Nov 232012
 

Şiddet özellikle 2000li yıllarla birlikte gündemde en sık yer alan konulardan biri olarak tüm dünyada artan bir olgu olarak dikkati çekmektedir. Bireyin kendine yönelik şiddeti olan intiharla başlayarak, en küçük toplumsal birim olan ailede ve genel olarak insana yönelik olarak çok yönlü karşımıza çıkmaktadır. Seri cinayetler, çocukların öldürülmeleri,seks cinayetleri gibi çok sayıda sınıflama yapmak mümkündür.

Şiddet; cinayet, işkence, darbe (vuruş) ve etkili eylem, savaş, baskı, suçluluk, terörizm vb. tüm kavramları kapsayan eylemlerin bütünüdür.

Sözlük anlamıyla şiddet; Bir kişiye, güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak veya yaptırmak;
Şiddet uygulama eylemi; Duyguların kabaca ifade edilmesine doğal eğilim; Bir şeyin karşı konulmaz gücü; Bir eylemin hoyrat yapısı olarak tanımlamaktadır.

Şiddet” terimi bir yanda olgular ve eylemleri; diğer yanda da, gücün, duygunun veya bir doğa unsurunun varoluş üslubunu belirlemektedir – İlk anlamıyla şiddet, huzur karşıtıdır. Onu bozar veya tartışmaya açar. İkinci anlamda söz konusu olan ise ölçüleri aşan ve kuralları çiğneyen kaba bir güçtür.

Terimin kökenine baktığımız zaman ise şunları görürüz: Şiddet, Latince violentia’dan gelmektedir. Violentia, şiddet, sert ya da acımasız kişilik, güç demektir. Violare fiili ise şiddet kullanarak davranmak, değer bilmemek, (kurallara) karşı gelmek anlamını taşımaktadır. Bu sözcükler vis ile bağlantılıdırlar. Vis ise, güç, erk, yetke, şiddet, bedensel güç kullanımı demek olduğu gibi, nitelik, bolluk, öz ya da bir şeyin asıl yapısı anlamlarına da gelir. Daha kapsamlı açıklamayla vis sözcüğünün, etken güç, bir cismin gücünü kullanma olanağı yani etkinlik, değer yaşam gücü anlamlarını da kapsadığını görürüz.

Sözcüğün günlük kullanımını incelersek çok boyutlu olduğunu görürüz. Çekirdek kavram “güç”tür. Bu yüzden şiddet dendiği zaman öncelikle anlaşılan bir bedensel davranışlar ve eylemler dizisi olmaktadır. Şiddet her şeyden önce vurma ve kötü davranma eylemidir. Bu yüzden her zaman iz bırakır. Halbuki gücün şiddet olarak tanımlanabilmesi için belirlenmiş olan normlar çok çeşitlidir. Bu yüzden neredeyse norm sayısı kadar şiddet biçiminin bulunduğu kabul edilebilir.

Hukuksal Tanımlamalar

Günlük kullanımdaki anlamların sayıca çeşitliliğine karşın hukuktaki tanımlar çok kesindir;

Ceza hukukunda, insana karşı gerçekleştirilen bütün vurmalar (darbeler) şiddet olarak nitelenmez. Tasarlanarak işlenen cinayetler ile ırza karşı işlenen suçlar, tecavüzler ayrı olgular olarak ele alınmaktadır. Gerçek anlamıyla şiddet, ceza kanununun 309, 310 ve 311’inci maddelerinde, “Darbe, şiddet ve Etkili Eylemler (müessir fiil)” başlığında toplanmıştır.

Hukukçular bu tür eylemler için “İnsanın, benzerlerine karşı giriştiği, onlarda önemli ya da önemsiz hasarlar veya yaralar oluşturan, saldırganlık ve hoyratlık ifade eden hareketlerdir” açıklamasında bulunmaktadırlar. Bu tanım; şiddet ile kalıcı bedensel hasar yaratan güç kullanımı arasındaki bağı vurgulamaktadır. Fakat hukukun gelişmesi ile bu tanım suçlamaların artmasına olanak verecek anlamları da içermeye başlamıştır. “Sadece dış (harici) bir unsur ile şiddetli bir temas sonucu oluşan hasarlardan oluşan gerçek (doğrudan) darbelere iç (dahili) olgular da eklenmiştir (hastalıklara sebebiyet verilmesi, bedensel sakatlıklar)”

Günümüzde toplumsal yaşamın bütün yönlerinin idaresi, teknoloji ve kitle iletişim araçları değiştiği için, şiddetin görüntüsü ve ölçüsü de değişmektedir.

İnsan psikolojisinde evrensel olarak varlığı kabul edilen ve cinsellikle birlikte en güçlü iki dürtüden biri olan şiddet, toplumda pek çok boyutta gözlemlenen bir olgudur. Genel sınıflamasını yapacak olursak şiddeti başlıca şu alt başlıklar altında incelemek mümkündür;

Aile içi şiddet

Kadına yönelik şiddet

Tecavüz ve cinsel saldırı

Çocuk istismarı

Yaşlılara yönelik istismar

İntihar (Kişinin kendine yönelik şiddeti)

Toplumu oluşturan en küçük birimde yani ailede insan kendini en huzurlu ve konforlu hissettiği ortamda şiddet yaşanabilmektedir. Bu açıdan bu ortamda yaşanabilecek olan şiddetin diğer hedef gruplara göre şiddete maruz kalan kişide çok daha karmaşık ve derin izler bırakacak travmalar oluşturmaktadır. Aile içi şiddet bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Aile içinde güçlünün güçsüze yönelik saldırganlığının özellikle fiziksel olarak cezalandırılması olarak yaşanan şiddete maruz kalan başlıca 3 grubun olduğu görülmektedir. Bunlar çocuklar, kadınlar ve yaşlılardır. Bu üç grubun içinde de çocukların kırılgan ve savunmasız oldukları için en çok yaralanan ve iz taşıyan grup oldukları dikkati çekmektedir. Çocuk istismarı olarak isimlendirilen çocuğa yönelik şiddet gelişmekte olan ülkeler kadar gelişmiş toplumlarda da dikkati çekici boyuttadır.

Şiddetin nedenleri üzerinde farklı görüşler bulunmaktadır. Ancak çok yönlü araştırmaların yapılması, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörlerinin incelenmesi ile kurbanlar, saldırganlar ve koşullar hakkında bilgi edinilebilir.

Sorry, the comment form is closed at this time.