Jan 052013
 

Karbon monoksit zehirlenmeleri ve buna bağlı ölümler kış ayları geldiği zaman hep gündeme gelen bir konudur. Bu durum yine tekrarlamış ve son ayda 8 ölümle karbon monoksit zehirlenmesine bağlı ölümler yine kendini hatırlatmıştır.

Bu 21. Yüzyılda dünyanın en büyük ülkelerinden birisi olma iddiasında olan Türkiye için utanç kaynağıdır . Çünkü gelişmiş hiçbir ülkede karbon monoksit zehirlenmesine bağlı kış aylarında bu sayıda ölüm gerçekleşmemektedir .Neden mi? Basit bir cevabı var. Dedektör.

Karbon monoksit renksiz ve kokusuz bir gazdır . Ortamda olduğunu anlayabilmek kolay değildir. Ancak daha dramatik olan boyutu karbon monoksit gazı önce kasları etkiler sonra bilincin etkilenmesi söz konusudur. Yani kol ve bacaklarını hareket ettiremeyen kişinin bilinç, açıktır ama bu durumdan kurtulabilmek için hareket edememektedir. Bu da bu olayı çok dramatik boyuta getirmektedir.

Her yıl yaklaşık 80 ölümün gerçekleştiği ve 2000 zehirlenme olgusunun saptandığı bu durum basit bir dedektör zorunluluğu yönetmeliğiyle halledilebilir bir durumdur. Bu dedektörün konulmadığı binalara ruhsat verilmemesi olayı çözecektir.

Olayın adli tıp boyutuna baktığımızda karbon monoksit zehirlenmesine bağlı ölümlerin karakteristik özellikleri vardır. Özellikle dış bulgularda ölü lekelerinin parlak kırmız renkte olmaları çok belirgindir. İç organlarda da bu durum gözlenmesi spesifik bir durumdur.

Karbon monoksit zehirlenmelerinde laboratuvarda kandaki karbon monoksit düzeyinin ölçülmesi en net sonucu verir. Burada da kandaki düzeyin en çok % 65 -70’lere çıktığını ,bazı durumlarda biraz daha yükselebileceğini ama hiçbir zaman % 100’e çıkmayacağını bilmek gerekir.

Özetle karbon monoksit zehirlenmeleri hiçbir zaman kader değildir. İhmal başta olmak üzere insan kaynaklı bir hatadır. Mutlaka buna yol açan durumun saptanması ve bu olaya neden olan kişi ve kurumların soruşturulması, hakkın aranması gerekir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.