Nov 192012
 

Ölüm, kısaca yaşamın sona ermesidir. Yaşam siklusuna göz attığımızda doğumla başlayan bu süreç çocukluk, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerinin sonrasında ya doğal sebeplere bağlı olarak veya zorlamalı olarak tanımlanan, başka etkenlerin ortaya çıkardığı olaylara bağlı olarak sona ermektedir.

Yapılan araştırmalar dünyada ortalama yılda 50 milyon kişinin öldüğünün göstermektedir. Kalp kökenli hastalıklar ve zorlamalı ölümler aniden beklenmedik bir şekilde hemen meydana gelirken, geri kalan, olgularda ölüm genellikle belli bir sürecin sonrasında ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı çalışmada, ölümlerin büyük oranda kronik olarak yani belli bir süreç sonrasında ortaya çıktığı görülmektedir. Son yıllarda yaşam süresinin artışı da kronik
ölüm olgularında artışa neden olmuştur.

Ölüm kavramını şöyle sınıflayabiliriz.

Somatik ölüm: Bu terim, kanunların somut bir ölüm anı gereksiniminden ortayı çıkmıştır. Hukuk, ölümün meydana geldiği zamanın somut ve net olarak saptanmasını istemektedir. Bu miras olgularında, ceza kanununu ilgilendiren durumlarda önem kazanır. Somatik ölüm, başka bir deyişle vücut ölümü için şu iki kriter temel alınmaktadır.

– Spontan dolaşımın durması

– Spontan solunumun durması

Spontan solunum ve dolaşımın yaklaşık 4-5 dakika kadar durması beyinde geri dönülemez hasarlar yaratmaktadır. Bu da kanunun kabul ettiği ölüm tanımıdır.

Hücre ölümü: Yaşamın sürdürülmesinde temel gereksimin, hücrelerin oksijen ihtiyacıdır. Oksijen gereksinimi hücre yapısının gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. En gelişmiş olan beyindeki ganglionlardaki oksijensizliğe dayanıklılık süresi yaklaşık 3-4 dakika kadarken, en az gelişmiş olan bağ dokusunda bu süre bir kaç saatte uzamaktadır.

Beyin ölümü: Beyin ölümü terimi, solunum ve dolaşımın devamını sağlayan beyin sapındaki merkezlerin ölümü anlamında kullanılmakta, tüm beyin korteksinin ölümü anlamına gelmemektedir. Beyin ölümü genellikle solunum ve dolaşımın geri dönüşümsüz olarak durmasına bağlı olarak gelişir, Beyin ölümü EEG de düz çizgi olarak görülür. Beyin ölümü ile dönüşümsüz koma aynı kavramlar değildir.

Yüksek düzeyde beyinsel aktivitelerin kaybolduğu hipoksi yani oksijen azlığı, travma ya da zehirlenme gibi durumlarda kişi bitkisel yaşama girer, Burada spontan solunum devam edecektir. Ama kişi yıllarca derin komada kalabilir. Halbuki beyin sapında meydana gelen hasarlanmalarda yaşam merkezlerinin kaybıyla solunum ve dolaşım durur. Bu durumda beyin sapındaki geri dönüşümsüz hasarda somatik ölüm meydana gelmektedir. Ama hücresel düzeyde yaşam sürdüğü için organ nakli yapılabilir.

Yalancı ölüm: Bu tip olgular aslında ölümün meydana gelmediği ancak kişinin öldüğü sanılan olgulardır.

1- Solunum hareketleri ve kalp atım seslerinin iyice azalmış olduğu durumlarda,

2- Acele ve yüzeyel yapılan bir muayene sonrasında konulan hatalı teşhislerde

Bu tip hataların ortaya çıkabildiği görülmektedir. Özellikle savaşlarda ve büyük salgınlarda bu tip yanlışlara rastlanmaktadır.

1- Suda boğulma olguları,

2- Elektrik çarpmaları,

3- Yeni doğanlarda oksijensizlik

4- Kaza sonrası şok,

5- Narkotik veya barbütirat zehirlenmelerinde gibi durumlarda bu tip yanılgıların oluştuğu ve yalancı ölüm teşhisine rastlanmaktadır. Dolaşım ve solunumun belirlenemediği şüpheli olgularda EEG gibi somut bulgu veren yardımcı yöntemler kullanılmalıdır. Bu tip yalancı ölüm olgularında muayenelerin kısa aralıklarla tekrarlanması yanılmaları ortadan kaldıracaktır.

Ölümün hemen sonrasında ortaya çıkan bulgulardan çok, daha sonraki dönemde ortaya çıkan belirtilerin Adli Tıp uzmanı tarafından değerlendirildiği görülmektedir. İlk saatlerde ortaya çıkan belirtiler erken, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan belirtiler ise geç olarak sınıflandırılmaktadır. Erken belirtiler olarak fonksiyonel bulgular ile fiziksel bulgular görülmektedir. Geç belirtiler ise şüpheli ölüm olaylarında daha sıklıkla karşılaşılan bulgulardır. Zaman olarak kesin sınırların verilmesi her ölüm olgusunda ölen kişinin vücut ağırlığı, ortam ısısı, ölüm şekli gibi birçok değişkene bağlı olduğu için çok doğru olmamakla birlikte ilk saatler yani yaklaşık ilk 3 saat içinde oluşan bulgulara erken, daha sonraki bulgulara ise geç bulgular denmesi klasikleşmiştir.

Organ Nakli

Ölüm kavramının bu denli farklı kategoriler içerisinde değerlendirilmesindeki temel etken organ naklinin günümüz tıbbında yapılabilen bir olay haline gelmesidir. Buna bağlı olarakta çeşitli yönetmelikler ile organ naklinin uygulanması düzenlenmeye çalışılmıştır.

Bu yasaya göre organ nakline 4 Uzmandan oluşan bir ekip karar verebilmektedir. Bunlar nöroloji uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı, kardiolog yani kalp uzmanı ve anestezi-reanimasyon uzmanıdır. Organ nakli işlemine karar veren ekipte organ naklinin gerçekleştirecek doktorlar yer alamamaktadırlar. Organ nakli için ya hastanın daha önce vasiyet edilmiş onayı ya da hasta yakınlardan birinden onayının alınması şarttır. Bu izin alınmadan işlem yapılamaz.