Nov 212012
 

Suç ve suçlu her zaman ilgi çekmiş bir konudur. Çünkü ünlü bir hukukçunun söylediği gibi nerede suç var orada insan da vardır . Suçun türü ise o denli çeşitli ve farklı olabilmektedir ki uzun zaman bu konuda çalışanlar standart tek bir tanım yapabilme konusunda başarılı olamamışlardır.

Suçun başlangıcının insanın var olmasına kadar dayandığını söylemek çok iddialı ve yanlış olmayacaktır. Her zaman için farklı boyutlarıyla çok farklı disiplinlerden çalışmacıların ilgisin çeken suç kavramı ile ilgili yapılan çalışmaların artmasıyla birlikte tüm bu çalışmaların tek bir başlık altında toplanması Kriminoloji bilimini yaratmıştır. Kriminoloji suç işleyen ve suça maruz kalan insanı inceleyen bilim daldır. Suçun işlenme yöntemleri ve ortaya çıkarılabilmesi ,ispatlanması için gereken çalışmaları kapsayan bilim dalı ise Kriminalistiktir.

Kriminolojinin temel tanımı suç ve suçlunun incelenmesidir. Kriminologlar bu temel iki terimin tanımında fikir birliği içinde değildirler. Bu da suç ve suçlu terimleri kullanıldığında bu terimlerin alternatif tanımları bulunması sonucunu getirmektedir. Ancak geniş anlamda suç ceza kanununun ihlalidir. Suçlular hüküm giymiş kişilerdir ve bu da kriminolojinin konusudur. Öte yandan, kriminoloji insan haklarının ihlallerin ve tüm şiddet olgularını kapsamaktadır.

Kriminoloji şu konuları da kapsamaktadır;

– Suç ve suçluların çeşitli şekillerinin boyutları, niteliği ve dağılımı ve analizi,

– Suçun nedenlerinin analizi ve ilgili teoriler,

– Ceza kanunları,

– Polisiye işlemler, tutuklama gibi kanun ve cezai adaletin çeşitli süreçlerinin incelenmesi.

– Cezalandırmada farklı politika ve uygulamaların çeşitli şekillerinin analizi.

Penoloji, farklı ceza tedbirlerin etkililiği ile farklı ceza rejimlerinin toplumsal bakış açısıyla analizini kapsamaktadır. Örneğin suçun meydana geldiği durumların çeşitli boyutlarını değiştirerek, suçluları tedavi ederek veya genel sosyal politikaları uygulayarak suçu kontrol etme, azaltma ve önleme girişimi çalışması bu kapsamdadır.
Viktimoloji, suç kurbanlarının incelenmesi-kurban durumuna düşürülmenin boyutları, dağılımı ve niteliği; suç ve cezai adaletteki rolleri ve onlarla ilgili politik boyutları kapsamaktadır.

Multidisipliner bir yaklaşım

Kriminoloji multidisipliner çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. Kriminoloji başka farklı disiplinlerden yararlanmaktadır. Bunlardan öne çıkanlar Adli tıp , sosyoloji ,psikoloji, psikiyatri, hukuk, tarih ve antropolojidir. Bu disiplinlere biyoloji, coğrafya, ekonomi ve politik bilimler eklenebilir. Çeşitlilik olumlu bir durum olabilir, ancak bu disiplinlerin her birinin kendi varsayımları, temel fikir ve kavramları, paylaşılan bir bilgi kümesi, incelemede belli bir odak noktasının bulunması, tercih ettiği inceleme yöntemleri ve politikalarını belirleyen, dünyaya bakış açıları vardır. Disiplinler, aynı zamanda da kendi içlerinde de farklılıklar gösterebilirler. Bütün bunlar kriminolojiyi entelektüel olarak zorlu bir disiplin haline getirmektedir. Kriminolojinin, belli bir konuya diğer disiplinlerin uygulanması olduğunu savunan görüş bunun bir disiplin değil bir çalışma sahası olarak görülmesinin daha uygun olacağını öne sürmektedir.

Bu yüzyılın ortalarından itibaren kriminoloji kendi bilimsel dergileri, uzmanlık birlikleri, profesörlük ve enstitüleri vb. ile farklı bir kimlik ortaya koymuştur. Bu disiplin üniversiteler ve devletler tarafından desteklenen onaylanan bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Bugün yöntemlerin incelendiği kriminalistik ile insanın incelendiği kriminoloji tüm boyutlarıyla en önemli bilim dallarından birisi olmuştur.

Suç nedir? Suçlu kimdir?

Michael ve Adler (1933) suçun yasal tanımını “ Suçun en kesin ve en az belirsizlik içeren tanımı onun ceza kanunu tarafından tarafından yasaklanan davranış olduğudur. ” şeklinde yapmışlardır. Ayrıca “ suçluları suçlu olmayanlardan ayırt etmenin en kesin yolu suçlu bulunma ve bulunmama işlemidir’ şeklinde bir kategorizasyona gitmişlerdir. Suçun tanımı farklı zamanlara ve farklı toplumlara göre farklılık gösterebilir. Bu da, evrensel tanımlar kullanan araştırmacıların işini güçleştirmektedir. Bu açıdan son yıllarda ortak tanımlar üzerinde birleşilmeye başlanmış ,bu da çalışmaların anlaşılmasını kolaylaştırmıştır.

Kriminoloji bilimi suç ve suçlu davranışlarını araştırma amacıyla çalışmaların yapıldığı bilim dalıdır. Başlangıcından itibaren çalışmaların büyük oranda suçlu popülasyonu üzerinde olduğu gözlenmektedir. Pratikte, uzun yıllardır kriminologlar cezaevindekiler ile araştırma yapmışlar; cezaevi araştırmalar için uygun bir örneklem sağlamıştır. Ancak, cezaevindekilerin sadece suçlu bulunanlardan bir örneklemi oluşturduğu ve kanunu ihlal eden bütün kişileri temsil etmedikleri unutulmamalıdır.

Suç kavramının genişletilmesi

“Suç, ceza kanununun ihlali yönündeki, savunma veya mazeret olmaksızın yapılan ve devlet tarafından ağır veya hafif suç olarak cezalandırılan kasıtlı bir harekettir”.

Edwin Sutherland işadamları ve uzman kişilerin meslek yaşamları boyunca işledikleri suçları beyaz yakalılar suçu olarak tanımlamıştır. Sutherland, yanlış reklam yapma, anti-tröst faaliyeti, emek/işçi sınıfı ilişkileri ve patentlerin, telif hakları ve patent haklarının ihlali konusunda mahkemelerin ve komisyonların aldıkları kararlar hakkında 70 tane büyük şirkette araştırma yapmıştır. Bu tip ihlaller konusunda 547 karar alınmıştır. Ancak, bu kararlardan sadece 49’u ya da % 9’u mahkemeler tarafından alınmıştır. Sutherland, geri kalan kararların işaret ettiği davranışların aslında suç davranışı olduğunu gösterme girişiminde bulunmuştur.

Bunu, suçun tanımını genişleterek yapmıştır. Sutherland’a göre bu tanım iki şeyi içine almaktadır: ‘bir hareketin sosyal açıdan zararlı olarak yasal tanımı ve söz konusu hareket için verilecek cezanın yasal açıdan oluşması ’ Bu tanıma göre, pratikte suç olarak işlem görmeseler de, şirketlerin bu geri kalan davranışları suç teşkil etmekteydi.

Sutherland, suçun tanımındaki sınıf önyargısına işaret etmektedir . Beyaz yakalılar hem yakalandıklarında daha yumuşak muamele görmekteydi hem de bu tip suçluların çoğu asla hemen tutuklanmamaktaydı. Ayrıca, eğer kriminologlar dikkatlerini genel olarak yapılan suç tanımı ile sınırlı tutarlarsa çalışmaları bir tip sınıf önyargısı içerebilir. Ayrıca, sözü edilen suçlar ve suçlular resmi suç istatistiklerinde nadir olarak yer aldıklarından kriminologlar tarafından da göz ardı edilme olasılıkları daha fazla olacaktır.

Ayrıca, Tapan ( 1947) mahkum edilmiş suçluların bütün suç işleyenleri temsil etmeyeceğini öne sürmektedir. Bunun nedeni, suçluların bulunması, aleyhlerine dava açılması ve haklarında hüküm verilmesindeki seçici işlemlerdir. Ayrıca, “mahkum edilmiş suçlular gerçekte kanunları ihlal etmiş olanlara en yakın kişileri temsil etmektedirler ve bu nedenle de çalışmanın odağı olmalıdırlar” Birini (ya da bir şirketi) bir suçtan mahkum edilmedikçe suçlu diye belirlemek yanlış olur.

Ancak, Tappan’ın görüşü anahtar niteliğinde bir sorun içermektedir: mahkum edilmiş suçluların ceza kanununu bile ihlal edenleri temsil etmeme olasılığı olabilir ve bu suçlular hakkında genellemeler yapma girişiminde bulunanlar için ciddi bir problem oluşturabilir. Kanunu ihlal edip yakalanmamış olanların, kişinin kendi beyanlarına dayanan araştırmalar aracılığıyla (self-report studies) bulup çıkarılması girişiminde bulunulabilir. Ayrıca, bu şekilde kanun uygulayıcıları ve cezai adaletin işleyişlerine bakılarak hangi yönlerden seçici olduklarını tespit etme girişiminde bulunulabilir.

İnsan hakları ihlali olarak suç

Herman ve Julia Schwendinger (1970) suçu tanımlama yolu olarak yasal kurallardan çok temel insan haklarını (örneğin, kişisel güvenlik) belirleme yaklaşımı içerisindeydiler. Bu yazarlara göre, suçun tanımı kaçınılmaz olarak politiktir. Devletçe tanımı yapılan, kanuna tıpatıp riayet eden suç yaklaşımını kabul edenler belli bir devlet, statüko ve hizmet ettiği menfaatlerin işine yarama riskini almış olurlar. Örneğin, belli grupların insan haklarına saldırıda bulunulduğu 1930’ların Nazi Almanyası’ndaki bir kriminoloğun konumu buna iyi bir örnektir. İnsan hakları bakış açısından, devlet suçu tanımlayan bir otorite değil, suçun faili olarak kabul edilebilir.

Bir sosyal yapı olarak suç

Eğer suç ceza kanunu tarafından belirleniyorsa, bunun nasıl ortaya çıktığı sorusu araştırılabilir. Ceza kanunun kendisi de sosyal olarak, özellikle sosyal, ekonomik ve politik olarak oluşturulduğu göz önünde bulundurularak incelenebilir. Bu bakış açısından suç, çeşitli güç derecelerindeki amillerin faaliyetlerinin sonucu olarak, belli tarihsel koşullar ile tanımlanır.

Eğer ceza kanunu sosyal bir yapı olarak inceleniyorsa, suç ve suçlu da bu şekilde incelenebilir. Bazı hareketler ve kişiler cezai adalet sistemi tarafından olası adaylar arasından suçlu olarak nasıl belirlenmişlerdir? Bu bakış açısından, suç ve suçlu üzerinde, geleneksel yaklaşımdan çok daha farklı bir şekilde odaklanılmaktadır. Örneğin, ırk, sınıf veya cinsiyetin kişinin bir suçun şüphelisi durumuna gelmesi üzerinde ne gibi bir etkisi olduğu gibi sorular sorar. Bu yaklaşım suçlu hale getirme (criminalization) süreci ile ilgilidir. Böyle bir yaklaşım, kuralları kimin ihlal ettiğinden çok kimin koyduğu, kimin zorunlu kıldığı üzerine odaklanır.

Bu yaklaşımın başlıca odak noktası suçlu hale getirme (criminalization) süreci olduğundan suçlunun ilk hareketini, anlamını ve arkasındaki nedenleri ihmal edebilir. Suçlu hale getirme (criminalization) çalışmasının geleneksel cezai adalet sisteminin ve çoğu kez de kriminolojinin dikkatinden çoğu kez kaçan alanların (çocuk istismarı, aile içi şiddet, beyaz yakalı suçu ve işkence, ortadan yok olmalar, etnik temizlik ve soykırım gibi devlet suçları) çalışılması ile desteklenmelidir. Belki de, tartışmalarda çoğu kez birbirleriyle karıştırılan üç soruyu ayırt etmek yararlı olacaktır:

Suç nedir?

Suçlu kapsamına ne girmelidir?

Kriminoloğun çalışma kapsamına ne girmelidir?

Bu sorular çağdaş kriminolojide hala önemli bir yer tutmaktadır ve özellikle politik olarak radikal bir konumdan çalışan ve beyaz yakalı suçu gibi alanlarda çalışanlar tarafından sıklıkla yeniden gündeme getirilmektedirler. Kriminoloji her geçen gün kriminalistik yöntemlerle birlikte en çabuk gelişen ve dinamik bilim dalı olma özelliği göstermektedir.