadı. Olay öldürülen Sarah’ı incelediğimizde ilginçleşiyor. Yoksa başı taşla ezilerek öldürülen bir kadın öyküsü ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız bir öge. 2013 yılının Türkiye’sinde kadınlar her gün şiddete maruz kalarak öldürülüyorlar ve ellerimiz, kollarımız bağlı seyrediyoruz. Taşla kafası ezilerek öldürmenin de öfkeli, nefret dolu kocanın karısına sıklıkla uyguladığı bir yöntem olarak da karşımıza çıktığının da altını çizelim.

Sierra cinayetinin düşündürdüklerine bakacak olursak öncelikle gündeme sur bölgesi olarak nitelendirilen Sarayburnu’ndan Zeytinburnu’na kadar uzanan turistlerin çok gezdiği bu bölgenin evsizler, berduşlar, sokak çocukları ve tinerciler tarafından işgali ve buranın tehlikeli bir bölge olması var. İstanbul gibi dünyanın sayılı metropollerinden birinin belediye başkanının bir an önce buraya el atarak mezbelelikten kurtarması, modernize etmesi sonra da bunu kamuoyu ile paylaşarak imaj düzeltmesine ihtiyaç var.

Emniyet Müdürlüğünün olay yeri incelemeden başlayarak çok yönlü yaptığı etkin çalışmayı her olayda bu kadar hızlı ve etkin şekle dönüştürmesi halinde caydırıcılığının çok artacağını da belirtelim.

Olaydaki biyolojik delillerin adli tıp kurumu laboratuarlarında değerlendirilmesiyle gerçeklere ulaşılacak ve buradaki sonuçların ancak 3 ay içinde verileceği söyleniyor ki bu önemli. Çünkü adalette hız çok önemli. Ne kadar iyiniyetli çalışırlarsa çalışsınlar tüm ülke yükünün tek bir laboratuvara kitlenmesi yargıyı yavaşlatıyor. Demek ki yargı üniversitelere, bilim adamlarına da bilirkişilik fonksiyonunu paylaştırarak hem kaliteyi yükseltecek hem de hızı sağlayacak.

Son olarak da her ne kadar Sarah ölüm öncesi yaptıkları- seyahatler- yazışmalar– görüşmeler- para harcamalarla soru işareti uyandırıyorsa da ölümünün yanlış zamanda yanlış yerde olmaktan kaynaklandığını, o anda karşısına çıkan en az 2 veya fazla kişinin saldırısına maruz kalmış ve öldürüldükten sonra tableti, i-padi satılmak için alınmış ve ölümden sonra cinsel ilişkiye girildiği düşüncesinde olduğumu söyleyerek yazıyı bitirmek istiyorum.

Jan 312013
 

Boşanma son yıllarda artarak karşımıza çıkan bir olay. Aslında iki erişkin insan birlikte olmaya karar veriyorlar, bunu resmi bir akt’e bağlıyorlar ama sonra taraflarda anlaşmazlık çıkıyor ve ayrılmaya karar veriyorlar. Resmi
olarak birleştiklerinden resmi olarak da ayrılmaları lazım ve boşanıyorlar. Buraya kadar aslında problem yok gözüküyor. Var olanlar da bu konunun çerçevesinde değil.

Ancak eğer bu çiftin çocuğu ya da çocukları varsa o zaman durum değişiyor. Neden değişiyor. Çünkü ebeveynlerden birinin yanında kalacak olan çocuğun yetişmesinde bu taraf hangisi olmalı, anne de mi yoksa babada mı kalmalı
soruları gündeme geliyor. Hangisi çocuğun yetişmesinde daha olumlu olacaktır ve pozitif katkı verecektir?

Bunun cevabının verilmesi gerekiyor. Başka bir deyişle çocuğun yüksek yararı adına kiminle yaşamalıdır sorusuna cevap verilmesi gerekmektedir.

Bu soru nereden çıktı diyenlere hemen 1989 da Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konan ve kısa sürede tüm dünyada kabul edilen çocuk hakları sözleşmesinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de bu sözleşmeyi imzalayarak taraf olmayı kabul etmişlerdir.

Sözleşmenin temel felsefesi yapılacak her tür eylemde ana amacın çocuğun yüksek yararına olması gerektiğidir.

Boşanan çiftler içinde çocuk kimde kalacak sorusuna cevap aranırken temel yaklaşımın bu olması gerekmektedir. Yargı kararını verirken bu soruya cevap aramalı ve hangi tarafın çocuğun yüksek yararına katkıda bulunacaksa çocuğu o
tarafa vermelidir.

Burada da yargının bilirkişiye başvurarak onun verdiği rapora dayanarak karar vermesi daha amaca yönelik kararlar verilmesini sağlar. Çocuk hakları sözleşmesini iyi bilen, çocuk gelişimini bilen ,bu konuda uzmanlaşmış bilirkişiden rapor alınması konuda kararı kolaylaştırır.

Boşanma olgusunda tarafların daha iyi ebeveyn olduklarını gösterebilmeleri içinde çocuk hakları uzmanından, psikologlardan, psikiyatristlerden durumu anlatan raporlar almaları durumlarını daha güçlendirebilir.

Özellikle tarafların birinin alkol kullanıyor olması, şiddete yatkın olması ya da kumar alışkanlığının olması gibi durumların değerlendirilmesi önemlidir. Özellikle de yabancılarla yapılan evliliklerde durumun değerlendirilmesi
çok önemlidir. Burada yabancılar tarafından çocukların kaçırılması olayına rastlanması da pratik açıdan karşımıza çıkan bir durumdur.

Boşanma davalarında eğer çocuğun velayeti söz konusu ise o zaman mutlaka çocuğun iyi yetişebildiği ortamda yaşayabilmesi önemlidir. Çocuğun yüksek yararı adına karar verilmesinde de bilirkişi raporu çok önemlidir.

Nov 202012
 

1959 yılında Atlanta/Amerika’da doğdu. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. 1983-1988 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim dalında Adli Tıp uzmanlık eğitimini tamamladı. GATA Patoloji bölümünde askerlik görevini tamamladı.

1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalına kurucu başkan olarak atandı. Aynı yıl doçent ve 1995 yılında da Profesör oldu . 1992-1993 döneminde İngiltere ‘de Charing Cross Hospital 1994 de İsveçte Kopenhag Çocuk Hakları Merkezinde çalıştı. 1995 de İsrail Jerusalem Hadassah Medical Faculty de gözlemci olarak bulundu. Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi oturumlarında temsil etti. 1997 de Çocuk Hakları Koalisyonu koordinatörü olarak Ülke Alternatif raporunun baş raportörlüğünü yaptı.

1997-2000 yılları arasında Marmara Üniversitesi Kriminolojik Araştırmalar Merkezi yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı. Aynı dönem Marmara Üniversitesi Kadın İşgücü Merkezi Yönetim kurulunda görev aldı. İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu üyeliği görevini de 1995-1997 yılları arasında yaptı. İstanbul Tabip Odası Çocuk Hakları Merkezinin 1998 de kuruluşunu gerçekleştirdi. 2000 yılında da Adli Tıp Kurumu Başkanlığına atandı. 2003 yılında istifa ettikten sonra Marmara Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalı Öğretim üyeliğine geri döndü. Uzun yıllar UNICEF’e çocuk hakları ve güç koşullardaki çocuklar ve toplum eğitimi konularında danışmanlık yapmıştır.

Marmara Üniversitesi Tıp ve Hukuk Fakültesi, Hacettepe Tıp Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi Tıp ve Hukuk Fakülteleri , ITO Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Maltepe Üniversitesi Tıp ve Hukuk Fakülteleri, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, Beykent hukuk fakültesinde Adli Tıp dersleri anlatmıştır. Halen Marmara, Bilgi, Beykent, İTO hukuk fakülteleri ile Yeditepe tıp fakültelerinde derslerine devam etmektedir.

1991 yılında Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneğini(ÇİKORED) kurdu.Halen başkanlığını yürütmektedir. 1995 yılında Çocukla ilgili çalışan kuruluşların bir araya geldiği Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonunu kurdu.2006 yılına kadar görevini sürdürmüştür.1997 da kurduğu Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneğinin kurucu başkanlığını yaptı.Dernek 2011 yılında Dikkat Çocuk Var ismiyle yeniden organize oldu. Halen başkanlığını yürütmektedir. 1995 de kurulan Kadın için Destek Oluşturma Grubunun (KİDOG) kurucu üyelerinden birisidir. 2003 yılında Çocuk Hakları için Yurttaş Hareketi 0-18 in kuruluşunu gerçekleştirmiştir.

2004-2011 yılları arasında www.0-18.org Çocuk Hakları için Yurttaş Hareketi web sitesine çocuk haklarına yönelik haftalık yazılar yazmıştır. Bugüne kadar Avrupa Birliği ve UNICEF sponsorluğunda sivil toplum kuruluşları ile aile ve çocuk konularında 6 projenin yürütücülüğünü yaptı. 2003-2005 yılları arasında Açık Radyoda Çocuk Hakları isimli bir
programı yapmıştır.

Anne-babalara yönelik iki yıl süreli Türkiye’nin bilinçli çocuğu isimli eğitim kampanyası ve 2002-2009 yılları arasında dernek merkezinde aile ve haklarımız başlıklı150 i geçkin toplantı düzenlemiştir.

Özellikle aile,çocuk ve şiddet konusunda akademik çalışmalar yapan Polat’ın Adli Tıp , Çocuk Hakları, Çocuk İstismarı, sokak çocukları konularında yayınlanmış 18 kitabı ve ulusal ve uluslar arası 120 yi geçkin çalışması bulunmaktadır.1998-2005 yılları arasında Çocuk Forumu dergisinin editörlüğünü yapmıştır. Halen 5 derginin de danışma kurulu üyeliğini yapmaktadır.

2010-2011 yılları arasında Amerika Ohio/Cleveland’da Case Western Universitesi, Mandel School of Social Studies Supplied Unıt’e bağlı Begun Violence Preventıon Center’de öğretim üyesi ve araştırmacı olarak çalışmaktadır. Şiddet önleme projelerinde danışman olarak görev yapmıştır.

Şu anda IPSOS Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsünde danışmanlık ve Avrupa Birliği projelerinde danışmanlık yapmaktadır. Derslerini ve araştırmalarını sürdürmekte mobbing ile tıbbi uygulama hataları konularında eğitimler vernektedir. Adli tıp dosyalarında bilirkişilik yapmaktadır.

Nov 172012
 

Alanya’da Çocuk Sokak İşçisi Yok: Kapasite Oluşturma, Hizmet Sunum ve Bilinç Oluşturma Projesi, Alanya Sokakta çalışan Çocuklar Derneği, Avrupa Birliği hibe programı, 2007-2008

Çocukların Sosyal Katılımlarına Odaklı Bir Yerel Yönetim Sistemi Yapılandırma: Yerel Faaliyet Planları Oluşturma Projesi, Avrupa Birliği hibe programı, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği 2007-2008

Çocuklara Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Destek Hattı: Çocuğa Karşı Cinsel İstismarın Gün Yüzüne Çıkartılması Projesi, Avrupa Birliği hibe programı, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği 2005-2006

Kadına yönelik şiddet ve önlenmesi konusunda sağlık çalışanlarının 10 ilde eğitimi ,Avrupa Birliği hibe programı ,İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı, 2003-2004

25 ilde korunmaya muhtaç çocuklara verilen hizmetin durumunun saptanması çalışması, UNICEF projesi, 2003

Multidisipliner yaklaşımla çocuk istismarı konusunda adli tıp uzmanlarının eğitimi, UNICEF projesi,2001-2002