Nov 212012
 

Kelimenin latince aslı incestus olup sıfat olarak pis, kirlenmiş, temiz olmayan anlamına gelmektedir. Ayrıca tanrılar karşısında da ahlaksız, uygunsuz, iffetsiz, suçlu karşılığında da kullanılmaktadır. İsim olarakta kirlilik, iffetsizlik, uygunsuzluk demektir.

Fransızca inceste, ingilizce incest, almanca blutschande kelimeleri kullanılmaktadır. Dilimizde karşılığı olmayan bu kelime arapçada fücur’la karşılanmaktadır. Mustafa Nihat Ozon’un Osmanlı-Türkçe sözlüğünde fücur için günah, zina denilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise “Günahın her çeşidi” olarak ifade edilmektedir.

Bugün bu terim toplumumuzda evlenmeleri, ahlakça, hukukça, dince yasaklanmış (nikah düşmeyen) yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları anlamında kullanılmaktadır. Psikiyatri kitaplarında ise cinsel sapmalar bölümünde “yakın akrabalar arasında cinsel ilişkide bulunmalar” ya da “akraba aşkı” anlamında kullanılmaktadır. American Journal of Pscyhiatry’nin 1991 ocak sayısında konu ile ilgili bir yazıda ensest “çocuk ile ana-baba ya da çocuk ile büyükanne-büyükbaba arasındaki uygunsuz cinsel ilişki tanımı yapılmaktadır.Ayrıca hem vaginal hem anal yönü bulunan, oral ya da genital ilişki, zorlama ile karşılıklı masturbasyon biçiminde gerçekleşen cinsel ilişkinin ensest kapsamına girdiği vurgulanmaktadır.

Ensest geleneksel olarak biyolojik olarak akrabalığı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak değerlendirilmektedir. Bu ilişkide tarihte hep yasaklı bir tabu olarak görülmüştür. Klasik ensest ilişki sadece kan bağına dayanmaktadır. Yakın ilişkilerin kurulmuş olduğu, ebeveyn bağının ve güvenin oluşmuş olduğu veya ebeveynlerle olan ensest ilişki kavramı uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir.

Son yıllarda ensestin daha genel bir yaklaşımla çocukta cinsel istismar olarak değerlendirilmesi ve sadece cinsel ilişkinin gerçekleştiği durumları değil çok daha geniş bir spektrumda tüm cinsel içerikli davranışları içermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Bugüne kadar ensest, özellikle fertilizasyonun oluştuğu durumlarda hamilelikte çok önemli bir problem olarak algılanıyordu. Doğacak çocuğun handikaplı olması durumu, özürlü çocuk doğması olasılığının yüksekliği ile çocuğun sosyalleşme döneminde aile içi ilişkilerden kaynaklanacak kaos en önemli problemler olarak görülmektedir.

Ensest için çeşitli tanımlar yapılmıştır. İki temel faktör tanımlarda önemli rol oynamaktadır. Bunların ilki ensest kapsamına kimlerin girdiğidir. Bazı araştırıcılar sadece çekirdek aile bireylerini bu kapsamda değerlendirmekte bir grup ise bakmakla yükümlü olan tüm kişileri biyolojik bağa bakmadan bu kapsama alınmaktadırlar. Kişisel görüşüm ikinci yaklaşımın doğru olduğudur. İkinci faktör ise hangi davranışların bu grupta değerlendirilmesine ilişkin yaklaşımlardır. Sadece koitusu kabul eden araştırıcıların görüşü son yıllarda anlamını yitirmiş artık geniş spektrumda cinsel eylemlerin değerlendirilmesi görüşü ağır basmaktadır.

Risk Faktörleri

Baba-kız ensesti en sık rastlanılan ilişki türlerinden birisidir. Aşağıda risk faktörleri olarak düşünülen özellikler belirtilmiştir.

1- Alkolik baba

2- Alışılmışın dışında şüpheci ya da bağnaz ve sofu baba

3- Vahi/ otoriter baba

4- Annenin olmaması veya ailede koruyucu güç olmayı beceremeyen anne

5- Annenin ev işlerini yapan ve anne rolünü oynayan bir kız çocuğu

6- Anne-babanın bitmiş ya da sorunlu cinsel yaşamlarının olması

7- Babanın kendi kontrolünü sınırlayan faktörler: Madde bağımlılığı, psikopatoloji, sınırlı zeka

8- Küçük kızda aniden gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı

9- Çocuğun insanlarla yakın ilişki kurulmasına izin verilmemesi

10- Anne-babanın yabancılara karşı düşmanca, paranoid bir tutum içerisine girmesi

11- Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı

12- Babanın puberte döneminde kızına karşı aşırı kıskançlık göstermesi

Değerlendirme ve Tedavi

Konuyla ilgili büyük tabu yüzünden ailelerin ilk planda inkar ve suçluluk duyguları normal karşılanmalıdır. Bu yüzden ilk temaslar destekleyici olmalı, istismar edene duyulan olumsuz duygular frenlenmeli, çocuğun güvenliği öncelikle gözetilmelidir. Eğer erişkin tedaviyi reddediyorsa, çocuk geçici bir bakımevine yerleştirilmelidir. Olay sonrası çocuğun tıbbi ve psikiyatrik muayeneleri yapılmalı, özellikle jinekolojik muayenenin travmatik etkisi unutulmamalıdır.

Erişkin ve çocuk arasındaki en tipik cinsel temas adolesans öncesi veya adolesan kız çocuk ve babası/üvey babası arasındaki okşamalar, veya ilişkidir. Tüm yaş gruplarındaki çocuklar genital, anal veya oral cinsel temasa maruz bırakılıp istismar edilebilir. Cinsel istismar pekçok yönüyle fiziksel istismara benzer. Öncelikle, erişkinin impuls kontrolunda bir gereksinimi karşılar, yani bir rol değişimi yaşanmıştır. Ve son olarak da ilişki patolojik bir aile yapısında ortaya çıkar.

Genç bir kız, babasıyla cinsel ilişkiye girdiğinde, anne genelde aktif veya pasif olarak davranışı görmezlikten gelir. Erkekler çoğunlukla karılarından göremedikleri seksüel ve duygusal doyum için kızlarına yönelirler. Pek çok durumda, kadın bilinçli olarak veya bilinçsizce, kızının seksüel partneri olmasını destekler. Başka tür bir aile yapısında ise anne, kocasının yokluğunu oğlunu baştan çıkararak telafi etmeye çalışabilir. Temasın derecesi aynı yatakta uyumaktan gerçek ensestiyöz ilişkiye kadar uzanabilir. Çocuklar, ebeveynleriyle eşcinsel temasa da girebilirler. “Modern cinsel eğitim” adı altında ebeveynlerinin cinsel aktivitesini seyretmek zorunda bırakılabilirler.

Pek çok doktor, rutin olarak ensest şikayetlerini veya akraba hamileliklerini bile gencin fantazilerine yüklemekte, pedagoglar bile ruhsal çöküntü içindeki çocuğun problemlerini değerlendirmede ensest olayına pek ihtimal bile vermemektedirler. Oysa ensest olgusu pek çok yetişkin arasında çok yaygın olarak bulunmakta, olayın meydana gelmesinden 10-15 yıl sonra bile olayın çöküntüleri psikiyatristler, akıl hastaları klinikleri, evlilik danışmanları, polis ve mahkemelere ulaştığında olayın bu kadar süre açığa çıkmaması çok şaşırtıcı olmaktadır.

Ensest genellikle aile içi bir sır olarak görülmektedir.Çocuk istismarını engelleme çalışmaları arttıkça ensestin gizlenmesi gittikce zorlaşmaktadır. Ensest olayları çok sık olan bir olay olmasına karşın, bildirilmemesi yüzünden çok az görülen bir olay olarak değerlendirilmiştir.

Ensest ile ilgili yanlış görüşlerin (mitler) yaygın olması olaya net tanı koydurmayı engellemektedir.

*Ensest çok nadir görülen bir olaydır.

* Olaydan kurban çok az zarar görür.

* Bu tip olaylardan en büyük sorumlu kapasitesiz, isteksiz, rolünü yerine getirmeyen annedir.

* Bu durumdaki erkek doğal olarak evin içindeki diğer dişiye döner yani bu koşulları hazırlayan annedir.

* Çocuklar baştan çıkarıcı olur ve çok zevk alır.

* Çocuklar bunu yetkililere bildirdiğinde çoğunlukla yalan söylemektedirler.

* Olayın aydınlatılmasında çocukların üzerine gitmemek gerekir.Çok büyük psikolojik zedelenme oluşur.

* Cinsel istismarda en iyi yapılacak hareket olayın üzerine gitmemek ve kendi haline bırakmaktır.

Nov 212012
 

İstismar türleri içerisinde gündelik yaşamda en sık rastlanan tiplerden birisi de duygusal istismardır. Duygusal istismarın temelinde çocuğun psikolojik hasar yaşaması bulunmaktadır.Bunun oluşumunun iki temel nedene bağlı olduğu görülmektedir.

1- Kendilerine bakmakla yükümlü kişiler tarafından olumsuz olarak etkilendikleri tutum ve davranışlara maruz kalmaları,

2- Gereksindikleri ilgi, sevgi ve bakımdan mahrum bırakılmaları.

Duygusal istismar iki özelliği ile diğer tür istismarlardan ayrılmaktadır.

Bunlar;
1-Fiziksel ve cinsel istismarda olduğu gibi somut fiziksel bulguların bulunmayışı,
2-Tek başına bulunabileceği gibi çoğu olguda diğer istismar türleriyle birlikte bulunduğu tespit edilmiştir.Cinsel ya da fiziksel istismara uğramış bir çocuğun bunun uzantısı olarak aynı zamanda duygusal istismara da maruz kaldığı görülmektedir.

Duygusal istismarın tanımı diğer istismarlara göre bazı değişkenlikler içermektedir. Örneğin bir davranış modeli bebeklik anında normal kabul edilirken gelişim döneminde duygusal istismar sınıfına girmektedir. Buna örnek ağır koruyuculuk davranışı gösterilebilir. Bu yüzden diğer istismar türlerine göre duygusal istismar biraz daha karmaşık ve saptanması zor bir istismar tipidir.

Duygusal istismara neden olan başlıca ebeveyn davranışları şöyle sıralanabilir:

1- Reddetme (Rejection); Yetişkin bireyin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaması, onu ayrı bir birey olarak kabul etmemesi, o yokmuş gibi davranması, çocuğun olumlu yönlerini ortaya çıkarmak motive etmek için herhangi bir şey yapmaması, yardım taleplerini reddetmesi, çocuğa hiçbir işe yaramıyor duygusu vermek, evdeki her hatadan onu sorumlu tutarak onu bir tür günah keçisi rolüne soyundurmak, fiziksel temastan kaçınmak ve ona dokunarak yakınlığını belli etmemek

2- Tek başına bırakmak (Isolating) : Ebeveynin çocuğu toplumsal ilişkilerden ve kendinden uzak tutması, çocuğun bu tip ilişkilere girmesini sağlayacak fırsatlar sağlamamak veya kasıtlı olarak bu tip fırsatları engellemek, çocuğun yalnız olduğuna inandırılması.

3- Yıldırma (Terrorizing): Ebeveynin sözel veya fiziksel saldırılar ile çocuğu korkutması, tehdit etmesi, gözdağı vererek korku dolu bir ortamda yaşamasına neden olması.

4- Suça yöneltme (Corrupting): Anti sosyal davranışlara yöneltilmesi, buna özendirilmesi çocuğa toplumsal açıdan kötü örnek olunması, kötü örnekler gösterilerek o yola yöneltilmesi.

5- Duygusal tepki vermeyi reddetme (Denying emotional responsiveness): Bu tip eylemlerin kökeninde çocuğun sağlıklı olarak hem duygusal hem de sosyal gelişimini sağlayacak tepkilerin verilmemesi bulunmaktadır.

6- Aşağılama (Degrading ) :Ebeveynin çocuğun küçük düşmesine neden olacak, onurunu zedeleyecek davranışlarda bulunması, çocukta yetersizlik duygusu uyandıracak takma isimlerle çağırma ve bu tip davranışların sistematik olarak uygulanması

7- Kendi çıkarına kullanma (Exploiting): Ebeveynin kendi çıkarları için çocuğu kullanmasıdır. Bu tip olaylar özellikle sorunlu evliliklerde çocuğun evlilik güvencesi olarak kullanılması olarak görülür.

8- Vaktinden önce yetişkin rol verme (Adultifying ): Çocuktan gerçekçi olmayan beklentilerin olması ve bu tip başarıların beklenmesi, yapamayacağı şeyleri başarması için baskılamak, yaş gelişimine uygun olmayan sorumlulukların verilmesidir.

Duygusal istismar oluşturan nedenlere göz attığımızda temel olarak kültürel ve sosyal yapının rol oynadığı görülmektedir.Duygusal istismar toplumun tüm katmanlarında rastlanmaktadır. Ama özellikle toplumdan yalıtılmış olarak yaşayan ailelerde daha yoğun ve sık rastlandığı tespit edilmiştir.

Duygusal istismar riskini arttıran faktörler şöyle sıralanabilir:

Yoksulluk, işsizlik, suçluluk, gecekondu tipi evlerde yaşama

Bu tip ailelerin ebeveynlerinde gergin , saldırgan ve tehdit eden bir profilin bulunduğu gözlenmektedir. Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının değişken olduğu,belli bir çizgiyi izlemediği görülmektedir.Bu da çocuklar için sürekli değişken kararlar alma sonucunu getirmektedir.Anne-babanın buna bağlı sürekli bir çatışma içinde oldukları tespit edilmiştir.Ayrıca bu ebeveynlerin de çocukluklarında istismara maruz kaldıkları ortak bir bulgudur.Alkol ve uyuşturucu kullanımı yaygın olup genellikle çekirdek aile yerine geniş ailelere bağlı çocuklar olduğu gözlenmektedir.Ebeveynlerde zeka geriliği görülme insidansı normal populasyona göre yüksektir.

Duygusal istismar diğer istismar tipleri içerisinde vücutta fiziksel bulguların görülmediği ama psikolojik etkilerinin yoğun olarak çocukta görüldüğü bir istismar tipi olarak farklılıklar göstermektedir. Uzun süreli etkileri nedeniyle uzmanların saptaması ve çalışabildikleri bir istismar tipi olan duygusal istismar fiziksel ve cinsel istismarla birlikte de görülmektedir. Özellikle istenmeyen çocuk veya erken doğum sonrasında çocukların sıklıkla duygusal istismara maruz kaldığı gözlenmektedir.

Nov 212012
 

Erkek veya kadın ile anüs yolu ile yapılan cinsel ilişkidir. Livata yapılana pasif, yapana aktif kişi denir.

Livata, akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır.

Akut Livata:

Bir defa ya da kısa süre içerisinde birkaç kez anüs yolu ile koit yapmaktır. Anüs ve rektumda meydana gelen lezyonların ağırlığı travmanın şiddeti ve kişinin yaşı ile orantılı olarak değişmektedir.

Akut livata bulguları: anüs çevresinde ekimoz ve yırtıklardır.

Anüs çevresindeki hiperemi akut livatanın kesin bulgusu olmayıp sürtünme esnasında meydana gelebileceği gibi paraziter enfoksiyonlar, kaşıma gibi mekanik tahrişler ve temizliğin ihmali nedeni ile de oluşabilir.

Ekimoz: Glans penisin anüse kuvvetle tatbik edilmesi esnasında meydana gelir. Anüs dış sfinkteri istemli olarak sıkıldıysa zorlama daha fazla olur ve anüsü çevreleyen bir ekimotik halka oluşur. Ekimoz kolay kolay kaybolmaz ve en hafif olanını dahil 72 saat sonra kaybolmaya başladığı belirtilmektedir.

Çatlak(Fissür): Birkaç mm uzunluğunda, seröz sızıntılı, anüsün plikalarına paralel seröz defektlerdir.

Yırtık: Ekimozla birlikte anüs mukozasında rektum içine doğru uzanan yırtıklar görülür. Bu yırtıklar periferden merkeze uzanır. Erişkinlerde kendi istekleri ile kaydırıcı madde kullanılmış ise hiçbir değişiklik kullanılmaz.

Vücutta bulunan bulgular: Kişi fiile karşı koyduysa vücudunda cebir ve şiddet belirtilerine rastlanır.

Meni( Sperm Lekeleri): Ergenliğe ermemiş erkek çocukların vücudunda veya iç çamaşırlarında bulunan lekeler olayın delili olması bakımından çok önemlidir.Ancak ergin bir çocukta vuzütta veya iç çamaşırındaki lekelerde şüpheli davranmak gerekir.İmkan varsa lekelerin kimliklenmesi sağlanmalıdır.

Zührevi Hastalıkların Bulaşması: Nadir olmakla birlikte görülebilir. Örneğin sifilis mikrobunu taşıyan bir parmağın anüse teması ile ilk olarak bu bölgede meydana gelebilir. Kendi penisinde olmadığı halde anüste görülecek gonore delil yönünden önemlidir.

Kronik Livata:

Anüs yolu ile uzun süreden beri çok sayıda koit yapılmasıdır.

Kronik Livata Bulguları: Anüs pililerinin kaybolması, anüsten gaita ile karışık akıntı gelmesidir.

Sifinkter geniştir ve açıktır. Anüs genişler ve açık kalır. Sifiknter gevşek olduğu için gaita kaçırılması söz konusudur. Anal mukozadaki salgı bezleri gelişir ve sürekli nemli kalır. Hiperemi hiçbir zaman kronik livata belirtisi değildir. Anal sifinkter tonüsü kaybolduğu için diz-dirsek pozisyonunda tuşe yapılırken parmak ileri geri hareket ettirilir ve parmak hiçbir dirençle karşılaşmadan anüs içine girer.

Anüsün huni şeklini alması eskiden eskiden çok önem verilen bir bulgu olmasına rağmen astenik kimselerde ve kronik livataya maruz kalmayanlarda da görülebildiği için artık kesin bir bulgu olarak değerlendirilmektedir. Pasif kişiden rektumdan materyal alınıp sperm yönünden incelenir. Aktif kişi yakalandıysa glans peniste gayita aranır.

Livata muayenesinde erişkin kişilerde anüs ve çevresinde akut ya da kronik livata işareti olabilecek maddi bulgulara rastlanmayabilir. Erişkin kişilerde rıza ve itina ile( örneğin kayganlaştırıcı madde kullanılması) yapılan bu tip cinsel ilişkilerde anüsün kolay genişlemesi nedeni ile hemen hiçbir lezyon görülmemektedir.

Pasif kişilerde meni lekeleri, aktif kişilerde feçes lekesi bulunabilir.Ayrıca kaygan bir madde kullanıldıysa onun da izlerine rastlanabilir. Bahsedilen bulguların yanı sıra zührevi bir hastalığın da varlığı olgu hakkında karar vermede değerlidir.

Nov 212012
 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, pedofili eylemleri temel olarak erkekler olmak üzere, bir yetişkin (18 yaş üzeri) tarafından ergenlik yaşı öncesindeki (12 yaş altı) bir çocuğa yönlendirilmiş cinsel davranışlardır. Pedofili (subyancilik), parafili yani çocuklara yönelik anormal ve doğal olmayan sapkın cinsel istek duyan kişilerdir.

Başlıca iki tipte karşımıza çıkmaktadır.

Ozel tip(Exclusive type) pedofiller, sadece cocuklara cekim duyarlar.

– Ozel tip olmayanlar (non-exclusive) pedofiller, hem yetişkinlere hem de çocuklara ilgi duyarlar.

Pedofili, bugün toplumumuzu sarsan bütün endişeler ve korkularla doldurulan adeta amblem işlevi gören bir figürdür. Çocuk cinsel istismarının medyada yer aldığında kullanılan ifadelere bakmak durumu anlamak için yeterlidir.Kurban-çocuk-yalnızca işlenen suçun objesi durumuna indirgenmektedir.

Pedofilinin artık her yerde, özellikle toplumun çocukları için endişelendiği , kendilerinden ayrı oldukları ortamlarda korku ve endişelerinin en çok odaklandığı yerler olan okullar ve belli kurumlarda; otorite ya da saygınlık konumuna sahip kişilerde, sosyal olarak marjinal yerlerde, trenlerde, tren istasyonlarında ve daha pek çok yerde meydana gelebildiği görülmektedir.

Pedofilik davranışlar fiziksel temas olmaksızın teşhircilik yapma ile cinsel bölgelere amaçlanmış (ya da amaçlanmadan gerçekleşen) penetrasyon filleri arasında değişmektedir.Pedofiller, amaçlarına ulaşmak için bazen farklı derecelerdeki zorlamalar olduğu kadar farklı yollarda kullanırlar. Pedofillerin belirli ,kalıplaşmış bir davranış modelinin her olguda görüleceğini söylemek ve belli kalıplarda değerlendirmek mümkün değildir.

Genel sınıflandırma

Durumsal pedofili:

Bazı yetişkinler,çocuklara hiçbir cinsel çekicilik hissetmeden de pedofili davranışını gerçekleştirebilir.Bunlar, patolojik kişilik yapısına sahip kimseler tarafından gerçekleştirilen birbirleriyle bağlantıları olmayan impülsif fiillerdir.

Tercihe bağlı pedofili:

Bu, ergenlik öncesi çocuklara yönelik, çeşitli şekillerde fiile dökülen cinsel sapmadır. Bu gibi kriterler kullanılarak tarif edilebilir:cinsel tercih, çekici veya çekici olmayan tip, cinsel saldırının tipi, kullanılan stratejiler, suçu işleme şekilleri, karakter özellikleri, sosyal yönden zayıf veya güçlü vb. Şunu belirtmek gerekir ki, pedofili bütün sosyokültürel çevrelerde ve sosyal sınıflarda meydana gelebilir. Pedofiller, gözlerden uzak, karanlıkta avını yakalamaya çalışan kimseler değildir.Aksine, bu kişi herhangi birinin arkadaşı, topluma iyi entegre olmuş, şüphe uyandırmayan biri olabilir. Asla, pedofili eğiliminden söz etmez ve yine bu eğilimini açıkça sergilemez.

Bir yetişkin ve bir adolesan arasındaki cinsel ilişki ve genç erişkinlere karşı cinsel agresyon sadece pedofili tanımının sınırları içinde kalmaz.Bu bakımdan yaş kriteri önemli bir önkoşuldur. Kurbanlar 13 yaş altında olmak zorundadırlar.

Pedofil tarafından, çoğunlukla, sapık cinsel uyarılma öncesinde depresif bir durum sergilediği, anksiyeteden kaynaklanan sıkıntı duygusu, başarısızlık ve güçsüzlük hissi yaşadığı belirtilir.

Tercihe bağlı pedofilide, söz konusu fiil, çok seyrek olarak birdenbire ortaya çıkar. Genellikle, birbiri ardına gelen çeşitli bölümler halinde meydana gelir: Bunlar ilişkiye dayanan bir strateji, yaklaşma stratejisi, risk ölçümü ve fiili gerçekleştirme şeklindedir.  

Bu farklı sürelerde gelişen bir süreci kapsamaktadır. Seçilen çocuğun ailesi ile veya yaşadığı çevredeki kişilerle olan ilişkilerinin kurulması bu sürecin bir parçasıdır.Kurbanların, cinsiyet, yaş, ve genel fiziksel özellikler gibi kişisel kriterlere dayanılarak seçildiği görülmektedir.

Başlangıçtaki temas, konuşma, hediye verme, çocuğun hoşlandığı şeyler veya hobilerine ilgi gösterme ile tehdit veya güç kullanma arasında değişen çeşitli stratejiler kullanılarak gerçekleştirilir.Pornografik malzeme kullanılabilir. Pedofil, devamlı olarak, söz konusu olabilecek riskin ölçümünü yapar: potansiyel görgü tanıklarının bulunup bulunmadığı, çocuğun polise haber verme olasılığı,ebeveyn,akraba ve yakınlarının göstereceği reaksiyonların tahmini, intikam vb.  tehlikelerin olup olmadığını anladıktan ve kendini güvende hissettikten sonra çocuğa yönelik eylemine girişir.

Ancak pedofili konusunu konuşurken çok önemli bir boyutu da irdelemek gerekmektedir. Yaşanan olgulara baktığımızda çocuklara yönelik cinsel istismar olgularının büyük bir kısmı pedofil olmayanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu noktada önemli olan pedofil ile çocuğa yönelik istismar gerçekleştiren ama pedofil olmayanlar arasındaki farklılığı vurgulamaktır. Bunu yapmak için çocuğu istismar eden kişinin kim olduğunu tanımlamak gerekmektedir.

Amerikan Psikiyatri Birliği, ‘durum tacizci’sini, normalde yetişkinlere çekim duyan ancak herhangi bir nedenle, cinsel tatmin için bir çocuğa yönelmiş kişi olarak tanımlamaktadır. Saldırgana cazip gelen kendi yaşıtları ve eşitleri arasında kendisine bir partner bulma becerisi gösteremeyen bir yapıda olduğundan dolayı çocuklara yönelmesidir.Bu kişinin sosyal becerileri zayıftır.Çok içine kapanık ve kimseyle ilişki kurmak istemeyen bir yapısı vardır. Bu yüzden bazen bu kişilerin çocuklarla sadece seks ilişkisi değil karşılıklı konuşma , sohbete dayalı bir ilişki kurdukları da gözlenmektedir.

Bu tip olgulardaki en tipik durumlardan birisi saldırganın yaşadığı ortamda çocuğa çok rahat ulaşabilmesidir. İşinden dolayı çocuklarla ilişkisinin fazla olması ya da bulunduğu ortamda çocukların tanıdığı birisi olma gibi özellikleri kendi avantajına kullanmaktadır. Servis şöförlüğü, beden öğretmeni gibi meslekler bu anlattığım duruma çok uygun mesleklerdir. Bu meslektekiler bunu yapar gibi bir anlam çıkartılmaması gerekir.Tam tersi bu tip insanlar eylemlerini yapabilmek için bu tip meslekleri seçmektedirler..Bu çocuklar bazen saldırganın kendi evindeki çocuklar bile olabilmektedir.

Saldırgan sürekli yalnız kalacağı ortamı gözlemektedir. Bu fırsatı yakalayabilmek için sürekli ortamları kollamaktadır. Sonra bir gün bu çocuklardan biriyle yalnız kalabileceği bir durum ortaya çıkıverir(veya suçlu tarafından bu durum yaratılır).Bu durumlarda saldırganın stresini yenmek için , alkol veya uyuşturucu kullanması sıklıkla gözlenen bir durumdur. Kullandığı maddeler saldırganın çekingenliğini azaltır ve cinsel tatmini bulmak için çocukla baş başa kaldığı bir durumdan yararlanır.

Çocukları kurban eden durumsal-tipteki cinsel suçlular, çocuklara yönelik gerçek bir cinsel tercihleri yoktur. Yine de, çok çeşitlilik gösterebilen durumsal nedenlerle çocukları taciz edebilirler. Bu kişiler yetişkin pornografisini seyretmeyi daha çok tercih eden kişilerdir ve bununla tahrik olabilirler. Ama bazı durumlarda çocuklarla seks yapmak için girişimlerde de bulunmaktadırlar. Durumsal seks suçluları, kendi çocukları veya beraber yasadığı çocuklar ya da üzerlerinde kontrol sağlayabildikleri çocuklar gibi erişimlerinin kolay olduğu, hemen ulaşabildikleri çocukları  taciz ederler. Bu saldırganlar için ergenler de hedef olabilmektedir.

Daha küçük yaştaki çocuklar, zayıf, kırılgan veya el altında oldukları için daha kolay hedef olarak algılanmaktadır. Ahlaken fark gözetmeyen durumsal cinsel suçlular, çocukları ya da ergenleri seçerler, bunun en basit nedeni fırsatları vardır ve bununla bir kaçışları olabileceğini düşünürler. Sosyal olarak çevresine uyumsuz olan bu kişiler , kendine güvensizliklerinden ya da meraklarından, durumsal olarak, çocukları seçebilirler. Diğerlerinin özsaygısı düşüktür ve tercih olarak yetişkinler yerine çocukları koyabilirler.”

Pedofiller genellikle erkektir ve herhangi bir cinsel ve ya her iki cinse çekim duyabilirler. Karşı cinsten yetişkinlerle ne kadar iyi ilişki kurabildikleri kişiden kişiye değişen bir durumdur. Yani bunu kriter olarak kabul etmek çok doğru değildir.

Pedofilik eylemciler, çoğunlukla, yaptıklarının çocuklara yardımcı olduğu iluzyonunu yaşarlar. Bir çocuğun gelişimine katkıda bulunduklarını veya çocuğun eylemden zevk aldığı yolunda kendilerini kandırıyor olsalar da, kurbanlarına ailelerini bir şey söylememelerini ve onları alarma geçirmemelerini tembihlerlerler.

Pedofilik eylemler her olguda farklı olabilmektedir. Her türlü cinsel içerikli davranış görülebilir. Ancak eylemlerin olaydan olaya değiştiğini ve sadece bir çocuğa bakmak veya elbiselerini çıkarmak , çocuğa dokunmaktan ibaret olabilir. Bununla beraber, eylemler, çoğunlukla oral seks veya cinsel organlara(çocuğun veya saldırganın) dokunmayı içerebilir. Çalışmalar, ihmal edilmiş veya yalnız çocukların yüksek risk taşıdığını göstermektedir.
 
Pedofili nasıl anlaşılır sorusunun cevabı çok zor şeklinde olmalıdır. Çünkü olayların büyük çoğunluğunda pedofilik kişi çocuğu ikna ederek onu kendine suç ortağı yapmaktadır. Pedofiliklerin çoğunun yaşadığımız ortamda olan , herkesin kabullendiği kişilikler olması saptanmasını da çok güçleştirmektedir. Bunun en yakın örneklerinden birisi Bursa’da çok iyi bir okulun rehberlik danışmanı olan ve aynı zamanda Bursa’da sokak çocukları derneğinin genel sekreterliğini yapan psikolog bir kişinin internet üzerinden yapılan takip sonunda yakalanması ile ortaya çıktı. Bu kişi o güne kadar 200 ü aşkın çocuğu kandırarak eve götürmüş ve hepsinin de erotik resimlerini çekmişti. Bu denli yüksek sayıdaki çocuktan birisinin bile şikayetçi olmadığını düşünürseniz ne demek istediğim açığa çıkacaktır.
 
Ergenlik öncesi(genellikle 13 yaş veya altındaki) cocuklarla cinsel bir aktiviteyi içeren ve yinelenen, yoğun cinsel fanteziler, şiddetli istekler veya davranışlar en az 6 ay süren bir sureyi kapsayabilir. Bu fanteziler, şiddetli istekler veya davranışlar, günlük yaşamda pedofilik kişide klinik olarak fark edilebilir acı veya zarara neden olmaktadır. Ancak bunu çok az klinisyen pedofilik kişi herhangi bir itirafta bulunmadığında böyle bir nedene bağlayabilmektedir.

Nov 212012
 

Çocukta ihmal kavramı genel olarak “Çocuğa bakmakla yükümlü olan kişilerin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesi” olarak tanımlanabilir.

Çocuk ihmali (neglect) veya pasif çocuk istismarı ana-baba veya bakıcıların çocuğun iyi yetişmesi, iyi durumda olabilmesi için gerekli temel gereksinimlerini örneğin bakım, koruma, beslenme, giyim, tıbbi bakım ve eğitimin ihmal edilmesidir.

İhmal ana-baba ya da bakıcının çocuğa bakma ve koruma yükümlülüklerini gereğince yerine getirmemeleri sonucu ortaya çıkar . İhmal genel olarak iki ana grupta incelenmektedir.

1-Fiziksel ihmal 2- Duygusal ihmal

Fiziksel ihmal bulgularını saptamak mümkün iken duygusal ihmale ait bulguların saptanması oldukca güçtür.
İhmal bulguları iki grupta incelenmektedir:

1-Dolaysız belirtiler: Küçük çocuklarda bakımın yeterli olmadığını gösteren kriterler bunları içerir. Örneğin temiz olmamaktan kaynaklanan pişlikler, kirli ve uygunsuz giyecekler ile temizlik eksikliği buna örnektir.Beslenmenin yetersiz görüldüğü solgun ve zayıf yapı da başka bir örnek olarak verilebilir.

2-Dolaylı belirtiler: Bunlar büyüme geriliği, gelişim noksanlığı ve davranış bozuklukları olarak sınıflanmaktadır.

a)Büyüme: Organik nedeni olmayan büyüme geriliği, fiziksel ihmalin en somut göstergesidir. Çocukla yeterince iletişim kurulamamış olması, beslenmesinin unutulması ve ilgisizlik başlıca sebebler olarak görülmektedir.Kronik olarak yetersiz beslenen çocuklar hareket kabiliyetlerini yitirerek hareketsizleşirler, acıktıkları zaman bunu haber vermek için herhangi bir hareket yapmazlar, bağırmazlar ve düşük kalori alımına alıştıkları için de hastaneye kaldırıldıklarında verilen normal besini almayı reddedebilirler.
Organik nedene bağlı olmayan büyüme geriliğinin saptanması ile tedaviye geçildiğinde çocuğun hızla büyümeye başladığı gözlenir. Bunun saptanabilmesi için çocuğun boy ve kilosunun düzenli olarak ölçülmesi ve kayıtlarının tutulması gerekmektedir.

b)Gelişim: İhmal olgusunun yaşandığı ailelerde çocuğun gelişim eksikliğinin temel nedeni uyarılma, olanak ve özendirme eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yoksunluğun üst düzeyde olduğu ortamlarda büyüyen çocuklarda bebeklerin doğumda normal oldukları halde daha sonra gelişim geriliği gösterdikleri görülmektedir. Normal bir çevrede bu çocukların hızla büyüdükleri ve normal standartlara ulaştıkları görülmektedir. Ancak uyarılma eksikliğinin bu denli yüksek olmadığı durumlarda çocuğun durumunun gözden kaçtığı ve gerçek potansiyeli hiç anlaşılmadan çocuğun büyüdüğü görülmektedir.

Çocuk ihmali çocukların sağlıklı ve normal gelişimi ve yaşamı açısından tüm dünyada önemli bir tehdit öğesi olarak varlığını sürdürmektedir. İhmal olgusu, bir diğer deyişle “kötü bakım” öncelikle aile ortamında kendini ortaya koyan bir davranış biçimi, bir sorundur. Ancak yavaş yavaş çocuk bakımından sorumlu olan diğer ortamlarda da köklenmeye başlayan bir sorun olma boyutuna da uzanmaktadır. Yapılmış olan bir çok çalışma ve araştırmadan da anlaşılacağı farklı kültürler ve kökenlerden gelmekte olan toplumlarda tarih boyunca ihmal ve istismar olguları gözlenmektedir.

İhmale uğramış olan çocukların önemli risk altında oldukları hiçbir şekilde yadsınamaz. İhmal ve istismar sonucu çocuklar fiziksel olarak örselenebilecekleri gibi kötü bakım çocukların yetersiz büyüme ve gelişim göstermeleri için bir zemin oluşturmaktadır.

Sağlık sistemi şüphesiz ki çocukların içinde bulundukları olumsuz koşulların ortaya konulmasından ve çocukların bakımından sorumlu olan çevrelerin denetlenmesinden sorumludur. Gerçek anlamda sağlık kuruluşları çocuklarda gözlenmiş olan örselenmelerin tedavisinden ve daha sonra karşılaşmaları olası olan örselenmelerden korunmasında önemli rol oynamaktadırlar.

Ailelerin ya da çocuğun bakımından sorumlu olan diğer çevrelerin hatalı tutumları, bir başka değişle çocuğa zarar veren ya da işlevsel olmayan tutumları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.
İhmal olgusu da kendi içinde alt gruplara ayrılabilir. Fiziksel ihmal, ilgi ve kollama eksikliği, eğitim açısından ve son olarak duygusal ve psikososyal açıdan ihmallere rastlanmaktadır.

İhmale uğramış çocuklardaki en temel gösterge okul öncesi çocuklardaki konuşma geriliğidir. İhmal eden annelerin çocuklara yeterince sözel uyaran sağlamaması nedeniyle ortaya çıkan bu durumun bebeğin sözel iletişim becerileri kazanmasını önlediği görülmektedir.Bu tip çocuklar farkedilmezlerse hep tepki vermeyen ve iletişim kurmayan bir çocuk oldukları görülecektir.

Yaş büyüdükce çocuklarda dil geriliğinin okul başarısızlığına yol açtığı görülmektedir.Sözel ve sözel olmayan puanlardaki farklılık daha ileriki yaşlarda da devam eder.

c)Davranış: İhmal edilmiş çocukların ilgiyi üzerlerine toplamak için anti sosyal davranışlara yöneldikleri bazı araştırmacılar tarafından ortaya konmuştur.Bu tip ortamlarda yetişen çocukların özbenlik saygılarının düşük olduğu ve genelde çevrelerine düşmanca davrandıkları görülmektedir. Bu tip çocukların çeşitli psikosomatik belirtileri de gösterdiği örneğin okuldan kaçma, gece işemeleri, enkopresiz, tekrarlanan karın ağrısı görülmesine karşın bu bulguların kesin tanı kriterleri olmadığı unutulmamalıdır.

Çocuğun temel gereksinimleri başlıca 6 grubta toplanmaktadır.

1- Dokunulma: Çocuğa karşı ilgi göstererek geri iletimin verildiği, tutma, kucaklama, yüreklendirme, övme ve ona sıcaklık gösterilmesinin uygulanması gereklidir.

2- Güven :Çocuğun sağlığıyla ilgilenme, yeterli düzeyde yiyecek ve giyecek verme, onu tehlikeli durumlardan korumayı kapsamaktadır.

3- Düzen&Yapı: Çocuğa yön verme, örnek alma, yapabileceği ve yapamayacağı davranışların sınırlarını belirtme, tutarlı hareket etme

4- Sosyalleşme: Çocuğun duygularını olduğu gibi tanımlama, onu yansıtma, ona zaman ayırmak, dış dünya ile arasında köprü görevini görmek, özdeşim kurabileceği bir kişi olmak

5- Uyarılma: Oyun yoluyla ve çocuğun dünyasına girerek değişik olaylarda acı, haz, neşe, heyecan gibi duygularını uyarma

6- Kendini değerli görme: Çocuğu bir birey olarak görerek ona değer verildiğini hissettirecek davranışların gösterilmesidir.

Nov 212012
 

Genellikle konuşulurken hep dayak olarak isimlendirilen çocuğa yönelik yapılan ve kırıkların, yanıkların, kesiklerin ortaya çıkmasına yol açan istismarın daha genel anlamda fiziksel istismar olarak isimlendirilmesi daha doğru olacaktır. Daha sonra anlatılacağı gibi fiziksel istismar dayaktan çok daha fazlasını içeren bir davranıştır ve çok daha dramatik sonuçlara yol açabilir .Bir tokatla başlar ve çeşitli aletlerin kullanıldığı olaylara kadar uzanır.

Fiziksel istismar için çeşitli tanımlar bulunmasına karşın hepsinin üzerinde birleştiği nokta çocuğun sağlığını olumsuz etkileyen ve vücutta iz bırakan lezyonların ve yaralanmaların bulunmasıdır. Fiziksel istismar olayları çeşitli başlıklar altında incelenebilir:

Bunlar içerisinde istismarı yapan kişilere göre olan bir sınıflama vardır ki ;Buna göre Aile içinde çocukların kaza dışı yaralanmalarına “Ebeveyn tarafından istismar” (Parental abuse) buna karşılık okul, yuva, yetiştirme yurdu veya kamp gibi kurumlarda yönetici ya da öğretmenler tarafından uygulanan istismar olaylarına ise “Kurumda istismar” (Institutional Abuse) ismi verilmektedir.Bu sınıflama özellikle önleme programlarını oluştururken büyük önem taşımaktadır. Okullardaki fiziksel istismar olgularına yönelik yapılacak bir çalışmada öncelik eğiticilerin öğrencilere yönelik olarak uyguladıkları istismardır.Ama evdeki şiddet devam ettiği sürece bunun tek başına önlenmesinin çok fazla yararı bulunmamaktadır.Ümraniye”deki bir okulun müdürünün saptaması şöyle olmuştu.

“Okulda öğrenciler birbirleriyle sürekli kavga edip birbirlerini dövüyorlar.Görüştüğümüz zamanda evde sürekli babanın anneyi dövdüğünü ve annenin de dayak yediğini saptadık.Bu durumda şiddet siklusu olarak tanımlanan şiddetin fasit bir daire içinde ortamda tekrarlandığı görülmektedir.Bu gibi durumlarda bu fasit dairenin kırılması gerekmektedir. Bu olay bize şiddet olgusunun tümüyle birbirine bağlı olduğunu ve içiçe girdiğini göstermektedir.

Fiziksel istismar uygulama şekline göre ise iki başlık altında incelenmektedir:

Aletsiz Saldırılar: Bunlar istismarın bir alet kullanılmaksızın çocukta oluşturduklar lezyonlardır. Tokat, yumruk, itip-kakma, tekme, sarsma ve çimdikleme gibi olayları içine alır.

Aletli Saldırılar: Bu tür saldırılar ise istismarın bir alet kullanılarak çocukta çeşitli lezyonların oluşturulduğu durumlardır. Kullanılan araçlar genellikle kemer, kayış, herhangi bir ev eşyası (telefon, tava, v.b.), hortum, sigara, ütü, sıcak su ve sıcak yiyeceklerdir.

Yukarda söz edilen yöntemlerle bir çocuğa uygulanan fiziksel istismarın vücut üzerindeki temel bulguları sıyrıklar, ekimozlar ve kırıklardır. Ancak bu bulguların yerleri ile oluşum zamanları olayın gerçek bir kaza yaralanması olup olmadığını belirleyecek en önemli ipuçlarıdır.

Fiziksel istismara bağlı yaralanmalar en fazla göğüste, sırtta, baldırlarda, genital bölgelerde, üst kolda, yüzde, üst dudak ve damak ile gözlerde görülmektedir.

Genellikle fizik istismar olaylarında sık rastlanılan hikaye düşme veya küçük kazalardır. Çocuğun divandan veya sedirden düştüğü söylenir. Buna kardeşinin sebep olduğu da sık rastlanılan ifadelerdendir. Bir hekim için çocuğun gelişiminin bilinmesi, istismarın değerlendirilmesinde çok önemlidir. çocuğun motor gelişimini bilen bir hekim çocuğun henüz kendi kendine dönmeyi öğrenmeden yataktan düşemeyeceğini veya henüz emeklemeyen bir çocuğun merdivenlerden yuvarlanamayacağını farkedecektir. Çocuğun sıcak su musluğunu açması gibi eylemlerde bulunması için ise daha ileri bir gelişim düzeyinde olması gerekir.

Hareket etme becerisi daha gösteremeyen bebekler iyi bakım görmektelerse çok nadir olarak yaralanma riski taşırlar.Buna karşın emekleme ve yürümeyi öğrenme denemelerinde düşmeye bağlı olarak vücudun çeşitli yerlerinde çok sayıda lezyonlar görülebilir.

Çocukların gelişim dönemlerine bakıldığında 4 aylık olmadan (hatta 6 ayına ulaşmadan) çocukların dönemedikleri, yuvarlanmadıkları dolayısıyla hareket edemedikleri bilinmektedir.Bebeklerin on aylık olmadan emeklemediği, yürümeye ise yaklaşık 1 yaşında başladığı görülmektedir. Genellikle çocukların 2 yaş civarında konuşmaya başladıkları gözlenmektedir. 3 yaşında 3 tekerlekli bisiklete binmeye başladıkları ve yaklaşık bu yaşta ancak merdivenleri tırmanma ya da yürüme eylemine başladıkları görülmektedir.

Kaza sonucu meydana gelen lezyonların özel bir hareketi gerektirdiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Çocukta değerlendirme yaparken bazı özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Çocuğun yatakta dönmesi için yuvarlanabilme yaşına gelmesi gerekmektedir. Merdivenlerden düşebilmesi içinde emekleyebilmesi gerekir. Sıcak su musluğunu açabilmesi için yaklaşık 2 yaşına ulaşmalıdır. O yüzden 2 aylık bir bebek yuvarlanamaz, emekleyemez ve sıcak radyatöre yapışıp yanıklar oluşacağı hareketleri yapamaz. Aynı şekilde 2 yaşındaki bir çocukta (sıcakta kalma) 3 ayaklı bisikletin selesine oturup kalçalarında yanık oluşturması mümkün değildir.

Genellikle bir yaralanma olduğunda bu kardeşlerin birbirine yaptığı davranışlara bağlanmaktadır. Bu açıklama kardeşlerin küçük yaşta birbirlerine yönelik bu tip davranışlar olması nedeni ile mantıklıdır. Ancak öncelikle o lezyonun gerçekten açıkladığı gibi olmuş olabileceğine ve yaptığı söylenen kardeşin bunu yapabilecek olgunluğa ulaşıp ulşamadığına da bakmak gerekir. Bazen çocuğun bunu yapıp yapamayacağına test ederek bakmak gerekir.

Yaralanmaları değerlendirirken meydana gelişlerinin mantıklı bir açıklaması olması gerektiğini akılda tutmak gerekir. Örneğin 17 aylık bir çocuk bir sobanın üstüne çıkıp oturduğu için kalçalarında yanık var deniyorsa (tırmandığını varsaysak bile) el ve kollarında da lezyon olması gerektiği hatırlanmaktadır. Benzer şekilde 5 aylık bir bebekte yatağından yuvarlanırken bakmakla yükümlü kişilerin iddia edebileceği gibi battaniye dolanmasna bağlı femur kırığı oluşmayacağı da unutulmamalıdır.

Bazı olguların istismarla karışabildiği gözlenmektedir. Bunların bilinmesi ve ayırıcı tanının yapılması önemlidir. İstismar edilen bir çocukta bu olayın atlanması ne kadar trajik ise aynı şekilde çocukta hastalığa bağlı oluşan lezyonlara istismar diyerek ebeveynleri suçlamakta aynı şekilde yanlış sonuçlara yol açar.

Nov 202012
 

Sokak çocuklarının tanımı zordur. Çünkü her ülkeye göre bu tanım değişkendir. Brezilya’nın sokak çocuğuyla Türkiye’nin sokak çocuğunun koşulları aynı değildir.Özellikle de eviyle olan ilişkisi ve madde kullanıp kullanması ,suçla ilişkisi gibi birçok faktörün değişkenliği sokak çocuklarını tanımlamayı da zorlaştırır. Bu yüzden de sokak çocukları kimdir sorusunun cevabını vermek biraz zordur

Genellikle sokak çocukları iki ana gruba ayrılarak ele alınmaktadır. Bunlar gerçekten bu tanıma uyan sokak çocuğu yani evi olmayan sokakta yaşayan çocuklar ile sokakta çalışıp,akşam evine dönen yani bir evi olan, akşamları düzenli olmasa da evine dönen çocuklar olarak gruplandırılmaktadırlar.

Bu konuda yapılan çeşitli tanımlama çalışmaları içerisinde UNICEF”in organize ettiği 80 li yılların başındaki sivil toplum örgütlerinin biraraya geldiği İnter-NGO programme for street children toplantısında yapılan ortak tanım gelmektedir. Buna göre sokak çocuklarının tanımı şöyledir:

“Sokak çocukları; sorumlu yetişkinler tarafından herhangi bir koruma, denetleme ya da yönlendirmenin olmadığı bir pozisyonda, ailelerinden çok, en geniş anlamıyla sokağı ev edinmiş şekilde yaşayan çocuklardır.”

Yapılan çalışmalar sonucu genel olarak sokak çocuklarını aileleri ile olan ilişkilerine göre ayırmanın daha sağlıklı olacağı görüşü ağırlık kazanmıştır. Buna göre sokak çocukları 3 ana grupta ele alınmaktadır.

1- Bunlardan birinci grubu; Giderek güçleşen yaşam koşullarında ailesinin geçimine katkıda bulunmak için sokakta çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Çocukların çalışmasının temel nedenlerinden biri yoksulluk olmakla birlikte hızlı nüfus artışı ve kırdan kente göç gibi diğer faktörlerinde bunu tetikleyen,belirleyici bir rol oynadığı gözlenmektedir. Sokakta çalışan çocuklar olarak adlandırılan bu gruptaki çocukların çoğunlukla aileleri ile birlikte yaşadığı, aile desteği ve korumasının sürdüğü gözlenmektedir.

2- İkinci grupta yer alan ve sokaktaki çocuklar olarak adlandırılan bu çocukların aileleri ile ilişkilerinin gevşemiş olmakla birlikte tümüyle kopmadığı izlenmektedir. Bu çocukların bazıları bulundukları yerlerden büyük illere gelerek çalışmakta ve ailelerine para göndermektedir. Bir kısmı da büyük kentlere kaçmakta, orada yaşamakta bazen ailelerini ya giderek ya da arayarak bağlantılarını sürdürmektedirler.

3- Üçüncü gruptaki çocuklar sokağın çocukları olarak isimlendirilmektedirler. Bu çocuklar toplumun yoksul kesiminden gelen ve aileleri ile hiç ya da çok nadir ilişkisi olan sokakta yaşayarak yaşam mücadelesi veren çocuklardır. Bu çocuklar ya zorla ya da çeşitli nedenlerle kendi istekleriyle ailelerinden ayrılmış olup günün 24 saatini sokaklarda geçirmekte olan çocuklardır. Sokağın çocukları olarak adlandırılan, aile denetiminden ve korumasından yoksun olan bu çocuklar üzerinde önemle durulması gereken bir risk grubunu oluşturmaktadır. Ülkemizde bu terim çok geniş kapsamda kullanılmakta suça itilen çocukları, evden kaçan, okulu bırakan, aileleri tarafından terk edilen çocuklarla birlikte: öksüzleri ve çingene çocukları da kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.

Ülkemizin hızlı bir endüstrileşme sürecine girmesiyle birlikte, sağlıksız bir kentleşme sonucunda oluşan toplum yapısındaki değişikliklere paralel olarak aile yapısı eskiye göre farklılaşma göstermiştir. Bu farklılaşmaya ayak uyduramayan ailelerde de , bir çok istenmeyen değişimler ortaya çıkmıştır. Bu değişimlerin ilki göç olgusudur. Ekonomik nedenler başta olmak üzere terör ve diğer nedenlerden yaşadığı yeri bırakan ailede aileye para getiren kişi evin babasıyken işsiz kalması sonucu daha kolay iş bulan evin annesi sonra da çocuğu çalışmaya başlamıştır. Başka şehire göç edilmesi sonucu hemşehri dayanışması olsa da geniş ailenin getirdiği birçok avantaj ortadan kalkmıştır. Bu durum en çok çocuğu etkilemiştir. Çünkü büyükbaba, büyükanne ,teyze ,amca otoritesinden kurtulan çocuk küçük yerden büyük yere gelince de disiplinden hemen kopmuş ve ilk yaptığı şey de okula devam etmeme, disiplinsiz yaşam şeklinde kendini göstermektedir.

Bu süreç içinde ekonomik yoksulluk ve köyden-kente göç sonucu oluşan kültürel çatışmayı da yaşayan aileler kent yaşamının dışına itilmektedir. Geleneksel kırsal kesimde ailenin aldığı destek (psikolojik, sosyal ekonomik) kentlerde toplumsal kurumlar tarafından sağlanamadığında, büyük ümitlerle kente göçen yığınların aile ilişkilerini etkilemekte,çocukları başıboşluğa sürüklemektedir. Ayrıca boşanmalar, resmi nikah olmaksızın yapılan evlilikler, değişik eşlerden olan çocuklar, ebeveynlerden birinin evi terk etmesi gibi nedenler de çocukların sokak yaşamını seçmesine neden olabilmektedir.

Bu çocuklar para kazandığı için kendini yetişkin gibi hissetmektedir. Çoğu zaman ailenin denetiminden uzaklaşan çocuk eğitimini yarım bırakmakta, akran gruplarından soyutlandığı gibi yetişkinlerin dünyasına da girememektedir. İş ortamına da uyum sağlayamayarak işten ayrılmakta ve sokaktaki sınırsız, sorumsuz özgürlüğü seçerek sosyal yaşamdan tamamen kopmaktadır.

Ülkemizde ciddi bir sorun haline gelmeden bu gruba acilen hizmet götürmek önem taşımaktadır. Ancak hizmet götürülecek grup kendi içinde alt sorun gruplarından oluştuğu ve her alt gruba götürülecek hizmet modeli ayrı bir özellik taşıdığı için Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu çalışmalarını çok yönlü olarak planlayarak sunması gerekmektedir.

Sokak çocuklarında suç işlemenin yaygınlığı ve örgütlü suç niteliğindeki eylemler giderek artmaktadır. Bu gruptaki çocuklar genellikle kendilerini korumak amacıyla bıçak taşımaktadırlar. Şanlıurfa’da yapılan araştırma sonuçlarına göre ise en çok işlenen suçlar hırsızlık ve birbirini yaralamadır. Çocuklardan bir çoğu yanlarında bıçak taşımaktadır. Kendine dönük yıkıcı eğilimler arasında ise ikinci ve üçüncü grup çocuklarda kolların jiletle kesilmesi yaygındır.

Nov 192012
 

Çocuk fuhuş uya da daha yaygın kullanımıyla çocuk fahişeliği, bir bedel karşılığında çocuğun cinsel olarak kullanılmasıdır. Çocuğun cinsel aktivitelerde veya cinsellik çatısının herhangi bir şeklinde bedel karşılığı çalıştırılması çocuk fuhuşunun temelini oluşturmaktadır.
Genel anlamıyla, çocuğun yararının dışında onu bir ticari araç olarak kişilerin çocuğu cinsel amaçlarını uygulayabilecekleri bir kişi olarak görmeleridir. Bu kişiler ya çocuk hareketlerini kar amaçlı gösteren bir sömürgen karaborsacı -aracı ya da çocuktan para karşılıklı cinsel zevk alan bir istismarcıdır. Çocuğun cinsel amaçlı kullanılması belki yetişkinler arasında bir takas aracı olarak görülmesindendir. Çocuk seks turizmi genellikle çocuk fahişeliğinin bir kategorisiyken çocuk fahişeliği de çocuğun cinsel amaçlı veya çocuk pornografisi için karaborsada kullanılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Çocuğun fahişelik yapması genel ev, bar, klüp, özel ev ortamı, özel caddeler, özel bölgeler gibi belirli çevrelerle ilgili olabilir. Çocuk fahişeliği bazı zamanlar ya organize olmayan ama genellikle organize halde olan küçük ölçekli kişisel karaborsacılıkla ya da büyük ölçekli geniş suç örgütleriyle ilgilidir.Fahişelik yapan çocuklar bunu sadece yiyecek, giyecek, ilaç, veya yatacak yer bulmak için yapmamaktadırlar. Ayrıca okulda daha başarılı olmak için ya da cebinde ekstra para bulundurup ulaşamayacağı şeyleri almak için yapmaktadırlar. Bakıldığında fahişeliğe sürüklenmiş çocukların yaşam için para kazanabilme kadar parayla satın alabileceği güzel şeylere ulaşmak için de buna sürüklendikleri görülmektedir. Ancak en fazla karşımıza evinde cinsel istismara maruz kalmış çocuğun sokağa sürüklenmesi ve burada sokakta egemen olan organizasyonların onu alarak, fahişeliğe sürüklemesidir.

Çocuk fahişeliği, Çocuğun Ticari Cinsel Sömürüsüyle bağlantılı olarak çok sık kullanılan bir terimdir En çok rastlanılan tipleri ; çocuk yaşta yapılan evlilikler, çocuk hizmetçi işçiler ve çocukların cinsel amaçlı ticari amaçlı kullanılmasıdır. 1990’lı yıllara kadar “çocuk fahişeliği” tanımlamasında ticari amaçlı, çocuğun cinsel amaçlı kullanımı” çatısı altında özel bir tanımı yapılana kadar durumu açık olarak saptamada yetersiz bir tanım karmaşası yaşanmaktaydı. Bakıldığında fahişelik yaparak,profesyonelce yaşamlarını kazanan kişiler seks işçisi olarak tanımlanmaktayken çocukların bu sınıflamada yer alması doğru değildir. Çünkü çocuk olgulara bakıldığında çocukların bunu kendi isteğiyle seçmedikleri ve kriminal yollarla bunu yapmaya zorlandıkları görülmektedir.

Her ne kadar Birleşmiş Milletler dökümanlarında çocuk satışı, çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi tanımları bu faktörler ışığında açıklanmaktaysa da yine de bu terimlerin çocuğun uğradığı şiddeti, sömürüyü ve fahişelik yapması için uğradığı şiddeti tanımlamakta yetersiz olduğunu söylenebilir. Erişkinlerin “fahişelik” ve “fahişelik yapmak” olgusu literatürde “seks işçileri” terimiyle değerlendirilmektedir.Burada kadının fahişelikteki konumu kendi isteğiyle para karşılığında bu işi yapması şeklinde değerlendirilmektedir.. Ama çocuklar söz konusu olduğunda “seks işçisi” teriminin kullanılması fahişeliğin içine itilmiş çocuğun kriminal sömürüsünü göz ardı etmekte ve “işçi” terimiyle bir çocuğun profesyonelce o işi seçmiş kişi konumuna getirmektedir. Bu açıdan olaya yaklaşılması ve “çocuğun fahişelik yapması” deyimi yerine çocuğun fahişeliğe bazı koşullar veya yetişkin bir kişi tarafından seks ticaretine itildiği temel veri olarak kabul edilmelidir. Ayrıca bu yetişkin, çocuğu kendi arzu ve gücü doğrultusunda seksüel bir obje olmaya zorlayan ve kazancı için “çocuğa fahişelik” yaptıran kişidir.

Fahişelik, ticari amaçlı cinsel aktiviteler olarak tanımlanmaktadır.Son dönemde “fahişelik” kelimesinin yerine “seks işçileri” terimi kullanılmaktadır. Böylece bununla seks endüstrisinin içine katılmış yetişkinler kastedilmektedir.Ancak çocuklar ve gençler için bu tanımı kullanmak uygun değildir.

Araştırmalar göstermiştir ki, bu işi yapan gençlerden bir kısmı yaptıkları işi seks işçiliği, fahişelik yapmak ve cinsel sunum olarak tanımlamaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu çocukların ticari cinsel aktivitelerine “yaşam için seks”, “fırsatçılıktan doğan fahişelik”, ”uygun koşullar için seks” kavramları girmiştir. Bu terimler cinsiyetini para karşılığı takas eden gencin uygun bir kalacak ortam, giyecek, yiyecek, ilaç, giyinme ve güvenlik sağlama açısından kaç değişik amaç uğruna yapılabildiğini göstermektedir.

Bu olayı anlayan tüm kaynaklar, araştırmalar ve organizasyonlar, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, çocuk fahişeliği terimini bir ücret veya bir iyilik haline ulaşmak için çocuğun cinsel sömürüsü şeklinde tanımlanmaktadır. Çocuk fahişeliği para veya diğer bir kısım mükafat elde etmesini içerir.

Çocuk Hakları Sözleşmesinin çocuk satışı, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisi hakkında protokolünde, çocuk fahişeliğinin tanımı “ bir bedel veya herhangi formda ki kazanç için çocuğun cinsel olarak kullanımı”dır. Çocuk pornografisi hakkında ki tanım şöyledir: ”Esas amacı çocuğun her ne anlamda olursa olsun cinsel amaçlarla çocuğun herhangi bir cinsel kısmının tehiri veya gerçekçi yada sahte olarak çocuğun cinsel aktiviteler içinde gösterilmesidir.”

Fahişelik yapmaya başlayan 12 yaş üstü çocuklar çoğunlukla benzer özgeçmişe sahiptir. Çocukların çoğu problemli ve fonksiyonlarını yerine getiremeyen ailelerden gelmektedir. Fahişelik yapan kızların %70’inin çocuklukları sırasında bir ya da iki ebeveynlerinin de birden yok olduğu billdirilmektedir.Bir çalışmada kızlardan %75’inin tek ebeveyn tarafından yetiştirildiğini tespit etmiştir. Bazı kızların anneleri de fahişelik yaparak para kazanmaktadır.

Ailesinde cinsel istismara uğrama hikayesi yetişkinlik döneminde fahişelik yapan yaklaşık tüm kişilerin özgeçmişinde vardır.Küçük yaşta fahişelik yapan çocukların küçük yaşlardayken ensest kurbanı olduklarını sıklıkla izlenmektedir.Bu ensest yaşantısı, kız çocuğuna seksin kullanılabileceği mesajını verir.Bu çocuklar duygularını cinsel yaşantılarından ayırt etmeyi öğrenirler.Fahişelik yapan kızların büyük bir bölümü yaşamlarında en az bir kez tecavüze uğradığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır.Yine önemli ölçüde fiziksel istismara maruz kalmışlar; bazı kızlar da ihmal kurbanı olmuşlardır.

Erkek çocukları da benzer geçmişe sahiptir.Çoğu, tek ebeveyn tarafından yetiştirilmiştir. Ailelerinde bir kayıtsızlık veya düşmanca duygular hakimdir. Küçük yaşlarında kendilerine bakan birçok kişinin bulunması olağandışı bir durum değildir. Fiziksel ve duygusal istismar geçmişlerinde geniş bir yere sahiptir. Bu çocukların bir kısmı kurum bakımında kalmış olabilir. Fiziksel ve duygusal istismar geçmişlerinde daima önemli bir yere sahiptir.

Küçük erkek fahişelerin daha büyük yüzdesi ihmal kurbanıdır.Bazıları evlerini terk etmiş bazıları da terk etmeye zorlanmıştır.Weisberg’in(1985)araştırmasında, fahişe erkek çocukların %29’unun bir aile bireyi ve %15’inin de bir yabancı tarafından cinsel istismara uğradığını tespit etmiştir. Ancak, Weissberg’e göre, çocukluklarında istismara uğradıklarını belirtenlerin yüzdesinin nispeten düşük olması yanıltıcı olabilir, bu sayının çok daha fazla olma olasılığı vardır.

Çocuk fahişelerin hepsi bu işi her zaman için yapmamaktadır. Weisberg dört tip fahişe stili olduğundan bahsetmektedir : Duruma bağlı (sadece belli durumlar sözkonusu olduğunda fahişelik yapanlar); daimi fahişelik yapanlar; mesleki fahişeler (fahişeliği nitelikli bir meslek olarak görenler); kısmi zamanlı (kendilerini profesyonel olarak görenler, ancak tam zamanlı olarak çalışmayanlar). Çocuk fahişelerin çoğu duruma bağlı veya daimi kategorisine girmektedirler.

Duruma bağlı olarak çalışan ya da yarı zamanlı fahişelik yapanlar hafta sonları, akşamları ve belki de yaşlı veya yeni bir müşteri geldiğinde çalışarak, görünüşe göre “normal” bir yaşam sürmektedirler. Tam zamanlı fahişeler, bu faaliyeti ek para kazanmak için değil yaşamını devam ettirmek için yapmaktadır.

Bir erkek çocuk fahişenin yaşamı yaşına, deneyim derecesine göre farklılık göstermektedir. Bir fahişe, yolda beklerken diğeri müşterisinin kendisine gelmesini bekler.

Şiddet, genç erkek fahişeler için devamlı bir tehdittir.Anlaştıkları kişilerin davranışlarını devamlı kontrol etmek durumundadırlar. Öte yandan, bu erkek çocukların müsterilerinin para ve eşyalarını çaldıkları da bilinmektedir. Fahişe erkek çocuk narkotik ilaç içicisi ve satıcısı olabilir.

Kız çocuk fahişe korunması için kendisini pazarlayan kişiden yardım isteyebilir.Bazı kız fahişeler bir ya da daha fazla tipteki fahişelik ile ilgili olabilir.Bazıları caddede bekler, bazıları da bir ağın bir parçası olabilir.Bu ağ, fahişenin genellikle iki ya da üç hafta olmak üzere çalıştığı şehirleri içine alır. Çoğunlukla bir ağ içinde çalışacak olan kızlara ev temin ederler. Bunlar kızları pazarlayan kişiler için çok değerlidir, çünkü kızlar evde kolaylıkla incelenebilir ve kendilerine bakılabilir.

Caddede çalışan fahişeden biraz daha fazla güvenlikte olan evlerde çalışan fahişeler için de şiddete maruz kalma endişesi vardır. Müşterilerin uygulayacağı şiddete ek olarak, kendilerini pazarlayan kişiler de kızları çalıştıkları bu ağ içinde tutabilmek için şiddete başvurabilirler.

Çocukların cinsel açıdan sömürülmesi çok eski ve global bir problemdir; bazı ülkelerin tarihi ve kültürünün yüzlerce yıllık parçasıdır. 1997 Asya Ekonomik Krizi ve Doğu Avrupa’da serbest pazar ekonomisine geçilmiş olması çocuklar açısından durumu daha da kötüleştirmiştir .Yerel talep yani o ülkede ki kendi vatandaşının talebi her zaman önemli bir faktör olmuştur.

Yabancı talep, eğer sadece istatistiklere bakarsak daha az önemlidir.Ancak çoğu ülkede çocuğun cinsel sömürüsüne karşı savaşanlar öncelikle yabancı tacizcilerle savaşmaktadırlar . Bunun iki sebebi vardır. İlki, yabancı tacizcinin ekonomik ve sosyal gücünün çocuğunkinden çok daha üstün olmasıdır; bu güç ilişkisinde yabancı tacizciyi çok avantajlı bir pozisyona koymaktadır . İkincisi ise, yabancı tacizcinin bulunduğu ülkeyi kolayca terk edebilmesi ve böylece hiç bir ceza almamasıdır. Bunu engelleyebilmek için çoğu ülkede çeşitli hukuki yöntemler uygulanmaya çalışılıyor.

Nov 192012
 

Akranlar arası çatışma ( bullying ) istismar tiplerinin içerisinde yer almasına karşın ancak son yıllarda gündeme gelmeye başlayan bir kavramdır.Akranlar arası şiddet kısaca istismarın çocuklar arasında yaşanması olarak tanımlanabilir. Akranlar arası çatışma fiziksel kuvvet ya da yaş farkından dolayı güç farklılığından kaynaklanan bir olaydır.Kısaca çocukların birbirlerine şiddet uygulamasıdır.

Çatışma kelimesi esas olarak farklı tipte davranışları içeren bir spektrum için kullanılır.Bu spektrum, bir kişi ile alay etmekten, ciddi saldırı ve istismara kadar uzanabilir. Bazen tek kişi bazen bir grup çatışmayı yapabilir. Çatışmanın tanımlanması ve varlığının belirlenmesi kolay değildir. Dövme ve yumruklama gibi fiziksel şiddet daha az görülmekle birlikte, çoğunlukla rastlanan tehdit, alay ederek sataşma gibi sözel travmalar kişide daha çok hasar yapabilir .

Çatışmanın tanısı zordur. Bir çocuğun çatışmaya maruz kaldığına dair somut bulgular her zaman olmayabilir. Fiziksel yaralanmalar diğer istismarlara göre daha az görülmektedir.Diğer bulgular ise çocukta açıklanamayan hastalıklar,okula gitmek istememesi şeklinde olabilir. Çatışma her yerde olabilmekle birlikte bazı yerler daha büyük tehlike gösterir.Bu alanlar: sınıflar, oyun sahaları, tuvaletler, okul otobüsleri ya da okul dışındaki yerlerdir .

Çatışmada kasıt unsuru vardır. Başka birini incitmek, tehdit etmek ya da dövmek bilinçli olarak yapılır. Bu eylem ile saldırgan kurban üzerinde bir nevi güç gösterisi yapmakta olduğunu hisseder.

Çatışmanın yasadışı boyutunun ne olduğu önemlidir.Bazı öğrenciler, kabadayı davranışlarının okul dışı ortamlarda problem çıkarmayacağını düşünürler.Çatışma belki de her zaman içinde olduğumuz ve bunu farkında olmadığımız bir durumdur. Çatışma bazen bir oyun olarak bile tanımlanabilmektedir. Bu çatışmanın şiddete bakış açısı ve davranış kültürüyle doğru orantılıdır.

Çatışmalar güç gösterisi ya da lider olmak için tek başına yapılabileceği gibi, çete şeklindeki çatışmalara da sık rastlanmaktadır. Bu durumda genellikle çeteyi birleştiren bir kurban vardır. Bir grup içinde çatışma zordur, çünkü kişisel fikirler ve sorumluluklar grup içinde iken yavaş yavaş yok olur. Çete ya da grup ile çatışma daha fazla kişiyi ilgilendirdiği için tek başına olandan daha ortadadır ve kolaylıkla görülebilir. Okuldaki yetkilileri daha çok ilgilendiren bir çatışma türüdür .

Çoğu erkek zorba, tehdit ya da şiddet şeklinde çatışırken, kızlar daha çok kurbana karşı sözel saldırıda bulunur. Bu davranışlar sürekli tekrarlayan çatışmaya uymaktadır. Yaşça daha büyük öğrenciler, daha çok sözel saldırıda bulunur ya da kurbanı dışlarlar.

Küçük çocuklar ise daha çok agresiv davranışlar sergilerler ve deneyimsiz öğretmenler tarafından bu agresyon çatışma olarak değerlendirilmeyebilir. Bütün çatışmalar ister fiziksel, ister sözel ya da psikolojik olsun agresyondur. Çatışma agresifdir. Çatışma emosyonel ya da fizyolojik agresyonun bir formudur ve kurbanlara çok acı çektirir. İllegal güç kullanarak uygulanan herhangi bir davranış diğerlerini incitir ve çatışma olarak tanımlanmalıdır .

Cinsiyet açısından bakıldığında çatışmaya girmede erkeklerin kızlara göre 3-4/1 gibi bir üstünlüğü vardır. Bu bir bakıma sosyal olarak erkeklerin çatışmaya girmesinin toplulukta daha kabul edilebileceği anlamına da gelmektedir. Okullarda yapılan araştırmalarda da bu sonuca varılmıştır.

Çatışmalar genel olarak,

– Akademik olarak daha başarısız olanlarda

– Akranlarına göre başarısız olanlarda

– Popüler olmayan ya da kendine güveni olmayanlarda

– Kendinden emin olmayan ve mutsuzlarda görülür şeklinde bir fikir yaygındır.

Ancak, çatışmada karakteristik özelliklerin neler olduğuna dair bir kesinlik yoktur. Akranlar arası çatışmalarda , çatışan öğrencilerin her zaman kolay tanınamayacağı görülmektedir.

Genel özellik olarak şu söylenebilir ki: Hem erkek hem kız çatışmacılarda ortak olan,

– çatışanlar kendini hissettiren belirgin agresif tutum sergilerler,

– empati kurmazlar ve kurbanın ne düşündüğü ile ilgilenmezler,

– suçluluk duymazlar ve kurbanın hak ettiğini düşünürler.

Bu nedenle çatışmacı davranışları önlemeye yönelik programlarda empatinin üzerinde durulması önemlidir. Dil çalışması ya da sosyal eğitim diğer insanların nasıl hissedeceği onlara öğretebilir .

Türkiye’de özellikle okullarda bu tip olayların hem sayısının artıyor olması hem de çatışmalarda eskiye göre çok daha fazla sayıda bıçak hatta tabanca gibi silahlar kullanılmasına bağlı yaralama ve ölümlü olayların gözlenmesi de bu olayların önemini arttırmaktadır.

Nov 192012
 

Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilerek 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe konulmuştur. Kongre hem sivil hem de politik alanda ekonomik sosyal ve kültürel haklar açısından Uluslararası İnsan Hakları’nın uygulamalı tek çalışmasıdır. Anlaşmaya göre devletler bu haklara saygı göstereceklerini imza koyarak kabul etmektedirler. Çocuk Hakları Sözleşmesi halen var olan en geniş uluslararası kabul görmüş ve katılımlı sözleşmedir . Devletlerin büyük çoğunluğunun bu sözleşmenin prensiplerine katılmış olduğu görülmektedir.

Anlaşmanın 1. maddesine uygun olarak, kanun ve düzenlemelerde bir çocuğun tanımı ile ilgili konuları içeren bilgi yer almaktadır. Özellikle yeteneklerinin çoğunun elde ettiği yaş ve değişik amaçlar için belirlenmiş minimum yasal yaş konusunda bilgi sağlanması önemlidir. Şu temel problemleri içerir:, Ebeveynin rızası olmadan yasal ve tıbbi danışmanlık, zorunlu eğitimin bitiş yaşı, yarı zamanlı iş sahibi olma, tam zamanlı iş sahibi olma, zararlı işler, cinsel rıza, evlilik, ordu kuvvetlerine gönüllü yazılma, ordu kuvvetlerine zorunlu çağrı, mahkemede gönüllü tanıklık, suç sorumluluğu, haklardan mahrumiyet, hapsedilmek alkol kullanımı bulunmaktadır.

Bundan sonraki bölümlerde genel başlıklar altında ilgili maddelerin nelerle ilgili olduğu anlatılmıştır.

GENEL PRENSİPLER:

a) Fark gözetmeme (Madde 2)

b) Çocuğun yüksek yararı (Madde 3)

c) Yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı (Madde 6)

d) Çocuğun görüşlerine saygı (Madde 12)

SİVİL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER:

a) Adı ve milliyeti (Madde 7)

b) Kimliğin korunması (Madde 8)

c) İfade özgürlüğü (Madde 13)

d) Doğru bilgiye ulaşma (Madde 17)

e) Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (Madde 14)

f) Barışçıl toplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğü (Madde15)

g) Gizliliğin (Kişiselliğin) korunması (Madde 16)

h) İşkence veya diğer zulüm, insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ve cezalara maruz kalmama hakkı (Madde 37 (a))

AİLE ÇEVRESİ VE ALTERNATİF BAKIM:

a) Ebeveyn rehberliği (Madde 5)

b) Ebeveynin sorumlulukları (Madde 18, Parag.1-2)

c) Ebeveynden ayırma (Madde 9)

d) Ailenin yeniden birleştirilmesi (Madde 10)

e) Çocuk için nafakanın iyileştirilmesi (Madde 27, Paraf. 4)

f) Çocuğun aile ortamından yoksun bırakılması (Madde 20)

g) Evlatlık edinme (Madde 21)

h) Kanuna aykırı nakletme ve geriye döndürme (Madde 11)

i) Fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünlük bakımından (topluma kazandırma) istismar ve ihmal (Madde 39)

j) Yerleştirilenlerin periyodik kontrolü (Madde 25)

TEMEL SAĞLIK VE REFAH:

a) Hayatın devamı ve gelişim (Madde 6, Parag.2)

b) Özürlü çocuklar (Madde 23)

c) Sağlık ve sağlık hizmetleri (Madde 24)

d) Sosyal güvenlik ve çocuk bakım servisleri ile olanakları (Madde. 26 ve 18, parag3)

e) Yaşam standardı (Madde 27, parag.1-3)

EĞİTİM, BOŞ VAKTİ DEĞERLENDİRME VE KÜLTÜREL ETKİNLİKLER:

a) Mesleki eğitim ve rehberlik içeren eğitim (Madde 28)

b) Eğitimin amaçları (Madde 29)

c) Boş vakti değerlendirme, eğlence ve kültürel etkinlikler (Madde 31)

ÖZEL KORUMA ÖNLEMLERİ:

a) Tehlike içindeki çocuklar

i) mülteci çocuklar (Madde 22)

ii) fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşmede (topluma kazandırma) (Madde39), silahlı çatışma içindeki çocuklar (Madde 38)

b) Kanun ile çatışan çocuklar

i) çocuk yargılamasının yöntemi (Madde 40)

ii) özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklar-her türlü tutuklama, hapse atma veya koruma evlerine yerleştirme, (Madde 37 (b), (c), ve (d))

iii) gençlerin mahkum edilmesi-özellikle ölüm cezasının yasaklanması ve hapishanede tutulması. (Madde 37 (a) )

iv) fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşme (topluma kazandırma) (Madde 39)

c) İstismar edilme durumundaki çocuklar-fiziksel ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşmeyi (topluma kazandırma) sağlama (Madde 39)

i) çocuk işçiliğini içeren ekonomik sömürü (Madde 32)

ii) ilaç (uyuşturucu) bağımlılığı (Madde 33)

iii) cinsel istismar ve kötüye kullanma (Madde 34)

iv) diğer çeşitli istismarlar (Madde 36)

v) satışı, trafiği ve kaçırma (Madde 35)

d) Bir azınlık veya bir yerli grup içindeki çocuklar (Madde 30)

Temel iki kavramın altının çizilmesi gerektiği özellikle çocuk hakları sözleşmesinden sonra ortaya çıkmıştır.

1- Çocuğun birey olarak var olduğu ve hakları bulunduğu ,

2- Çocuğun yararları ilkesinin temel ilke olarak değerlendirilmesi gerekliliği,

TÜRKİYE’DE ÇOCUK HAKLARI

Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesine ilk imza koyan ülkelerden birisidir. Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 29-30 Eylül 1989 tarihleri arasında toplanan ” Çocuklar için Dünya Zirvesinde ” ilk kez imzaya açılan Çocuk Hakları Sözleşmesini toplantıda bulunan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın imzalamasıyla Türkiye sözleşmeye ilk imza koyan devletler içinde yer almıştır.

Ancak yasanın yürürlüğe girmesi için ikinci aşama olan sözleşmenin ülke meclislerinde onaylanarak yürürlüğe girmesi işlemi ancak 5 yıllık bir bekleme döneminden sonra gerçekleşmiştir. Bu meclisten onaylama işlemi ancak 9 Aralık 1994 de gerçekleştirmiştir. Türkiye ilk imza koyan ülkelerden birisi olmasına karşın sözleşmenin tümüne imza koymamış ve sözleşmenin 7., 29. ve 30. maddelerini Lozan antlaşması ve T.C. Anayasasının ilgili maddeleri çerçevesinde yorumlama hakkını saklı tutarak onaylamıştır. Yani bu maddelerin uygulanmasına çekince koymuştur. Sözleşmeyi belirli maddelerine çekince koyarak imzalayan ülkelerin sayısı çok fazla değildir ve genellikle gelişmemiş ülkeler grubundan çıkmaktadır. Çekince sürülen 17.,29. ve 30. maddelerde etnik azınlık ve yerli halktan olan çocukların konuşma dillerini , televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçları ile okullarda kullanmaları öngörülmüştür. Türkiye açısından azınlık sıfatı sadece uluslararası anlaşmalarla kendilerine bu nitelik tanınan Rum, Ermeni ,Bulgar ve Musevi topluluklarına aittir. Türkiye bunların dışında milli azınlık tanımamaktadır. Bu yüzden bu maddelere çekince konularak sözleşme imzalanmıştır.

Çocuk Hakları Sözleşmesinin 27 Ocak 1995 tarih ve 22184 sayılı resmi gazetede yayınlanmasıyla iç hukuk kuralına dönüşen sözleşmenin ülkemizdeki uygulanması ve uygulamaların izlenmesinden sorumlu koordinatör kuruluş Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu olmuştur.

Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamış olmasına karşın çocukların durumuna baktığımızda çocukların korunma , yaşatılma ,geliştirilmesi ve katılımları için yeterli düzeye gelemediği görülmektedir. Çocukların yüksek yararı için olması gereken koşulların ülkemizde hala oluşmamış olduğu açıktır . Ancak bugüne kadar geçen 10 yılda kanunların uyum yasaları çerçevesinde düzenlenmesi ve çocuk hakları sözleşmesine uyumlu hale getirilmesi ile ilgili değişiklik çalışmalarının en iyimser şekliyle söyleyecek olursak bununla ilgili değişikliklere gerektiği kadar yer verilmediği görülmektedir. Özellikle medeni kanun , iş kanunu , ceza kanunu ve özel koruma tedbirlerine ihtiyaç duyan çocuklar konularında yapılması gereken acil birçok değişiklik olmasına karşın bu konudaki girişimlerin yeterli olmadığı da aşikardır.

Türkiye’de çocuğun özellikle özel korunmaya muhtaç çocukların durumunu etkileyen makro ve mikro sebeplere baktığımızda makro sebeplerin başında nüfus artışı ve göçlerin geldiği görülmektedir. İç göç, bozuk gelir dağılımı, yetersiz eğitim, hızlı nüfus artışı, atıl işgücü ve işsizlik oranlarındaki yükseklik, nüfusun büyük bir bölümünün halen kırsal kesimde istihdam ediliyor olması gibi etmenler özel korunma tedbirlerine muhtaç çocukların sayısının artmasında başlıca nedenler arasında sayılmaktadır.