Nov 192012
 

Alman endüstri psikoloğu Heinz Leymann’ın 1984 yılında hazırladığı raporda, mobbing işyerinde psikolojik şiddet, işyeri zorbalığı anlamında kullanılmış ve bugün bu anlamda kullanılmaktadır.

Kavram; çalışanlara üstleri, astları veya eşit düzeydeki çalışanlar tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade eden anlamlar içermektedir.

Bu tip olgularda temel amaç mağdurun kendini savunmasız hissetmesi ve umutsuz, çaresiz bir konuma itilmesidir. Amaç kurban seçilen kişiyi işyerinden attırmak ya da istifaya zorlamak, dışlamak, cezalandırmak, küçük düşürmek veya kontrol etmek olabilmektedir.

Bugün bütün dünyada Leymann Inventory Psychological Terrorism ölçeği kullanılarak mobbing olup olmadığına karar verilmektedir.

Heinz Leymann, saldırgan veya saldırganların kurban veya kurbanlara yönelttiği 45 davranış gözlemiş olup4 bunları, 5 farklı kategoride sınıflandırmıştır. Her bir kategori, iletişim, sosyal ilişkiler,sosyal konum, mesleki ve özel yaşamın niteliği, sağlıkla ilişkili olmak üzere kurbana karşı yöneltilen farklı bir saldırı tarzını ifade etmektedir .

Birinci Kategori: İletişime Yönelik Saldırılar

– Amir, kurbanın kendini ifade etme olanağını sınırlar;

– Kurban, konuşmaya başladığında daima sözü kesilir;

– Çalışma arkadaşları, kurbanın kendini ifade etme olanağını sınırlarlar;

– Kurban azarlanır veya küçümsenir;

– Kurbanın yaptığı işler sürekli eleştirilir;

– Kurbanın özel yaşantısı sürekli eleştirilir;

– Kurban,sessiz veya tehdit edici telefonlar alır;

– Sözlü tehditlere maruz kalır;

– Yazılı tehditler alır;

– Uzaklaştırıcı bakışlar ve davranışlar yönelterek kurbanla temas reddedilir;

– Dolaylı imalarda bulunularak kurbanla temas reddedilir.

İkinci Kategori: Sosyal İlişkilere Saldırılar

– Kurbanla konuşulmaz;

– Kurbana herhangi bir söz yönetilmez;

– Çalışma arkadaşlarında uzakta bir ofiste çalışmak zorunda bırakılır;

– Çalışma arkadaşlarının kendisiyle konuşmaları yasaklanır;

– Sanki o yokmuş gibi davranılır.

Üçüncü Kategori: Sosyal Konuma Saldırılar

– Arkasından konuşulur;

– Kurbanla ilgili çeşitli dedikodular yayılır;

– Gülünç duruma düşürülür;

– Kurbanın akıl hastası olduğuna dair kuşku yaratılır;

– Psikiyatriste gidip muayene olması için ikna etmeye çalışılır;

– Fiziksel engelinden ötürü alay edilir;

– Kurbanla alay etme amaçlı yürüyüşü veya konuşması taklit edilir.

İsimli ölçme-saptama

– Politik veya dini inançlarına saldırılır;

– Özel yaşamıyla alay edilir;

– Milliyetiyle alay edilir;

– Onurunu zedeleyici işler yapmak zorunda bırakılır;

– Yaptığı iş, yanlış ve yaralayıcı bir tarzda yargılanır;

– Aldığı kararlardan şüphe edilir;

– Kurbana karşı küfür veya aşağılayıcı sözler sarf edilir;

– Kurbana karşı sözlü ve/ veya imalı cinsel talepler yöneltilir.

Dördüncü Kategori: Mesleki ve Özel Yaşamın Niteliğine Yönelik Saldırılar

– Kurbana iş verilmemeye başlanır;

– İşini artık yaratıcı anlamda yapamaması için her türlü çalışma faaliyeti engellenir;

– Kurbana anlamsız işler verilir;

– Uzmanlı alanının çok altında işler verilir;

– Kurbana aşağılayıcı işler verilir;

– Kurbanın beceriksizliğini ortaya koymak amacıyla kendisine, yeteneklerinin çok üstünde görevler verilir.

Beşinci Kategori: Sağlığa Yönelik Saldırılar

– Kurban sağlığına zararlı işlerde çalışmak zorunda bırakılır;

– Kurban, fiziksel şiddetle tehdit edilir;

– Kurbana ders vermek amacıyla ufak bir şiddet (tokat veya itme gibi) hareketinde bulunulabilir;

– Daha ağır fiziksel şiddete maruz kalmasına çalışılır;

– Kurbanı zarara sokmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulabilir;

– Evine veya işyerine zarar verilebilir;

– Kurbana cinsel tacizde bulunulabilir.

*Leymann’a göre bu davranışlar,en az haftada bir sıklıkla ve en az altı aydan beri uygulanıyor olmaları gerekir.

Her mobbing olgusunda bu davranışsal belirtilerin hepsinin bulunması şart değildir.Ancak bu davranışların kasıtlı ve sürekli olarak tekrarlanması, mobbingin ortaya çıkmasına ve sonuç olarak bireyin iş yaşamında uzaklaşmasına neden olur.

Bu listede bulunan davranışların herhangi biri, bir birey için problem oluştururken, bir başka birey için hiçbir sorun oluşturmayabilir. Eğer bir kişi bu davranışlardan rahatsız olduğunu ve zarar gördüğünü düşünürse davranış, problem niteliğini alır ve mobbing davranışı haline gelir.

Bir işletmede mobbingin varlığına çalışan bireylerde (kurbanlarda) gözlenen bir takım belirtiler de işaret edebilir.

Bunlar:

• Panik Atak

• Depresyon

• Uykusuzluk

• Deride Kaşınma, Kızarma, Ürtiker

• Titreme, Terleme

• Bulimia Nevroza

Mobbing, kar amacı gütmeyen kuruluşlarda, okullarda ve sağlık sektöründe daha yaygın görünse de, yüksek işsizlik oranları ve dolayısıyla çalışanın değersiz görülmesi nedeniyle her işyerinde ve her türlü kuruluşta rastlanabilir. Organizasyon bozukluğunun daha fazla olduğu işyerlerinde, disiplin getirmek, verimliliği artırmak, refleksleri koşullandırma (askeri disiplin) öne sürülerek yapılmakta ve meşrulaştırılmaktadır.

Kar amacı gütmeyen kuruluşlarda olduğu kadar şirket kültürü oluşmamış, patron odaklı firmalarda da sık karşılaşılan bir durumdur.

Mobbing uygulayan kişilerin ve kurbanların kişilik özellikleri ile işyeri şartları mobbingin nedenlerini açıklar.

Leymann bunları şu şekilde sınıflandırır:

1. Kişileri grup kuralını kabul etmeye zorlamak

2. Düşmanlıktan hoşlanmak

3. Can sıkıntısı içinde zevk arayışı

4. Önyargıları pekiştirmek

5. Psikolojik taciz uygulayanın kötü kişiliği ve patron olarak bunu hak olarak görmesi, şişirilmiş benmerkezcilik, narsist kişilik, çocukluk travmaları…

Mobbinge maruz kalan kişinin hukuk yoluna başvurması ve hakkını araması gerekir. Ancak bunu doğru yöntemlerle yapmazsa haklı olduğu bir durumda bile haksız konuma düşmesi ve zararı çıkması olasıdır.

İlk adım bu olayın olduğunu ispatlayan bir görüşü içeren bir adli raporun alınmasıdır. Bu amaçla bir adli tıp öğretim üyesinin psikiyatrist ya da psikologla birlikte iki imzalı hazırlayacakları bir durum gösteren raporun hazırlanması sonraki aşamalarda kurbanın mahkemede kendi durumunu ispatlaması için çok önemlidir.

Taraf bilirkişiliğinin ülkemizde de uygulanmaya başlamasıyla mağdurların hakkını arama konusunda önemli gelişmeler yaşanmaktadır.  Mobbing mağdurları özellikle bu olanağı kullanarak mahkemeye gitmeden önce bir adli tıp öğretim üyesinden psikiyatrist destekli rapor alması halinde mahkemede durumunu çok daha rahat anlatabilecektir.

Nov 192012
 

Karbon monoksit (CO) zehirlenmeleri özellikle kış aylarında ve yangınlar sonucu görülen bir olaydır. CO, hemoglobine bağlanarak oksijen taşınmasını engellediği için dokularda hipoksi oluşturmaktadır. Bu yüzden de zehirleme olarak geçmesine rağmen aslında bir asfiksi olayıdır.

CO zehirlenmesi, kapalı ortamlarda kömürün yanması sonucu, şofben kullanımlarında havasız ortamlarda, havagazı kullanımında ve yangınlarda görülmektedir. Kömürün yanması sonucu karbondioksit, karbonmonoksit ve hidrojen gazları açığa çıkar. Evlerde kış aylarında ısınma amacıyla yaygın olarak kömürün mangalda yakılarak kapalı mekanlarda kullanılması sonucu, çok kısa sürede ölümcül CO zehirlenmeleri görülecektir.

CO zehirlenmesi görülmesini etkileyen önemli bir faktör de kapalı mekanın havalandırılma derecesidir. Pencere ve kapıların sıkıca kapalı olduğu veya hava akımının olmadığı durumlarda daha kısa sürede CO birikimi olacaktır.

Yangınlarda da fazla miktarda CO oluşmakta ve yangınlarda görülen ölümlerin büyük çoğunluğunda ölüm sebebi olarak CO zehirlenmesi tespit edilmektedir. Ölen kişinin kanında CO bulunması, kişinin yangın sırasında canlı olduğunu gösterecektir. Son yıllarda havagazının yerini almakta olan doğal gaz metan içermektedir. Bunun yanması sonucu korbondioksit ve su açığa çıkmaktadır. Eğer yanma için yeterli oksijen yoksa bu taktirde CO oluşacaktır. Bundan dolayı doğalgaz ile çalışan araçlar iyi havalandırılmış ortamlarda ve mutlaka bacaya bağlanarak kullanılmalıdır.

Soluma havasındaki CO hızla hemoglobine bağlanarak stabil bir bileşik oluşturur. CO’in hemoglobine afinitesi oksijenden 300 defa daha fazladır. Bu yüzden çok düşük konsantrasyonlarda bile ölüm görülebilmektedir. Karboksihemoglobin oksijen taşıyamaz. Böylece dokularda hipoksi olur. Karboksihemoglobin saturasyonu arttıkça hipoksi derinleşir ve nihayetinde ölüm görülür.

CO zehirlenmelerinde iki faktör önemlidir. Bunlar CO in havadaki miktarı ve kişinin bu havayı soluma süresidir. Örneğin %1 konsantrasyonda CO içeren havanın 20 dakika solunması şuur kaybına neden olabilir. %0.1 konsatrasyonda 2-3 saat içinde karboksihemoglobin saturasyonu %55-60 değerine ulaşabilir.

Ölüm olgularında, kandaki CO oranı belirleyicidir. Kanda karboksihemoglobinin %50-60 arası saturasyonda olması çoğunlukla ölümcüldür. Fakat %33 ve %81 saturasyon gibi alçak ve yüksek oranlarda da ölüm bildirilmiştir. Fakat hiçbir zaman %100 gibi bir oran bulunmamaktadır. Çünkü %80 gibi yüksek oranlarda genellikle ölüm meydana geldiğinden CO’in hemoglobin ile reaksiyonu kesilecektir. %100 oranı ancak laboratuarda direkt olarak kanın içine CO’nin verilmesi yolu ile elde edilebilir.

CO zehirlenmesinin belirtileri nonspesifiktir. Koma gelişene kadar baş ağrısından başka bir bulgu bulunmayabilir. %30 karboksihemoglobin saturasyon oranında baş ağrısı, hafif bulantı, konsantrasyon kaybı ve hafif sarhoşluk hissi olabilir. Özellikle bu durumu alkol sarhoşluğu ile karıştırmamak gerekir. %30-40 düzeyinde bulantı, kusma, halsizlik, görme ve işitme kaybı, stupor, %40-50 düzeyinde yorgunluk, koordinasyon kaybı, konvülziyon, koma, kardiyorespiratuar yetersizlik ve ölüm görülebilecektir.

CO zehirlenmelerinde orijin çoğunlukla kazadır. İntihar olguları oldukça azdır. Çok nadir de olsa, cinayet olan olaylara rastlanmaktadır. İntihar olgularının meydana geldiği evlerde, genellikle pencerelerin ve kapıların dışarıya karşı izole edildiği ve ocakların vanalarının açık bırakıldığı görülmektedir. Diğer bir intihar yöntemi de arabaların kapalı garajlarda çalıştırılmasıdır. Küçük, az havalanan bir garajda orta büyüklükte bir arabanın çalıştırılması sonucu 5 dakikada ölümcül konsantrasyonda CO birikimi olmaktadır. Bu gibi intihar düşünülen olaylarda iki kişi beraberce intihar etmeye teşebbüs eder ve birisi kurtulur, diğeri ölür ise durum şüphe ile karşılanmalı ve cinayet açısından da ele alınmalıdır. Kapalı ortamlarda görülen ani beklenmeyen ölüm olgularında CO zehirlenmesi ihtimali akılda tutulmalıdır. Ancak bu şekil ölümlerde alınan kan örneklerinin incelenmesi ile tanı konulabilir ve fark edilmemiş bir CO kaynağı tespit edilerek tesirsiz hale getirilebilir.

CO zehirlenmesi sonucu ölmüş bir kişinin dıştan muayenesinde ölü lekelerinin açık kırmızı rengi dikkat çekicidir. Bu rengin sadece ölümden sonra, post- mortem olarak görüleceği unutulmamalıdır. Ölü lekelerinin açık kırmızı renk alması siyanür zehirlenmelerinde ve donmalarda da görülebilir. Bu renk değişikliği aynı zamanda tüm iç organlarda da belirgin olarak gözlenebilmektedir.

Nov 192012
 

Kazalar beklenmedik olaylar olup dikkatsizlik, ihmal ve acemilikten kaynaklanan olgulardır. Adli tıp açısından orijin saptanmasında kazaların araştırılması önem taşımaktadır. Kazaları meydana geldiği yer veya meydana getiren etkene göre sınıflamak mümkündür.

Trafik kazaları

Trafik kazaları ulaşım kazaları arasında en çok yaralanma ve ölümün ortaya çıktığı kaza türüdür. Özellikle bizim ülkemizde, ulaşımın karayolu ağırlıklı olması ve bu konudaki eğitimsizlik, kaza ve buna bağlı ortaya çıkan yaralanma ile ölümlerde dünya sıralamasında ilk sıralarda yer almamıza neden olmaktadır.

Adli tıp açısından, trafik kazaları sonucu meydana gelen yaralanma ve ölüm olgularındaki yaraların niteliği, hangi yaranın öldürücü olduğu ve buna bağlı kusurlulukların saptanması ulaşım kazalarını özellikle de trafik kazalarını önemli kılmaktadır.

Trafik kavramını yayaların, hayvanların ve araçların karayolu üzerindeki hareket ve durumları olarak tanımlayabiliriz. Trafik kazaları ise karayolu üzerinde bulunan hareket halinde olan veya duran bir veya birden fazla aracın veya insanın karıştığı ölüm, yaralanma ve zararla sonuçlanmış olan olaylardır.

Bir olayın trafik kazası olarak kabul edilebilmesi için şu koşulların bulunması gerekir.

1. Olayın karayolunda meydana gelmesi,

2. Olaya en az bir aracın karışmış olması,

3. En azından bir aracın hareket halinde olması,

4. Olayın ölüm, yaralanma veya zararla sonuçlanmış olması,

Kazaya bağlı meydana gelen ölümlerde, otopsi çalışmasına başlamadan önce kaza hakkında şu bilgilerin elde edilmesi gerekir.

. Kaza yeri ve zamanı,

. Ölen kişi ya da kişilerin isimleri, kaza sırasındaki konumları, (yolcu, sürücü, yaya)

. Cinayet veya kasıt olasılığı varsa, buna ilişkin bulgular,

. İntihardan şüpheleniliyorsa, ölünen geçmişi,

. Araçların kaza yerindeki konumları ve hasar durumları,

. Kaza yerindeki fren veya savrulma izleri,

Yanıklar

Yangınlar ateşin günlük yaşamın içine girdiği çok eski çağlardan beri problem yaratmış, büyük zararlar yaratan bir durumdur. Adli tıp açısından yangının meydana geliş şekli, neden olduğu yaralanma ve ölümlerde lezyonların saptanması, orijin ile sebep araştırılması önem taşır. Yangın önlenmesi, güvenlik çalışmaları ve yangın sonrası çalışmalar ile günümüzde başlı başına bir sektör olarak güvenlik konusunda önemli bir yer tutmaktadır.

Yanarak ölmüş bir keşide cevabı araştırılması gereken bazı sorular vardır.

1. Kişinin kimliğinin saptanması,

2. Ölüm sebebi,

3. Ölüm orijini (kaza, cinayet, intihar).

Elektrik Çarpması

Elektrik günlük yaşamda çok sık kullanılan ve bu yüzden de çeşitli durumlarda başta kaza olmak üzere, Adli tıbbı ilgilendiren olguların görüldüğü bir konudur. Düşük voltajlı elektrik akımları evde ve endüstriyle alanda çok sayıda kazaya sebep olarak elektrik şokundan ölüme neden olabilirler.

Elektrik çarpmalarının önemli bir özelliği de akımın vücut içerisinde takip ettiği yoldur. Çok tehlikeli voltajlı bir akım eğer bacaktan toprağa geçerse çok az ya da hiç yaralanma yaratmayabilir. Ancak tehlikeli sayılamayacak bir akım kafadan başlayarak kalbin elektrik sahasına oradan da alt kısımda bacaklara ulaşırsa ölümcül bir aritmiye ve ölüme yol açabilir. Süre de çok önemli olup uzun süreli elektrik şokta fibrilasyonun (kalpte atım sayısının çok artması) oluşacağı görülmüştür.

Yıldırım Çarpması

Özel bir elektrik yarası tipi yıldırım çarpmalarıdır. Boş bir alanda şüpheli olarak ölü bulunan bir kişide, ölüm sebebi olarak yıldırım çarpmasını gözardı etmemek gerekir. Yıldırım çarpmasında görülen tipik lezyon, deri üzerinde buğday figürü şeklindeki küçük kılcal damarların genişlemesine bağlı olarak oluşan damarlardaki genişlemedir. Yanıklar zig-zag çizgiler şeklindedir. Deride ateşli silah yarasına benzer delinmeler görülebilir.

Yıldırım çarpmasına bağlı ölüm olaylarında yapılacak otopsi işleminde dikkatli bir çalışma yapmak gerekir. Olayı belirleyecek somut bulguların azlığı keşif çalışmasını ya da varsa bir şahitin değerini çok arttırır.

Yıldırım çarpması olaylarında öncelikle şunların yapılması gerekir.

1. Ölümle ilgili tüm detaylar edinilmeli ve gerekirse olay yeri görülmelidir.

2. Otopsi belirli bir yerde ışık ve malzemenin yeterli olmasıyla yapılmalıdır.

3. Elbiselerin ve kişinin dış görünüşünü iyice incelenmesi gerekir.

Özetle elektrik akımları vücutta takip ettiği yola göre ve akımın şiddetine göre ölümlere sebep olabilirler. Orijin genellikle kazadır.

Nov 192012
 

Ölüm, kısaca yaşamın sona ermesidir. Yaşam siklusuna göz attığımızda doğumla başlayan bu süreç çocukluk, erişkinlik ve yaşlılık dönemlerinin sonrasında ya doğal sebeplere bağlı olarak veya zorlamalı olarak tanımlanan, başka etkenlerin ortaya çıkardığı olaylara bağlı olarak sona ermektedir.

Yapılan araştırmalar dünyada ortalama yılda 50 milyon kişinin öldüğünün göstermektedir. Kalp kökenli hastalıklar ve zorlamalı ölümler aniden beklenmedik bir şekilde hemen meydana gelirken, geri kalan, olgularda ölüm genellikle belli bir sürecin sonrasında ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı çalışmada, ölümlerin büyük oranda kronik olarak yani belli bir süreç sonrasında ortaya çıktığı görülmektedir. Son yıllarda yaşam süresinin artışı da kronik
ölüm olgularında artışa neden olmuştur.

Ölüm kavramını şöyle sınıflayabiliriz.

Somatik ölüm: Bu terim, kanunların somut bir ölüm anı gereksiniminden ortayı çıkmıştır. Hukuk, ölümün meydana geldiği zamanın somut ve net olarak saptanmasını istemektedir. Bu miras olgularında, ceza kanununu ilgilendiren durumlarda önem kazanır. Somatik ölüm, başka bir deyişle vücut ölümü için şu iki kriter temel alınmaktadır.

– Spontan dolaşımın durması

– Spontan solunumun durması

Spontan solunum ve dolaşımın yaklaşık 4-5 dakika kadar durması beyinde geri dönülemez hasarlar yaratmaktadır. Bu da kanunun kabul ettiği ölüm tanımıdır.

Hücre ölümü: Yaşamın sürdürülmesinde temel gereksimin, hücrelerin oksijen ihtiyacıdır. Oksijen gereksinimi hücre yapısının gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. En gelişmiş olan beyindeki ganglionlardaki oksijensizliğe dayanıklılık süresi yaklaşık 3-4 dakika kadarken, en az gelişmiş olan bağ dokusunda bu süre bir kaç saatte uzamaktadır.

Beyin ölümü: Beyin ölümü terimi, solunum ve dolaşımın devamını sağlayan beyin sapındaki merkezlerin ölümü anlamında kullanılmakta, tüm beyin korteksinin ölümü anlamına gelmemektedir. Beyin ölümü genellikle solunum ve dolaşımın geri dönüşümsüz olarak durmasına bağlı olarak gelişir, Beyin ölümü EEG de düz çizgi olarak görülür. Beyin ölümü ile dönüşümsüz koma aynı kavramlar değildir.

Yüksek düzeyde beyinsel aktivitelerin kaybolduğu hipoksi yani oksijen azlığı, travma ya da zehirlenme gibi durumlarda kişi bitkisel yaşama girer, Burada spontan solunum devam edecektir. Ama kişi yıllarca derin komada kalabilir. Halbuki beyin sapında meydana gelen hasarlanmalarda yaşam merkezlerinin kaybıyla solunum ve dolaşım durur. Bu durumda beyin sapındaki geri dönüşümsüz hasarda somatik ölüm meydana gelmektedir. Ama hücresel düzeyde yaşam sürdüğü için organ nakli yapılabilir.

Yalancı ölüm: Bu tip olgular aslında ölümün meydana gelmediği ancak kişinin öldüğü sanılan olgulardır.

1- Solunum hareketleri ve kalp atım seslerinin iyice azalmış olduğu durumlarda,

2- Acele ve yüzeyel yapılan bir muayene sonrasında konulan hatalı teşhislerde

Bu tip hataların ortaya çıkabildiği görülmektedir. Özellikle savaşlarda ve büyük salgınlarda bu tip yanlışlara rastlanmaktadır.

1- Suda boğulma olguları,

2- Elektrik çarpmaları,

3- Yeni doğanlarda oksijensizlik

4- Kaza sonrası şok,

5- Narkotik veya barbütirat zehirlenmelerinde gibi durumlarda bu tip yanılgıların oluştuğu ve yalancı ölüm teşhisine rastlanmaktadır. Dolaşım ve solunumun belirlenemediği şüpheli olgularda EEG gibi somut bulgu veren yardımcı yöntemler kullanılmalıdır. Bu tip yalancı ölüm olgularında muayenelerin kısa aralıklarla tekrarlanması yanılmaları ortadan kaldıracaktır.

Ölümün hemen sonrasında ortaya çıkan bulgulardan çok, daha sonraki dönemde ortaya çıkan belirtilerin Adli Tıp uzmanı tarafından değerlendirildiği görülmektedir. İlk saatlerde ortaya çıkan belirtiler erken, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan belirtiler ise geç olarak sınıflandırılmaktadır. Erken belirtiler olarak fonksiyonel bulgular ile fiziksel bulgular görülmektedir. Geç belirtiler ise şüpheli ölüm olaylarında daha sıklıkla karşılaşılan bulgulardır. Zaman olarak kesin sınırların verilmesi her ölüm olgusunda ölen kişinin vücut ağırlığı, ortam ısısı, ölüm şekli gibi birçok değişkene bağlı olduğu için çok doğru olmamakla birlikte ilk saatler yani yaklaşık ilk 3 saat içinde oluşan bulgulara erken, daha sonraki bulgulara ise geç bulgular denmesi klasikleşmiştir.

Organ Nakli

Ölüm kavramının bu denli farklı kategoriler içerisinde değerlendirilmesindeki temel etken organ naklinin günümüz tıbbında yapılabilen bir olay haline gelmesidir. Buna bağlı olarakta çeşitli yönetmelikler ile organ naklinin uygulanması düzenlenmeye çalışılmıştır.

Bu yasaya göre organ nakline 4 Uzmandan oluşan bir ekip karar verebilmektedir. Bunlar nöroloji uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı, kardiolog yani kalp uzmanı ve anestezi-reanimasyon uzmanıdır. Organ nakli işlemine karar veren ekipte organ naklinin gerçekleştirecek doktorlar yer alamamaktadırlar. Organ nakli için ya hastanın daha önce vasiyet edilmiş onayı ya da hasta yakınlardan birinden onayının alınması şarttır. Bu izin alınmadan işlem yapılamaz.

Nov 182012
 

Adlî antropoloji ve adlî odontoloji (diş hekimliği) insan kalıntılarının değerlendirilmesi açısından son on yılda büyük aşama kaydetmiştir. Adlî antropoloji ve adlî odontolojide kullanılan yöntemler yüz fotoğrafları, parmak izleri, kan grubu tayini, diğer vücut lekeleri ya da fiziksel tanımlama gibi rutin olarak kullanılan yöntemler ile birlikte çok yararlı sonuçlar vermektedir. Gömülmüş, yanmış ya da ileri derecede tahrip olmuş bedenlerin tanımlanmasında ya da bazı kalıntıların incelenmesinde bu yöntemlere başvurulmaktadır.

Kalıntılara dayanarak iki tip tanımlamaya gitmek mümkündür. Bunlardan ilki kişinin cinsiyetinin, olası yaşının, boyunun, geçirilmiş hastalıklara ilişkin ipuçlarının ait olduğu yapının ortaya konulmasıdır. Diğeri ve adlî tıp açısından daha önemli olanı kişinin gerçek kimliğinin ortaya konulmasıdır.

Yapılan araştırmanın en önemli sonuçlarından biri ölü kişinin kimliğinin ortaya konulmasıdır. Suç mahallinde, yaşayan bir kişinin kimliğinin tanımlanması işlenen suç ve şüpheli kişi arasında önemli bir ilişkinin kurulmasına neden olabilir. Aynı şekilde ölünün kimliği ya da kim olmadığının ortaya konulması araştırmaya bir boyut getirebilir. Öldürülen kişilerin büyük çoğunluğu akrabaları ya da tanıdıkları tarafından öldürüldüğünden ölen kişinin kimliğinin bilinmesi suçlunun ortaya çıkarılmasında büyük önem taşımaktadır.

Pek çok yargı sistemine göre, insan kalıntılarından kimliklendirme için kullanılması kabul görmüş üç metod vardır:

• Görsel kimliklendirme,

• Parmak izi veya ayak izinden kimliklendirme,

• DNA bulguları.

Görsel kimliklendirme, akraba ve yakınların içinde bulundukları stres ve subjektif faktörler nedeniyle en az güvenilir metottur. Parmak izi yöntemi güvenilir olmakla birlikte, ölüm öncesi parmak izlerinin bir dosyada mevcudiyeti veya birtakım kişisel etkilerden sonra
postmortem parmak izinin tekrar elde edilip edilemeyeceği gibi sorunlar vardır. Travma ve yangın olaylarında bazen parmak izleri ve ayak izleri postmortem bozulmaya uğrayabilirler.

Dental yapılar ise, bu tür tahribatlara karşı oldukça dirençlidirler. Fakat dental kimliklendirme ancak ölüm öncesi dental kayıt ve radyografilerin mevcut olması ile mümkündür. Antemortem ve postmortem radyografilerin karşılaştırılması ile oldukça yeterli kanıtlar elde edilmiş olur.

DNA analizleri ise yasal olarak kabul edilmiş olup ancak ölüm öncesi karşılaştırma verilerinin mevcudiyeti sorunu nedeni ile bazı hallerde sınırlı olarak kullanılmaktadır. Adli çalışmalarda aceleye yer yoktur. Nitelikli bir çalışma için zaman gereklidir ve bu da sağlanmalıdır .

En sık karşılaşılan kitlesel felaketler uçak kazalarıdır. Uçak kazaları araştırmaları kazanın sebebini saptamak amacını da kapsar. Kazanın nedenin saptanması, gelecekteki uçak kazalarını önlemek ve uçuş güvenliğini arttırmak açısından önemli yararlar sağlayacaktır.
Uçak kazalarında çeşitli faktörler rol oynar. Bunların yaklaşık %70’i insan faktörüdür, geri kalanı ise mekanik ve çevresel faktörlerdir. Büyük bir bölümü kapsayan insan faktörünün değerlendirilmesinde üç unsur düşünülür:

Görsel kimliklendirme, Parmak izi veya ayak izinden kimliklendirme, DNA bulguları.

• Fizyolojik,

• Psikolojik,

• Patolojik faktörler.

Postmortem dental inceleme ve dental radyografi alt birimi, üç alt birim arasında en az komplike olan ve en doğru sonuç verebilen birimdir. Ekip içinde postmortem incelemelerin fotoğraflanması için bir adli fotoğrafçı da bulunmalıdır. Önemli yanıkların olduğu geniş çapta bir kitle kazası durumunda, ekip kendi arasında gruplara ayrılarak iş bölümü yapabilir. Adli diş hekimliği bölümüne ceset kalıntıları ulaştığı zaman ekibin ilk bölümü, oral incelemeyi yapar, oral kaviteyi görünür hale getirmek için gerekli diseksiyonları hazırlar ve röntgenleri çeker. Büyük kitle kazalarında zamanın ve koşulların yetersizliği ve yasal sorunlar nedeni ile maksilla ve mandibulayı çıkarma girişiminde bulunulmaz. Diseksiyon görülmeyen bölgeleri açığa çıkarmak için yapılan bir otopsi tekniğidir . Ciddi yanık olgularında fasyal diseksiyon yapmak esastır. Fasyal diseksiyon tamamlandıktan sonra ceset, postmortem dental inceleme bölümündeki röntgen servisine gönderilir. Taşınabilir bir röntgen cihazı ile tüm ağız grafisi çekilir. 50kVP dental radyografi aleti genellikle yeterlidir. Ancak ciddi yanık olguları üzerinde çalışırken vücuttaki su kaybından dolayı normal görüntüyü elde
etmek için dozun biraz yükseltilmesi gerekebilir. Adli diş hekimliğinde dental röntgenlerin kullanılması bir gerekliliktir. Ölümden önce ve sonra dental röntgenlerin karşılaştırılması, kişinin pozitif identifikasyonu için ağız yapılarının anatomisi, mevcut restorasyonlar,
patolojiler, kök kanal tedavileri, önceden yapılmış cerrahi girişimler, kırıklar ve protezler gibi özelliklerinin görülebilir hale getirilmesini sağlar. Normal dentisyonu olan ve hiçbir restorasyonun mevcut olmadığı olgularda ise, kişinin dişlerinin yapısı ve pozisyonunun özellikleri genellikle kimliklendirmeye açıklık getirir. Kişisel anatomik bir özelliğin mevcut olduğu veya restorasyonu olan tek bir diş bile, kimliklendirme yapmak için yeterli olabilir. Tüm ağız dental radyografileri alındıktan sonra cesetler dental incelemeye gönderilir.

Dental yapılar seyreltilmiş çamaşır suyu solüsyonu ile temizlendikten sonra, üç diş hekiminden oluşmuş ekip olgu üzerinde inceleme yapar ve tüm dental bulguları daha önceden hazırlanmış olan ölümden sonraki dental kayıt fişine geçirir. Bilgisayara kolaylıkla
aktarılabilinmesi bakımından uluslararası numaralandırma sisteminin kullanılması yerinde olur. Ekipteki ilk uzman 1 nolu dişi inceler, radyografi ile karşılaştırır ve değerlendirir. İkinci uzman da aynı inceleme ve değerlendirmeyi yapar. Üçüncü uzman ise, diğer iki uzmanın görüşünü onaylayarak kayıt fişine işler. Bu işlem 32 diş için teker teker yapılır. Uyuşmazlıklar kontrol edilir, hata varsa düzeltilir. Postmortem inceleme sırasında dental retorasyonlar, eksik dişler, protezler, patolojiler, anatomik özellikler, yaş, cinsiyet ve ırk tahminleri gibi bulgular kayda geçirilir. Kaza sırasında meydana gelen bir travma nedeni ile oluşmuş olan diş eksikliği kesinlikle ayırt edilmeli, çekim veya konjenital diş eksikliği ile karıştırılmamalıdır .

Nov 182012
 

Uyuşturucu ve alkol kullanımı ve etkileri

Madde istismarı madde kullanımıyla ilişkili cinayet suçlarında sıklıkla karşılaşılan temel ve büyüyen bir problemdir. Son yıllarda özellikle genç jenerasyonda büyük artış olduğu gözlenmektedir.

Adli muayenede madde istismarın bulguları veya bağımlılık değerlendirmeleri için dikkatli olunmalıdır.

Kullanılan maddeler kulakta, ağızda, burunda, vajinada veya rektumda saklanabilir. Vücutta ambalajlayarak ilacı saklamak için yutabilir veya paketleyebilir.

Dünya Sağlık Örgütüne göre bir ilaç “canlı organizmayı bir veya daha fazla fonksiyonu, etkileyebilen, normal sağlığın idaresi için gerekli olan maddedir.

Sinir sisteminin uyaran ilaçlar:

Amfetamin ve kokain dahil edilen bu ilaçlar öforiye, enerji artışına ve iştah kaybı artışına yol açar. Agresiv davranış ve düşünce konfüzyon, tükenme ve uyku sonucu olabilir. Kalp atım hızı, kan basıncı, kan basıncı, solunum hızı artabilir ve kuru ağız, terleme, dilate pupil ve hiperaktiv reflekslere yol açabilir. Halusinasyonlar, delir, paranoji, epilepsi nöbeti ve ölümle sonlanabilir. Amfetamin, kokain ve ekstazi gibi stimulanlar psikolojik bağımlılığa yol açabilir fakat bir major fiziksel yoksunluk sendromu yapmaz.

Amfetamın: En sık kullanılan popular stimulandır ve oral veya koklama suretiyle kullanılabilir. Klinik tesir oldukça çabuk izlenir ve etkisi saatlerce sürer.

Kokain hidroklorid: Koklamak veya enjekte edilerek kullanılabilir, 15-40 dakika içinde etki pik yapar, Enjeksiyonla 1,2 dakika içerisinde yoğun ve hızla etki görülürken koklandığında ilacın absorbsiyonu oldukça yavaştır. Cracla (freebase kokain) kokain hidroklanidin suda çözülmesi ve tuzdan kokunun alkoloid bazını serbestleştirmek için fırınlanması gibi kimyasal reaktifle bir ortamda ısıtılarak elde edilir. Genellikle tütsülendirilir ve birkaç saniyede beyine ulaşarak kuvvetli santral sinir sistemi stimulan etkisi gösterir.

Oforik etkisi oldukça çabuk sona erer ve bu yüzden hızla tekrar kullanma gereği vardır. Daha fazla doz kullanım veya bir “alem” sonucu anksiyete ve paniği müteakiben paranoya olabilir. Tehlikeli kombinasyonu kokain ve eroin enjeksiyonla alınır. Bu durum speedball: “hız topu” olarak bilinir.

Ekstazi (3,4 metlyene-dioxymethampetonine-MDMA) halusinojenik etkili bir stimulandır. 75-100 mg’lık ortalama doz etkisini 20-60 dakikada gösterir. Yukarıdaki anlaşılan genel stimülan etkisi yanısıra trismus (çiğneme kasları ) ve bruxism (diş gıcırdatma) dişlerle öğütme hali) bulunabilir. Diğer etkisi Katatonik stupor ve hiponatremi, pnömomediastinum , paranoid psikoz ve böbrek problemleri, hiperpreksi ve ölümdür.

LSD (D-Iysergic acid diethylamide) 110-150 milmegramlık dozu guleme 30- 60 dakikadan sonra “uyuşturucu tesiri” başlar, bu 2-6 saat pik yapar ve 12 saatin sonunda sona erer. Etkiler oldukça kişiye çevreye bağlıdır. Aynı kullanıcı farklı zamanla da ve hatta aynı anda uyuşturucu tesiri altında iyi veya kötü kalabilir. Böylelikle arkadaştan temin edilen maddeyle ilacın etkisi geçene kadar uyuşturucu tesiri altına girilir. Yoğunlaştırılmış renkler ve şekli bozuk gibi görsel etkiler görülür, fakat doğru görsel halusnasyonlar nadirdir, işitme kusurları (farklı tonda sesler ) olabilir. Diğer fiziksel etkiler hafif olabilir , fakat hafif pupil dilatasyonu vardır.

Cannabis: En fazla populer olan illegal ilaçtır. Tütsü yapıldığında etkisi birkaç dakikada çıkar. Küçük dozlarda 1 saat kadar sürede yüksek dozda 2-3 saatte etkisi sona erer. Eğer içilirse birkaç saatte etkisi ortaya çıkar. Etkisi 12 saat kadar sürer. Sarhoşluk , öfori, dilate pupil, koordinasyon kaybı olur.

Sinir Sistemi deprese eden ilaçlar:

Sinir sisteminin depresyonu sedasyon ve anksiyete giderimi ile sonlanır. Ancak inhibisyonun ortadan kalkması sebebiyle sonucu ilkin öfori, eksitasyon ve risk alma gözlenebilir. Fiziksel etkiler dezoryantasyon, sarhoşluk, dil sürçmesi, nistagmus, koordinasyon kaybı , ataksi, koma ve ölümdür. Delirium ve halusünasyon nistagmus, koordinasyon kaybı olabilir. Yüksek dozlarda serebral depresanlarla alındığında daha fazla tehlikelidir.

Volatik maddeler: Mental durumu değiştirmek için uçucu maddelerin kasten inhale edilmesidir. Butan, petral, aerasol, propelant gibi yanıcı gazlar; tolven içeren yapıştırıcılar ve tutucular, trikloretilen gibi temizleyici ajanlar istismar edilebilir. Bu maddeler sedativ, anestenik ve halusinojenik etki olmak üzere miks bir tesir yaratabilir. Ölüm maddenin alımından saatlerce sonra solunum depresyonu, kardiak disritmi, açıklanamayacak ani ölüm sonucudur. Bu maddeler hemen kesilmelidir. Fiziksel yoksunluk sendromu yoktur.

Benzodiazopinler: Kullananlar sayıca artmaktadır. Özellikle eroin gibi bir ilacı kullananlarda, tercih edilme elde edilemez. Benodiazopinlerden yoksunluk sendrom konvulsiyonlar ve psikoz dahil major komplikasyonlardır. Terleme, uykusuzluk, baş
ağrısı, tremor, bulantı, gerçek olmayan hisler, anormal vücuta ait hisler ve uyarana aşırı duyarlılık gibi algı kusurları görülebilir. Yoksunluk sendromunda tedavi, yoksunluğun tıbbi komplikasyonlarını önlemeye yönelik dimepan veya klardiazepoid gibi uzun etkili ilaçlardır.

Opiatlar: Opiat entoksikasyonu iyi olma hissiyle sonlanır. Öfori olabilir. İstismarcıda konsantre olamama , sarhoşluk ve uzak görünme hali bulunabilir. Pupiller küçük veya ışığa yavaş reaksiyon veren noktası görünümdedir. Şiddetli entoksikasyondan
solunum depresyonu ve ölüm olabilir. Bağımlısı tipik olarak, küçülmüş pupil ve konstipasyondan kabızlıktan şikâyetçidir.

Yoksunluk sendromunun başlaması opiat kullanımına bağlıdır. Örneğin eroin yoksunluk genellikle 8 saatte başlar, pik yaprak 48-72 saatte ilerlerken bunun aksine metadon daha geç sürede yoksunluk belirtileri gösterebilir. İstismarcılarda terleme, sebebsiz ağlama, esneme, sıcaklık ve soğukluk hissi, anoreksi, karın krampı, bulantı, kusma, diare, tremor, huzursuzluk, uykusuzluk, genel sızı ve zayıflık
olabilir. Muayenede pupiller dilate olabilir. Kaz derisi manzarası, artmış nabız sayısı, yükselmiş kan basıncı iniperaktiv barsak sesleri olabilir.

Yerine koyma tedavisinde methadose, dihidrokodein veya kodein kullanılır. Methadone uzun etkilidir (24-36) saat ve bu yüzden günde 1 kez verilir. Dihidokodein veya kodein, semptomatik tedavinin kontrol edilmediği daha az şiddetle opiat bağımlılıkları için verilebilir. Eğer uyuşturucu tesiri altında olan detoksikasyon programı için opiat verilecekse öncelikle diğer ilaç kullanımında vazgeçilmelidir. Uyuşturucu tesiri altındakine reçete verilebilir . Diğer taraftan tedavi uyuşturucu tesiri altındakinin tamamiyle değerlendirilmesiyle verilir. Yoksunluk belirtilerini oluşup oluşmadığını görmek için bir süre sonra uyuşturucu kullanıcısını izlemek gerekebilir.

Gebe kadınların kullanımında maddenin ani kesilmesi fetusun yaşamını tehlikeye sokabilir ve bu yüzden reçeteye tabi tedavi devamı gebe kadında özel bakım gerektirmelidir ve tedavi hemen yoksulluğun hafifletilmesine yöneltir.

Entoksikasyon ve bağımlılıkla arasındaki fark tedavinin yapılmasını sağlamak için yapılmalıdır. Bağımlı olmaksızın bir insan entoksike olabilir veya entoksike olmaksızın bağımlı olabilir. Entoksike olmayan bağımlının tıbbi tedavi, altta yatan soruna uygun ve dengeli bir sağlıklı olma halini sağlayabilir.

ZARARIN EN AZA İNDİRİLMESİ

Zararın en aza indirilmesinin amacı madde istismarcısında hastalığı azaltmaya yöneliktir. Pek çok madde istismarcısı hekimle ve adli hekimle az veya yok denecek düzeyde temas kurduğundan, böyle bir şansı yakalayan hekim zararı en aza indirmek için maddeyi kullanmaya devam halinde olacakları açıklayarak korunma için örneğin enjektör kullanıcıların hepatitis B aşısı ve HIV’a karşı ikaz yapmalıdır. Ayrıca danışmanlık ve tedavi eden bölgedeki kuruluşlar hakkında da bilgi verir. Tedavi madde kullanımın medikal komplikasyonlarına yönelik olabilir . Tüm madde tesiri altındakiler infeksiyon riski altındadır.

İlaç istismarının tıbbi komplikasyonları

– Kendisini ihmal, malnutrisyon, diş çürümesi

– Enjeksiyon komplikasyonu

– Enjeksiyon komplikasyonu

– Intraarteriel enfeksiyon gangrenle sonlanan damar zedelenmesine yol açar .Enjeksiyon yüzeyel tromboflebitis, derin ven trombozu, pulmoner embolism ve ülser gibi komplikasyonlar.

– İlaçların inhadasyonu astıma ve bronşitsi belirgin hale getirebilir ve anafilaksi

Enjeksiyon:

– Enfeksiyon kısmında sepsis ve abse formasyonu septisemi ve infektif endokardit artmış tbc riski, hepatit ve HIV

– Akut ve kronik karaciğer hst.

– Böbrek problemleri ve amiloidozu

– Psikiyatrik komplikasyonlar

– Aşırı doz ve ölüm

ALKOL

Madde: Kimyasal olarak karbon atomuna bir hidrosil grup eklenmesiyle oluşan bir sıvıdır. Bu madde binlerce yıldır kimyacılarca bilinir. Alkolün kanuni tanımı olmamasına rağmen, bu terimin sıklıkla etanol olarak isimlendirilen bir spesifik alkolle ilişkili olduğu kabul edilir. Etanol, alkol konsantrasyonu %15 volüme ulaştığında, maya ölümü sebebiyle duran, mayanın şeker fermantasyonuyla elde edilir. Böylelikle 3 ara sıvı tipi içilebilir: bira, elma şırası ve şarap gibi yalnız fermantasyonla elde edilir. Bunlar distilasyonla elde edilir (ispirto, cin) ve bu şaraplar kırmızı şarap gibi alkollerle kuvvetlendirilir. Pek çok içkinin kuvveti derecesi genellikle hacim
içindeki alkol volüm oranıyla belirtilir (V/U). Böylelikle %10 alkolün şiddeti 100ml içkide 10 ml alkol veya yaklaşık 10 gr alkol içerir (alkolün gerçek ağırlığı su7dan hafif olduğundan gerçek ağırlık bundan daha azdır). Artan sayıda, tüketiciler içilen alkol miktarının ölçmeye yönelmiştir. 1 ünite alkol 8 gr saf içki içerir ve bu, yaklaşık olarak 8 gr olan 0,5 litre bira, bir bardak şarap veya bir teklik içki ölçüsüne denktir.

Metabolizma: Alkol mide ve duodenumdan absorbe edilir. En fazla absorbsiyon hızı duodenumdadır. Böylelikle gastrektomi gibi benzer durumlarda üst ince barsağa alkolün hızlı gelmesi halinde hemen absorbe olmaz kan alkol düzeyinin daha çabuk yükselmesine yol açar. Bunlarda alkolin metabolizması da erken başlar.

Toplam eliminasyon hızı pratik olarak sabittir. Bu absorbsiyon hızında daha yavaştır. Bu durum oldukça iyi bilinen kan alkol eğrisi olarak şekil 2’de gösterilmişti. Kan alkolü genellikle içtikten 30-60 dakika sonra pik yapmasına rağmen bu süre 20 dakika ila 3 saat arasında değişir. Alkolün absorbsiyon hızını etkileyen faktörlerde kan alkol konsantrasyonunun pik’ini etkiler. Kısa sürede hızlı emilen alkol, kısa sürede pik yaparak eliminasyonuda kısa sürede olur.

Kan alkol konsatrasyonunu etkileyen faktörler:

Cinsiyet ve vücut ağırlığı:İçilen alkol miktarıyla uygunlu kan alkol konsantrasyonu içicinin cinsiyeti ve vücut ağırlığına bağlıdır. Daha küçük bedene sahip olanda alkol vücut daha az su içerdiğinden kan alkol konsantrasyon daha yüksek olacaktır. Kadınlar, oransal olarak erkeklere nazaran daha şişmandır ve yağ diğer vücut dokularına göre daha az su içerir. Bu sebeple aynı ağırlığa sahip aynı miktarda alkol alan erkeğinkine göre alkol düzeyi yaklaşık olarak %20 daha yüksektir. Bu sebeple güvenilir içki içme limiti erkeklere göre kadınlarda daha düşüktür.

İçme süresi: Eğer alkol yavaş içilirse absorbe edildiği süre kadar zamanda elimine edilebilir, sonuçta daha düşük alkol konsantrasyonu bulunur.

Tüketilen içkinin cinsi: Alkol absorbsiyonu %20’nin konsantrasyonda maksimaldır. Bunun dışındaki durumlarda mukozal tranfer gecikir, kuvvetli içkiler gastrik mukozayı irrite eder ve gastrik açılmayı geciktirir. İçkiyle alınan sıvı besinlerin varlığında da absorbsiyon geçirir. Bu özellikle pek çok karbonhidrat içeren birada vardır. Böylelikle içilen bira, bir saat daha geç alkol konsantrasyon pikine yol açar ve aynı miktardaki içilen içkiye nazaran %25 daha düşük alkol konsantrasyonu olur.

Midedeki yiyecekler: İçkiden önce midenin dolu olması emilimin %50 kadar düşük olmasına yol açabilir. Oldukça yavaş absorbe edilen biranın etkisi daha da düşüktür.

Fizyolojik faktörler ve genetik farklılıklar: Mide duvar permabilitesi, sindirim sistemine kanın sağlanması ve gastrik boşalma hızı gibi faktörler kişiden kişiye değişir ve zaman zaman aynı kişide bile farklı olabilir. Tüm bunlar kan alkol eğrisinin şeklini etkileyecektir.

Eliminasyon hızı: Absorbe edilen alkolün yaklaşık %90’ı karaciğerde katalize olarak oksitlenir. Özellikle idrarla, ter ve solunumla atılır. Eliminasyon hızı deneysel olarak belirtilmiştir. Bu hız 10-25 mg/ 100ml kan-saat oranında değişmekle beraber, ortalama hız saatte 15 mg-100 ml’dir. Bu değer 70 kg’lık bir erkeğin 1 saatte yaktığı 1 ünite alkole eşittir. Alkol alışkanlığı elminasyon hızını etkileyen tek en önemli faktördür. Kronik alkoliklerde karaciğer enzim sistemi kolaylaşmıştır ve hızı 20mg/100ml/saat daha yüksektir.

ETKİLERİ: Alkol santral sinir sistemi depresanıdır. Hafif anestetik etkisi vardır.

Alkol alanlar arasında alkolün etkisi oldukça geniş bir yelpaze gösterir. Az sıklıkla içen veya genç insanlarda kan alkol düzeyi ortalamadan daha düşük olurken aksine alkoliklerde etkiye tolerans oldukça belirgindir. Bazen şiddetli ve entoksikasyonda komplikasyon olarak akut hipoglisemi olur ve tüm koma vakalarında ayırıcı tanıda dikkate almalıdır.

Alkol entoksikasyona bağlı ölümler kan alkol düzeyi 400mg/100ml fazladır. Eğer düzey 350’den aşağı ise, diğer komplike faktörler sıklıkla vardır. Özellikle içilen alkol ile ilaç arasında sıkı bir bağ vardır.

ALKOLÜN ETKİLERİ

50mg/100 ml altı fazla konuşabilir. Temkin, Belirgin etki yok fakat kişi daha duygulu

50-100 mg/100 ml Öfori, Dil sürtmeli konuşma, kabadayılık, bazı konsantrasyonlarda ve hissi algılarda kayıp

100-150mg/100 ml Heyecan, Emosyonel denge konsantrasyon kaybı zayıf hissi idrak

150-200mg/100 ml Sarhoşluk ,Dezoryontasyon, mental konfüzyon, baş dönmesi ,azalmış ağrı hissi, azalmış denge ve dil sürçmeli konuşma

200-300mg/100 ml Stupor Genel uyuma yokluğu, bulantı idrar ve feces inkontinansı

300-450mg/100 ml 450mg/100ml üzeri Ölüm Solunum paralizisine bağlı ölüm olasılığı

Entoksikasyonun klinik belirtileri olarak dil sürçmesi, renk değiştirmiş konjonktiva, ışığa yavaş reaksiyon veren dilate pupiller, lateral nistopmus, atalesi, koordinasyon kaybı, hızlı ve dolgun nabız hızı, ılık, kuru, kızarmış cilt izlenir. Hiçbir klinik belirli belirtilerin bir arada kısmen veya tamamen olması entoksikasyon için diagnostik değildir.

ALKOL YOKSUNLUĞU

Pek çok alkolikte sıklıkla yoksunluk semptomları gelişir. Yoksunluk semptomları farklı özellikleri itibariyle sınıflandırılır, fakat genellikle 2 klinik yapı özelliği vardır:

Komplike olmayan alkol yoksunluğu: En sık gözlenen tipi budur. Genellikle alkol alımını azalttıktan sonra 12-48 saatle gelişir. Ancak içki alımını durdurduktan 6 saat kadar sonra başlayabilir. Esas bulgular aşağıdakilerden en az birisiyle birlikte ellerde, kaba tremorlardır.

a) Bulantı, kusma,

b) Yorgunluk

c) Otonomik hiperaktivite (kan basıncı artmış, taşikardi ve terleme)

d) Anksiyete

e) Geçici halusinasyonlar ve illizyonlar

f) Baş ağrısı ve uykusuzluk

Bu semptomların şiddeti temel olarak alkol probleminin süresine bağlıdır. Sıklıkla 24 saatin üzerinde izlenir. Eğer semptomlar hafif ise basit gözlem oldukça güvenilir fakat belirgin tremor ve ajitasyon varsa genellikle sedasyon gerektirir bozukluğu, belirgin hali, paralizi, uyarana cevap,

Koma,

Deprese veya kayıp refleksler

Alkol yoksunluğuna bağlı delirium: Geleneksel olarak delirium tremens olarak tanımlanan bu tablo tipik olarak son alkol alımından sonra 72-96 saatte başlar. Böylelikle polis merkezinde normal alıkonma süresinde nadiren izlenir. Ana belirtisi
belirgin dezorıentasyon ve konfüzyon sıklıkla görsel ve duygusal tarzda da olarak korkutucu halusinasyonla birlikte olabilir. Bulgulara diare, dilate pupil, ateş, taşikardi ve hipertansiyon dahildir. Durumda mortalite hızı %5 civarındadır ve öncelikle tanı konması bu ve acil kliniğe yatırılması gerekir.

Alkol yoksunluğunun komplikasyonları

Alkol yoksunluk komplikasyonlarının çoğu belirtilmiştir. Karakolda alkoliklerle ilgili karşılaşılabilen durumlar şunlardır:

Yoksunluğa bağlı nöbetler: Yoksunluk nöbeti tipik olarak tekdir ve vücutta yayılmıştır. İçme davranışı durdurulduktan sonra sıklıkla 6-48 saat içinde başlar. İnanılmazın aksine, bu nöbetle nadiren yaşamı tehdit eder, yoksunluk komplikasyonlarının gelişebileceğinin progmostik işareti olarak önemlidir. Önleyici tedbir alınmazsa, hastaların yaklaşık 1/3’ünde delirium tremens gelişir.

Wernicke ansefalopatisi: Akuttur. Tiamın eksikliğine bağlı olduğu düşünülen nörolojik değişikliklerin reversibl olma olasılığı vardır.. Bulanık bilinç kaybı (hafif konfüzyondan komaya), oftalmopleji, nistopmus ve ataksi’dir. Bunun mortalitesi yüksektir. 24 saat içinde ölebilir. Tedavi edilmezse daha da kronik durum olarak bilinen korsakotf pikozu gelişebilir.

Korsakoff psikozu: Bu durum genellikle yeni bilgi öğrenme yeteneğinin bozulduğu kısa süreli bellek kusuru ve kompensatuar konfabulasyonla birliktedir.

Alkol halusinozu: Bu durum şiddetli alkolizimde görülür. Halusinasyonlar alkol alımı kestikten sonra genellikle 48 saat içinde görülür. Halusinasyonlar işitsel veya görsel olabilir ve içerikleri genellikle hoşa gitmeyen ve rahatsızlık veren durumdur. Bu bozukluk haftalarca veya aylarca sürebilir.

Kardiak disritmi: Alkol yoksunluğuna bağlı ani ölümler sıklıkla kalp atımındaki bozuluklara bağlıdır.

Her geçen gün madde kullanımının özellikle genç yaşlarda ve yaygınlaştığını ve arttığı gözlenmektedir.

Sarhoşluk yalnız başına suç sebebi değilken sarhoşluk bazen toplumsal tehlikeye yol açarak ceza konumuyla ilgili durum görülür. En sık belirgin olarak görülen motorlu taşıt kullanma halidir . Diğer suçlar arasında medeni haklarını kullanmama, küçüğü sarhoş etme, tehlikeli at arabası kullanma gibi durumlar vardır.

Nov 182012
 

Asfiksi, yaygın kullanımda oksijen eksikliği olarak tanımlanmaktadır. Solunumun temel amacı, atmosferdeki oksijeni çevre doku hücrelerine taşımaktır. Oksijen transferini etkileyen herhangi bir olay asfiksiye neden olabilir. Ancak bununla beraber hipoksi ve anoksi gibi terimler daha kesindir. Vücut dokularına gelen oksijenin azalmasıyla hipoksi meydana gelir. Oksijen gelişi tamamen kesilirse, o zaman anoksi oluşur. Anoksi terimi aynı zamanda vücut dokularına gelen oksijenin fizyolojik düzeyin altına düştüğü durumlarda kullanılan bir sözcük olup, daha çok bu anlamıyla kullanılmaktadır.

Adli tıptaki kullanımında ise asfiksi, havasızlık olguları ve buna bağlı ölümler olarak tanımlanmaktadır.

Tüm sistemler sağlıklı çalışırken ve hiçbir dış etkiyle havayolunun kapanması söz konusu değilken bile, eğer solunulan havadaki O2 miktarında çeşitli etkenlere bağlı olarak azalma söz konusuysa o zaman asfiksi ortaya çıkabilir. Burada hava kirliliği ya da başka bir kaynaktan çıkan oksijenin yerini alabilecek gazların bulunması gibi etkenler rol oynar.

İkinci aşama solunulan dış hava yeterli oksijen içermesine karşın havanın vücuda girmesini sağlayan dış solunum yollarında bir tıkanıklık vardır. Ağız ve burunun kapatılması veya kapanması sonucu dış havanın solunum yollarına girmesi engelleneceğinden, havasızlığa bağlı ölümler yani asfiksi ortaya çıkar.

Yeterli oksijen içeren ortamda ağız ve burun yani dış solunum yollarından solunulan hava trakea ve solunum yollarından akciğerlere iletilir. Asfiksi bu solunum yollarının çeşitli düzeylerinde tıkanıklığının görüldüğü durumlarda ortaya çıkar. Bir yabancı cismin bu bölgede oluşturduğu tıkama-tıkanmadan, elle veya bağla boğmayla oluşturan hava yollarında hava geçişinin engellenmesi de bunda rol oynar.

Dördüncü aşama ise oksijenin bulunduğu ortamda gerek solunumla gerekse akciğerlere bu solunulan havanın ulaşımı ile problem olmamasına karşın, akciğerlerde görülebilecek problemler havanın O2 – CO2 değişimini yapmaya ve gerekli oksijenin dokulara taşınabilmesi işlevinde problemlere neden olurlar. Burada göğüs kafesinin basıncında etkilenmelere yol açan travmatik asfiksi olarak isimlendirilen olguları da saymak gerekir.

Travmatik asfiksilerde kalabalık ortamlarda aniden paniğe bağlı ortaya çıkan olaylarda kişilerin ezilmesi ve göğüse yoğun bası olması söz konusudur. Bu durumda göğüsteki hava alış- verişinde rol oynayan basınç değişikliği oluşacağından asfiksi ortaya çıkabilir.

Son olarak da tüm dış ortam, hava yolları ve akciğerlerde problem olmamasına rağmen taşınan oksijenin dokulara transferinde, geçişinde problemler olabilir. O zaman dokular kendilerine gerekli oksijeni alamadıkları için asfiksi ortaya çıkar.

Bütün bu sistemlerdeki problemler sonucu asfiksi ortaya çıkabilmektedir. Adli Tıp mekanik olarak dışarıdan etki sonucu meydana gelen, zorlamalı olgulardaki asfiksiyi incelemekte, patolojik olarak oluşanlardan ziyade mekanik asfiksiler temel konusunu oluşturmaktadır. Asfiksiye bağlı ölüm olgularında her olaya özgü bulgular olduğu gibi bazı ortak bulgular da söz konusudur.

Asfiksileri ayrıca etyolojilerine, yani meydana geliş şekline göre de sınıflamak gerekir. Burada asfiksinin meydana geldiği olaya göre olgular sınıflandırılır. Buna göre;

1- Yetersiz oksijen içeren havayı soluma,

2- Ağız ve burun tıkanması ile gelişen asfiksiler,

3- Naylon torba ile boğulmalar,

4- Yabancı cisim aspirasyonuna bağlı asfiksiler,

5- Travmatik asfiksi,

6- Asılar,

7-Bağla boğmalar,

8- Elle boğmalar,

9- Karbonmonoksit zehirlenmeleri,

10- Suda boğulmalar,

Nov 182012
 

Ateşli silahlar ve bunlarla meydana getirilen yaralar balistik ismi verilen ayrı bir bilim dalının çalışma konusunu oluşturmaktadır. Adli tıp açısından sadece vücut üzerinde ateşli silah ile meydana getirilmiş bir lezyon varsa, bunun özellikleri ve ölümle sonuçlanmış olgularda ölüm sebebinin araştırılması öncelikli çalışma konusudur.

Gelişen silah sanayine bağlı olarak silahlar çok büyük gelişme göstermiştir. Bu yüzden, ateşli silahlarla ilgili eskiden yapılan birçok sınıflamanın önemi kalmamıştır. O yüzden bugün en önemli araştırma konusu, ateşli silahtan çıkan mermiyi bulabilmek ve buradan yapılacak balistik muayene ile silahı tespit edebilmektir. Bunun dışında bitişik veya yakın-uzak olarak sınıflandırılan tahmini mesafe tespiti ile giriş ve çıkışın tespiti, adli tıbbın cevaplayabileceği soruları oluşturmaktadır. Bunlara ayrıca hangi yaranın öldürücü olduğu ve ölüm nedeni sorularının cevabını da eklemek gerekir.

Ateşli silah yaralanmalarında şu soruların cevabı aranır.

1. Mesafe tespiti,

2. Giriş-çıkış delikleri,

3. Traje,

4. Ölüm sebebi,

5. Öldürücü lezyonun tespiti,

6. Kurşunun araştırılması (Bu ancak vücutta kalmış kurşunlar için geçerlidir.)

Keşif çalışmalarında, ateşli silah yarasına bağlı ölmüş olguların Adli Tıp açısından araştırılmasında şunlara dikkat etmek gerekir.

a. Elbiselerin korunması: Elbiselerin dikkatle çıkarılması gerekir. Elbiseler kontrol edilmeli ve daha sonraki araştırmalar içinde saklanmalıdır. Islaksa kurutulmalıdır.

b. Vücudun korunması: Barut artığı için örnek alınmadan vücut ne yıkanmalı, ne de temizlenmelidir.

c. Ellerin korunması: Plastik torbalarla örtmeli ve istendiği gibi araştırma yapılması sağlanmalıdır.

d. Metal izlerinin aranması: Metal ve dirinin birbirine teması ultraviyole ile görünür hale gelen ve 8 hidroksiguinoline verildiğinde ortaya çıkan bir reaksiyon verirler.

e. Parafin eldiven yöntemi: Sıcak parafin deriye yapıştırılır ve eğer artık varsa difenilamin ile ortaya çıkması sağlanır. Mavi bir renk, nitrat parçalarında ortaya çıkar.

f. Nötron aktivasyon analizörü: %5 lik nitrik asit ile elde kalmış artıklar alınır ve bunlar radyasyonlu olduğundan radyoaktif sayma teknikleriyle bu saptanabilir.

Ölümcül mermi yaralanmaları harp tüfekleri, toplu tabancalar veya otomatik tabancalar tarafından oluşturulurlar. Tüm ateşli silah yaraları genellikle bir giriş yarası, bir traje (mermi çekirdeğinin dokular içinde izlediği yol) ve bir çıkış yarası içerirler. Çıkış yarası, penetrasyon sonrası mermi çekirdeğinin doku içinde kaldığı olgularda bulunmayacaktır.

Mesafelerine göre atışlar 3 grupta incelenmektedir.

1. Bitişik atış,

2. Yakın atış,

3. Uzak atış,

Bitişik atış: Silah namlusunun vücuda dayanmasıyla yapılan atışlardır. Bitişik atışta, atış sonrası oluşan karakteristik lezyon Hofmann maden çukuru ismi verilen, namlunun vücuda değdiği yerin altında deri altına gaz birikmesi sonucu oluşan bir lezyondur. Deri üstünde
namlunun izi, vurma halkası ve giriş deliği bulunur. İntihar orijinli olgular en sık rastlanan olaylardır. 0-2 santimetre arasında oluşan bitişiğe yakın atışlarda vurma halkası ve deri yüzeyinde barut artığı ve de yaranın içinde lezyonlar bulunur.

Yakın atış: 2 santimetreden yaklaşık 15 santimetreye kadar olan mesafelerdeki atışlardır. Bu atışların tespitinde deri üstündeki lezyonlar önem taşır. Giriş deliği, onun çevresinde vurma halkası bulunur. Bunun da etrafında atış yapılan namludan çıkan, patlamamış barut artığı ve islerden oluşan yanık alanı bulunur. Bunlara bakarak yaklaşık bir mesafe tespiti yapılır.

Uzak atış: Özellikle tüfek ve uzun namlulu silahlarla yapılan atışlarda görülür. bu atışlarda vücutta sadece giriş deliği, vurma halkası bulunur. deri üstünde başka bulguya rastlanmaz.

Tabanca yaraları (toplu tabancalar ve yarı otomotik tabancalar, mermi çekirdeği yaraları) Adli tıp açısından önemlidir. Toplu veya otomatik tabanca mermi çekirdeklerinin oluşturduğu yaralar, birbirlerine benzediğinden ve bu silahlarda kullanılan mermi kalibrelerinin yaklaşık olarak aynı olmasından dolayı, bu tip silahların oluşturduğu yaralar aynı başlık altında incelenir. Bununla beraber, magnum toplu tabancalarının namlu çıkış hızı, otomatik tabancalara göre çok daha hızlıdır.

Olguların çoğunda giriş deliği küçük ve düzgündür. Çok yüksek hızlı küçük mermilerde veya bomba parçalarında giriş deliği atipik (patlamış/yıldızvari) tiptedir.

Mermi çekirdeği deriye 90 derecelik açıyla çarparsa, yara tipik olarak daire şeklindedir. deri çok elastik bir ortamdır. Bu yüzden mermi çekirdeği deriyi delerken deri gerilir ve giriş deliği kenarının rengi değişir, halka şeklinde bir iz oluşur, buna vurma halkası denir. Mermi çekirdeği deriye dik olarak çarparsa giriş deliği etrafındaki vurma halkasının genişliği aynı büyüklüktedir. Mermi çekirdeği deriye oblik çarparsa, vurma halkasının silaha yakın olan kısmı daha geniş olacaktır. Bu bulgu ateş edilen yönün tespitinde ipucu vermektedir.

Vurma halkasının iç kenarında mermi çekirdeği üzerinde bulunan materyal (yağ, is, metal parçacıkları) deri çevresindeki veya elbise üzerindeki delik kenarlarında kalır. Buna silinti halkası ismi verilir. Bu iz ancak ilk birkaç atışta görülür.

Giriş deliğinin en büyük özelliği, çevresindeki vurma halkasıdır. kurşunun deforme olduğu veya sert dokuya çarptığı durumlarda kütlesi, büyüyen kurşuna bağlı olarak çıkış deliği girişten büyük olabilir.

Ölümün orijini, olay üzerine çalışan adli tıp uzmanı ile adli makamlar (hakim, savcı, polis) arasındaki işbirliği sonucunda tesbit edilebilir. bu yüzden gelem olarak yaralanma olgularında olduğu gibi, ateşli silah yaralarının orijinini, yaralanmanın, çevre koşullarını yara özelliği ile birleştirerek karar verilmelidir.

Ateşli silah yaralanmalarının bir çoğunda, yaralanmanın kaza, intihar ve cinayet orijinli olup olmadığına belirtmek genellikle mümkündür. Kaza sonucu kendi kendine bitişik veya bitişiğe yakın yapılan ateşli silah yaraları, sanıldığından daha seyrektir. Adli tıp uzmanı bitişik atış yarası bulunan olaylarda kaza olabileceğini gözönünde bulundurmalıdır. Özellikle yaranın klasik intihara uyan bölgelerinde ise sıklıkla iddia edilen neden, kurbanın silahı temizlerken ateş altığı şeklindedir. Bu yüzden temizleme aletlerinin ortamda bulunması bunun doğruluğunu ispat için şarttır. İhtihar sonucu olan ateşli silah yaralarının büyük çoğunluğu bitişik veya bitişiğe yakındır.

En yaygın görülen anatomik bölgeler

1- Temporal (şakak) bölge,

2- Ağız ve çene altı,

3- Alın bölgesi,

4- Göğüs veya batın bölgesidir.

İntihar yaraları anatomik olarak her bölgede bulunabilir. İntihara bağlı mermi çekirdeği yaraları, genellikle bitişik veya yakın atışta olur. Yapılan çalışmalar, kendilerini vuran kişilerin yarısından çoğunun ağız tavanı, şakak ve alın bölgesinde kendilerini vurduklarını,
geri kalanların hemen hepsinin ise kalbinden yaralandıklarını göstermektedirler. Toplu veya otomatik tabanca kurbanın elinde sıkılı durumda duruyor ise, bu intiharın gülü delilidir. ortamda silahın yokluğu ve birden fazla ateşli silah yarasının bulunması, intihar olmama ihtimalini ortadan kaldırmaz. Cesedin yanında silahın bulunması intiharın göstergesi için gerekli değildir. Çünkü cinayetlerde de intihar süsü verme amacı ile silah cesedin yanına bırakılmış olabilir. Karşıtı olarak intihar eden bir kişi, silahı saklamak için yeterli bir sürü hayatta kalabilir. Bu teorikte mümkün gözükmekle birlikte pratikte görülmeyen bir olgudur. Birden fazla ateşli silah yarası olgularında, dikkatli otopsi muayenesi gereklidir.

Cinayete bağlı ateşli silah yaraları herhangi bir atış mesafesinde olabilir. Vücudun herhangi bir bölgesini etkileyebilir. Ateşli silahla intihar yaralarının vücudun arka kısmında olması yaygın değildir.

Nov 182012
 

Zehirlenme, bir kimyasal maddenin dokulara hasar vermesi olarak tanımlanabilir. Her tür kimyasal madde, belli bir miktarda zehirlenmeye neden olabilmektedir. Örneğin tıbbi tedavi amacıyla kullanılan ilaçlarda önerilen dozun aşılması sonucu zehirlenme görülür. Özellikle ilaçlarda tedavi edici doz ve zehirleyici (toksik) doz arasındaki sınır, bazı ilaçlar için çok dardır.

Tarımda, kimya sanayinde, ve evlerde yaklaşık 80.000 çeşit kimyasal madde kullanılmakta ve her yıl 1000 kadar yenisi sentetik veya doğal yolla elde edilerek bunlara katılmaktadır. Bu maddeler değişik organlara etki ederek zehirlenmelere yol açabilme özelliğine sahiptir.

Zehirlenmeler Adli tıp açısından 2 ana grubta incelenebilir.

. Yaygın, geniş kitlelerin zehirlendiği olgular

. Bireysel, kişilerin tek olarak zehirlendiği olgular

Yaygın olarak, çok sayıda kişinin bir arada zehirlendiği olgulara örnek olarak çevresel zehirlenmeleri ve endüstriyel zehirlenmeler örnek olarak verilebilir.

Bireysel zehirlenmelere örnek olarak kaza sonucu zehirlenmeler, ilaca bağlı zehirlenmeler, intihar veya cinayet orijinli kazalar verilebilir.

İlaç (latrojenik) zehirlenmeler: Her geçen gün ilaç kullanımı ve ilaç sayısı çoğalmakta, tüm ülkede yayılmaktadır. Özellikle ülkemizde, reçetesiz ilaç kullanımı yaygın olduğundan ilaç kullanımına bağlı ölümlerin görülme sıklığı yüksektir. İlaç kullanımı sonucu ölümler kaza orijinli olabileceği gibi intihar amaçlı ya da cinayet orijinli de olabilir. Her ilacın (reçete ile kullanılan ya da başkaları) belirli koşulların bir araya gelmesi ile ölüme sebep olabileceği unutulmamalıdır. Bildirilen ilaçla ölüm olguları gerçekleşenlerin hepsi olmayıp, büyük kısmı saklı kalabilmektedir.Yeterli araştırmanın yapılmadığı olgularda bu durum saptanamayabilir. Kanunsuz üretime bağlı ilaç üretimi de önemli bir problemdir. Denetlenmeyen ilaçlara bağlı ölümler sıklıkla gözlenmektedir.

İlaç ölümlerinde yapılması gerekli olan şeyler şunlardır.

1. Ölüm olayının gerçekleştiği yeri, durumu, her şeyi tam olarak gözden geçirmek.

a. Karamsarlık hikayeleri ya da intihara başarısız teşebbüsler

b. Sadece kişinin yanında bulunmuş olan değil tüm reçeteler gözden geçirilmelidir.

c.İlaçları, şişeleri gözden geçirmek gerekir.

d.İntihar mektubu açısından sadece ortalığı değil, çöp sepetlerini de kontrol etmek gerekmektedir. Çünkü aile bunları yok etmeye kalkabilir.

2. Hastaneye yatırıldıktan sonra meydana gelen ölümler:

a. Klinik olayı inceleyip bir aşırı dozdan ölüm olup olmadığı araştırılır.

b) Acil odasını midesinin yakınması açısından incelemeli ve örmek bulunursa analizi yapılmalıdır.

c. İlaç düzeyleri açısından kayıt ve raporları kontrol etmek gerekmektedir.

İntihar amaçlı zehirlenmeler: İlaç kullanılarak oluşan intihar olgularında, maddenin alınma biçimlerinin araştırılması gerekmektedir.Damar içi (İV) ya da kasa (İM) enjeksiyon şekillerinde olabilir. Alınan miktarında önemi vardır. Bir defada yüksek miktarda ya da çok sık kullanılarak az miktarlarda alınabilir. Vücut içinde ilacın, maddenin dağılımı bize olayın orijini hakkında bilgi verebilir.Örneğin midede emilmeden kalmış ilaç çok miktarda maddenin ağızdan alındığını göstermektedir. Bu da intihar lehine bir bulgudur. İnjeksiyon ile alındığını gösterir izler kolda mevcutsa ve sindirim sisteminde çok az miktarda ilaç bulunursa, bu da parental denilen injeksiyonla alındığını göstermektedir. Eğer injeksiyon takımı kişinin yanında bulunursa, bu da olayın yüksek olasılıkla intihar olduğunu gösterir. Ama bu tip olaylarda uyuşturucu kullanımında yüksek doz alınımına bağlı kaza orijinli olayların olabileceği de unutulmamalıdır.

İlaca bağlı ölümlerde alınan maddenin vücuttaki dağılımı ağızdan ya da damardan alındığı hakında fikir vermektedir. Ama çok yüksek miktarlarda ilaç alındığında hepsi sindirilmeden ölüm meydana gelmektedir. Mideden yapılacak tetkiklerle çok yüksek miktarlarda ilaç alındığı tespit edilebilir. Ayrıca ağızdan ilaç alındığı olgularda, karaciğerde kana göre çok daha yüksek miktarlarda ilaç seviyesi tespit edilmektedir.

Kazaya bağlı zehirlenmeler: Günlük yaşamımızda sıklıkla karşımıza çıkan olgulardan birisidir. Bunları çocuklar ve erişkinlerde görülen olmak üzere 2 ana gruba ayırarak incelemek gerekmektedir..

Çocuklarda görülen zehirlenmeler en sık şeker drajeleriyle, ilaç haplarının benzerliği sonucu görülen, küçük yaşta çocukların bunları şeker zannederek yutmaları sonucu zehirlenmeleriyle meydana gelmektedir.Bunların iyi bir şekilde saklanması önemlidir.Kapalı ve kilitli dolaplarda ağzının sıkıca kapatılmaması durumunda ebeveynlerde ihmalin sorgulanması gerekmektedir.

Erişkinlerde ise çeşitli nedenlere bağlı olarak ilaçların yanlış kullanımı söz konusudur. Çok yaşlılarda veya mental hastalıkları olan kişilerde bu durum görülebileceği gibi yarı uykulu, karanlıkta ilaç içme veya alkolle birlikte alma durumlarında da kaza sonucu zehirlenmeler görülebilmektedir.

Ayrıca, doğadan mantar toplayıp bunların zehirli çıkması sonucu zehirlenmelerde görülebilmektedir. Agarıus, yenilebilen mantar türü iken ona benzeyen Amanita zehirli bir mantardır. Burada yapılacak yanlış seçim sonucu bazen bunları yemeye bağlı toplu zehirlenmeler bile görülebilmektedir. Karbon monoksit gazı zehirlenmesi de kaza sonucu zehirlenme olguları içinde özellikle kış aylarında sık olarak karşılaşılan bir olgudur.

Cinayete bağlı zehirlenmeler: Eski çağlarda zehirlenme yoluyla işlenen cinayetlere çok fazla rastlanmaktaydı. Özellikle saraylarda romanlara konu olacak kadar fazla ve karmaşık cinayetlerin bu yolla işlendiği tarihte gözlenmektedir.

Cinayet orijinli zehirlenmelerde Adli Tıp açısından bulguları iyi değerlendirmek gerekmektedir.Ağızdan alınan zehirlerde sindirim sistemi bulguları olan diare, kusma ve bulantı görülmektedir. En sık kullanılan irritan metalik zehirler olan arsenik ve fosfor zehirlenmelerinde bu bulgular saptanmaktadır. Ama bu bulguların doğal yolla zehirlenmelerde de sıklıkla görüldüğünü unutmamak gerekmektedir.

Zehirlenmelerde daha yoğun olarak kaza orijinli olguların yer aldığı görülmektedir. İkinci sırayı intiharlar alır. Cinayet ise nadirdir.

Kazaya bağlı ölümler içerisinde çocukların yanlışlıkla ilaç yuttuğu olgular önemli bir yeri tutmaktadır. Tek tek olguların yanında toplu ölümler de görülmektedir. Bhopal (Hindistan) zehirlenmesi bunun en tipik ve trajik örneklerinden birisidir. Hindistan’da geçmiş yıllarda tarım ilacı üreten bir fabrikadan sızan zehirli gazlar, çevrede oturan insanlar arasında zehirleme sonucu büyük sayılarda ölümün ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Zehirli mantar yenmesine bağlı toplu ölümler ülkemizde de görülmektedir. Özellikle tarımda ve sanayide kullanılan organofosfor bileşiklerinin dikkatsiz kullanımı ölümlere yol açabilmektedir.

İntihar amacıyla ilaç içme yöntemine, gelişmiş toplumlarda sıkça rastlanılmaktadır. Toksik ilaçların elde edilmeleri nispeten kolaydır. İntihar olgularında kişi hangi ilaca daha kolayca ulaşabiliyorsa onu kullanmaktadır. Tarımsal bölgelerde diazinon gibi insektisitler (organofosfor bileşikleri), gelişmiş bölgelerde aspirin, parasetamol gibi ilaçlar daha sık kullanılmaktadır. Ayrıca kuvvetli asit veya alkalilerin içilmesi ile de intiharlara rastlanılmaktadır.

Şüpheli Zehirlenmeler

Zehirlenme olgularının saptanması oldukça güç bir işlemdir. Olayın hikayesinde (anamnez) ve klinik bulgularında çok belirgin bulgular olmadığı takdirde saptayabilmek çok zordur. Tanı ancak toksikolojik inceleme ile yapılabilmektedir. Bu nedenle kişinin ölüm öncesi durumu hakkında mümkün olduğu kadar çok bilgi toplamaya çalışılmalıdır. Aile veya çevredeki kişiler sıklıkla bir zehirlenmeden şüphelendiklerini söyleyebilirler. Bu tür bilgilerin her zaman doğru olmayabileceği de unutulmamalıdır. Klinik toksikolojinin genişliği ve kullanılabilen maddelerin sayısının fazlalığı bu çalışmanın çok zor olmasının başlıca nedenleridir.

Öncelikle hikayedeki bilgilerden yola çıkılmalıdır. Her bir maddenin ayrı klinik bulgusu bulunmaktadır. Bunların tümünün akılda tutulması mümkün değildir.

Şu gibi bulguların varlığı bir zehirlenmeyi düşündürmelidir.

1. Ani başlayan kusma ve ishal,

2. Özellikle çocuklarda izah edilemeyen koma,

3. Depresif bir hastalığı olduğu bilinen bir erişkinde koma,

4. Ani gelişen periferik sinir hastalığı,

5. Kimyasal bir maddeye maruz kalan kişide ani başlayan sinirsel (nörolojik) ve sindirim (gastrointestinal) bulguları.

Zehirlenmelerde Ölüm Sonrası Tanı Konması

Zehirlenme tanısında 3 önemli faktör bulunmaktadır.

a-Hikaye

b- Klinik veya otopsi bulguları

c- Laboratuar analizi.

Hikaye

Bazı ilaç ile intihar olgularında ilaç kullanıldığı yönünde bir bilgi bulunmayabilir. Genellikle kullanılan ilaçlar eğer hemen ölüme neden olmuş ise otopside dikkat çekici bir lezyon bulunmamaktadır. Otopside bulunan başka bir hastalık, ölüm sebebi olarak değerlendirilerek o yönde rapor verilebilir. Bunun aksine ilaç almadığı halde, ilaç kullanıldığı yönünde bilgi bulunabilir. Özellikle kişinin yanında bulunan boş ilaç kutuları bu tür bir kanıya sebep olabilmektedir.

Klinik veya Otopsi Bulguları

Hikayede elde edilen bilgiler otopsi esnasında yol gösterici olacaktır. Alınan ilaca uygun bulgular aranmalıdır. İntiharlarda kullanılan barbitüratlar gibi ilaçların büyük çoğunluğu, fizik bulgu meydana getirmemektedir. Bu tür zehirlenmelerin tanısı zordur. Fakat yine de rutin patolojik inceleme yapılmalıdır.

Dış muayene: Ölü lekeleri karbonmonoksit zehirlenmelerinde pembe renkte, potasyum klorat ve anilin zehirlenmelerinde kahverengi olabilir. Damardan (İntravenöz) madde kullananlarda önkolda enjeksiyon izleri bulunabilir. İntihar amacıyla korozif veya benzeri bir madde içilmiş ise dudak çevresinde ve ağız içinde lezyonlar bulunabilir.

İç muayene: Otopsiye beyinin muayenesi ile başlamak uygun olabilir. Bağırsaklardan açığa çıkacak kokunun etkisi ile siyanür zehirlenmesinin acıbadem kokusunun maskelenmesi böylece engellenmiş olur. Ayrıca alkol, fenol, krozol, eter, kloroform ve kafur kokuları ile tanınabilen diğer maddelerdendir.

Asit maddelerin içilmesi ile özofagus ve mide mukozalarında yanma lezyonları (koagülasyon nekrozları) bulunabilir. Lezyonlar derin ise perforasyonlar (delinme) da olabilir. Lezyonlar derin ise perforasyonlar (delinme) da olabilir. Alkali maddeler ise mukozalarda yumuşamaya ve soyulmaya neden olur. Midede ise asit içeriğin varlığından dolayı pek fazla bir lezyon bulunmayabilir. Bu tür maddelerin cinayet amacıyla kullanılmaları fevkalade nadirdir. Daha çok erişkin intiharlarında ve çocukluk kazalarında görülürler. İçilen korozif maddeler aynı zamanda solunum yollarında da lezyonlar yapabilmektedir.

Laboratuar Analizi

Toksikolojik inceleme için örnek alma: Laboratuar tetkikleri özellikle kriminal olay olduğu şüphesi olan olaylarda önemli bir saptama yöntemi olarak işlevsel olabilmektedir. Özellikle kriminal bir şüphe durumunda alınan örnekler, titizlikle işaretlenmeli ve kapatılmalıdır. Örneklerin üzerine kişinin adı, numarası gibi bilgiler mutlaka yazılmalıdır. Laboratuara, elde edilen klinik bilgiler ve varsa şüphelenilen madde mutlaka bildirilmelidir. Eğer örnekler otopsinin yapıldığı kuruluştan ayrı bir loboratuara gönderiliyorsa örneklerin teslim tarihinin ve teslim alan kişi ya da kişilerin kayıt edildiği bir defterin tutulması şarttır. İleride oluşabilecek karışıklıklar böylece engellenebilir. Örnekleri laboratuara gönderirken kullanılacak olan koruma maddeleri şüphe edilen maddeye göre değişmektedir. Bu konuda incelemeyi yapacak laboratuarın tavsiyelerine uyulmalıdır. Eğer böyle bir öneri yoksa genel kurallara uyulmalıdır.

Alınacak örnekler ve dikkat edilmesi gereken noktalar:

Örnekleri saklamak için belirli kavanoz ve tüpler kullanılmalıdır.

a. Kontamine olmuş (başka şey bulaşmış) örnekleri karşılaştırma için kullanmamak gerekir.

b. Sudan etkilenmeyen etiketler ile ne olduğunun yazılması, kavanozların karışmaması için önemlidir.

c. Bunları korunmalı, etkilenmeyecekleri bir yere kaldırmak önemlidir.

d. Her zaman mide içeriği ölçülerek genelde tamamı alınabiliyorsa, alınmalıdır.

Nov 182012
 

Dışarıdan etki eden bir travma sonucu vücutta doku bütünlüğünün bozulması, hasarlanma meydana gelmesi sonucu meydana gelen lezyona yara ismi verilir.

Yaralar başlıca 2 grup altında sınıflandırılırlar.

1- Vücutta oluşturan alete göre,

2- Yarayı oluşturan alete göre,

Her türlü tıbbi incelemede olduğu gibi yaraların incelemesi de iyice aydınlatılmış ve diğer gerekli olanaklara sahip bir ortamda yapılmalıdır. Bu inceleme vücudun sıklıkla unutulan sırt, avuç içleri ayak tabanı, koltuk altı, perine, dudak içleri, göz kapakları, ağız içi gibi bölgelerini de kapsamalıdır. Bulgular en kısa zamanda kayıt edilmelidir. Son olarak da açık ve tüm bulguları bildirir bir rapor yazılmalıdır.

Sıyrık: Vücudun en üst deri tabakasının, dışarıdan bir etkiyle sıyrılması sonucu oluşur. Vücutta en üst katmanda olan derideki en üst tabaka olan epidermisin, travmatik etkenle bütünlüğünün bozulmasıyla oluşan sıyrıklarda en önemli özellik daha alt tabakalarında hasar görmesidir.

Sıyrık ya da diğer söylenimiyle abrazyonlar deri yüzeyi ile bir objenin sürtünmesi ya da deri yüzeyine basit bir bası sonucu oluşabilir. Sıyrıklar (abrazyon), kendini oluşturan kuvvetin hangi yönden geldiğini göstermesi nedeniyle adli tıp açısından önemlidir. Örneğin arabanın yayaya çarpması sonucu oluşan sıyrıklarda, sıyrılma derinin bir tarafa daha yoğun toplanması ile çarpma yönü hakkında bilgi verebilir çizgisel, birbirine paralel çizgiler şeklindeki sıyrıklar, bunların tırnakla çizme sonucu yapıldığını düşündürür. Sıyrıkların yerleri ve yönleri, bunları yapan kişinin pozisyonunu göstermesi açısından önemlidir.

Ölümden sonra (porst-mortem) olarak oluşan sıyrıklar parşümen plağı ismini alırlar. Parşümen plakları, dışta sanki ekimoz veya ölü lekesi görünümü verir, ancak yapılan muayenede alt tabakada sedefi, gri renkteki oluşu ile ayırıcı tanıya gidilir. Adli Tıp açısından
bu yaraların önemi, ölümden sonra meydana getirilmesidir.

Ekimozlar: Bir travma sonucu canlıda doku içine kanama olması sonucu meydana gelen lezyona ekimoz ismi verilir. Damar çeperlerinde meydana gelen bozulmalar sonucu, dışarı sızan kanın doku içine toplanmasıyla meydana gelen ekimozlar, yaşayan kişiye bir travma uygulandığının en somut göstergesidir. Ekimozlarda zamana bağlı renk değişikliklerinin olması travmanın yaklaşık ne zaman uygulandığını göstermesi açısından önemlidir.

Kapiller kan, koyu kırmızı renktedir. Oksijenin kaybolmasıyla renkte koyulaşma meydana gelir ve kahverengimsi bir renge dönüşür. Vücut enzimlerinin etkisiyle değişiklikler oluşur, hemoglobin safra pigmentlerine dönüşür, yeşil renk ortaya çıkar. Bu değişimlerden dolayı başlangıçta kırmızı renk olan ekimozlar yaklaşık 3-5 günde oksijenin azalmasıyla mor-kahve renge dönüşür. 7-12 gün arasında hemoglobinin safra pigmentleriyle birleşmesi sonucu yeşil renge dönüşür ve 12-18 günde sarı renge dönerek kaybolur. Bu renkler ile yaklaşık olarak zaman hakkında fikir edinmek mümkündür. Ayrıca iki farklı lezyonun oluş zamanlarının farklı olup olmadığı hakkında da bilgi alınabilir. Ekimozlar, bir kişiye uygulanan travmanın en önemli göstergeleridir.

Kapiller kan, koyu kırmızı renktedir. Oksijenin kaybolmasıyla renkte koyulaşma meydana gelir ve kahverengimsi bir renge dönüşür. Vücut enzimlerinin etkisiyle değişiklikler oluşur, hemoglobin safra pigmentlerine dönüşür, yeşil renk ortaya çıkar. Bu değişimlerden dolayı başlangıçta kırmızı renk olan ekimozlar yaklaşık 3-5 günde oksijenin azalmasıyla mor-kahve renge dönüşür. 7-12 gün arasında hemoglobinin safra piğmentleriyle birleşmesi sonucu yeşil renge dönüşür ve 12-18 günde sarı renge dönerek kaybolur. Bu renkler ile yaklaşık olarak zaman hakkında fikir edinmek mümkündür. ayrıca iki farklı lezyonun oluş zamanlarının farklı olup olmadığı hakkında da bilgi alınabilir. Ekimozlar, bir kişiye uygulanan travmanın en önemli göstergeleridir.

Travmayı meydana getiren aletin şekline uygun ekimoz oluştuğu zaman şekilli ekimoz, herhangi bir şekilde oluşmaz ise şekilsiz ekimoz adı verilir.

Ekimozlar derinin gergin olduğu, yumuşak dokunun az bulunduğu bölgelerde travma uygulandığı zaman ekimoz bu bölgede değil yakındaki daha gevşek bölgede oluşacaktır. Bunlara göçmen ekimoz adı verilir. Buna en iyi örnek kafada alın hizasında bir travma sonucu oluşan ekimozun burada değil, gözaltı bölgesinde gözlük şeklinde oluşmasıdır. Travmanın olduğu yerde oluşan ekimozlar, sabit ekimoz ismini alırlar.

Bazı olgularda ise travmanın uygulandığı bölgede ekimoz görülmez. Travmanın yarttığı ekimoz derin dokuda oluşur. Bu ekimozlara derin ekimoz ismi verilir. Özellikle yağ dokusunun yoğun olduğu bölgelerde bu görülür. O yüzden özellikle travma şüphesi olan ölüm
olgularında ekimoz bulunmazsa, özellikle kalça bölgesinde derin kesilerle bunların otopside araştırılması gerekir. Ekimozlar travmanın belirlenmesindeki en önemli bulgu olduğu için adli olay araştırmalarında mutlaka ekimozun yeri, boyutları, rengi ve diğer özellikleri
tanımlanmalıdır. Bunlar yapılırken çocuk ve yaşlılarda, genç ve orta yaşlılara göre çok daha çabuk ekimozun oluşabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Yaraların sınıflaması kendisini meydana getiren aletlere göre de yapılmaktadır.

1- Kesici alet yaraları,

2- Kesici-delici alet yaraları,

3- Kesici-ezici alet yaraları,

4- Ezici alet yaraları,

5- Delici alet yaraları bulunur.

Kesici alet yaraları: Kesici alet yarası bıçak, kesici alet ya da keskin uçlu aletle yapılan yaralardır. Bu tip yaralar jilet, cam gibi sadece deri yüzeyini çizen aletlerle meydana getirilir. en önemli özelliği sadece yüzeyel çizikler oluşturması, kemikte lezyon yapmamalarıdır.

Yaraların genişliği derinliğinden fazladır. Genellikle kaza orijinlidir. Kesici yaralar keskin bıçaklar, ustura ya da cam parçaları ile meydana gelir. Bu yaraların genellikle düzgün sınırları vardır. Yaranın sınırlarında sıyrıklar ve aletin girişi veya çıkışı sırasında çizikler oluşturması görülebilir.

Kesici-Delici Alet Yaraları: Buradan yarayı oluşturan aletlerin hem kesme, hem delme işlevi vardır. Avcı bıçakları, hançer gibi aletler bu tip yaraları oluşturur. Aletin iki yüzü keskinse, her iki açısı dar olan yara aletin bir yüzü keskin diğer tarafı körse o zaman kesici tarafta dar, diğer tarafta geniş açılı bir yara oluşur. Ucunda keskin, sonra bir tarafı kesici diğer tarafı körse o zaman yaranın her iki açısı dar olur ama yara aletin sadece keskin tarafına doğru büyür. Cinayet amaçlı yaralar en çok bu tip aletlerle meydana getirilmektedir. Ayrıca intihar orijinli olaylara da rastlanmaktadır. Bu tip alet yaralarında özellikle boyun bölgesi hem cinayet hem de intiharlarda en sık lezyonun görüldüğü bölgedir. El bilekleri özellikle intiharlarda bu yaraların en sık görüldüğü tipik bölgelerdir. Burada tereddüt çizgilerinin görülmesi intihar lehine bulgulardır.

Boyunda intihar amaçlı kesilerin çok sayıda olduğu, bazılarının yüzeyel bazılarının ise derin olduğu gözlenir. Bunlar genellikle değişen tipte, şekilsiz yaralardır. Bunların oluşumunda intihara teşebbüs eden kişideki tereddüt temel rol oynar. Zaten bu yüzeyel yaralara tereddüt çizgileri ismi verilmektedir. Cinayetlerde ise bu yaralar genellikle aynı derinlikte ve düzenli olarak bulunur.

Kesici-Ezici Alet yaraları: Derin, ve sıklıkla ana kan damarları, sinirler, kaslar ve kemiği de içine alan bir lezyon şeklinde görülmektedir. Bunlar ağır ve keskin kenarlı balta ve benzeri aletlerle oluşturulmaktadır. Yüzeyi ile kesen, ağırlığı ile dokuyu bozan künt  aralanmalara
yol açan aletlerin oluşturduğu yaralardır. Bunlara kasatura, balta gibi aletlerle oluşan yaralar örnek olarak verilebilir.

Delici Alet yaraları: Delici alet yarası vücudun çivi, buz parçası, bıçak, kılıç gibi keskin ya da belli noktası delici aletle delinmesi sonucunda oluşan yaralardır. Yaranın derinliği, uzunluğundan fazladır. Yara dudaklarında sıyrıklar genellikle yoktur. ancak aletin yaraya büyük bir kuvvetle batırılması durumlarında sıyrıklar görülebilir. Yaranın derinliği yarayı meydana getiren aletten büyük olabilir. Bu aletin yüzeyi ve uygulanan kuvvetin etkilerine bağlı olarak meydana gelir. Eğer alet kırılırsa yara içinde aletin bir parçası bulunabilir. Şiş, tığ gibi aletler ile bu yaralar oluşur. delici aletlerle meydana getirilen yaralar düzenli yaralardır.

Ezici Alet Yaraları: Künt bir aletle meydana getirilen ve ezilme, çökme, yırtılmayla meydana gelen bir lezyondur. Yaralar genellikle yarık şeklinde ve eziklerle beraberdir. Yara dudakları şekilsiz olup, yara dukakları arasında doku köprüleri bulunur. Yarada meydana
getiren alete ait yabancı madde bulunabilir. dokuda ezik ya da yırtık, keskin kenarlı bir aletle meydana getirilemez. Bu tip yaralar, diğerlerinden farklı olarak hem aletlerle hem de çarpma- vurma sonucu oluşur. Yumruk, bir yere çarpma sonucu oluşabildiği gibi, taş veya benzeri şekilde de oluşmaktadır. Bu yaralarda diğerlerinden farklı olarak yaranın düzensiz olduğu, bol kanamalı ve yara dudaklarının keskin sınırlar içerisinde bulunmadığı gözlenir. Ezici alet yaralarının en büyük özelliği yara dudakları açılıp bakıldığında kopmamış doku ve sinir yapılarının bulunduğu ve köprü gibi çarprazlaşmış şekilde olduğu görülür. Künt bir travma sonucu çarpmayla meydana gelen ezici kuvvetin yarattığı bu hasar, kesme işlevi olmadığı için damar-sinir-doku köprüleri bulunur.

Yarayı tanımlamak için belli özelliklerinin saptanması ve tanımlanması gerekir.

Yarayı oluşturan özellikler şunlardır.

1- Yaranın Dukaları; Sağlam dokuyla aradaki sınırı oluşturan yapıdır.

A- Yüzeyinde çentik bulunan bir aletle oluşturulan yara

B- Bir yüzü kör, diğer yüzü kesici-delici alet yarası

C- Her iki yüzü kesici alet yarası

2. Yaranın boyu; Yaranın deri üzerindeki boyunu ifade eder.

3. Yaranın açıları; Yaranın dokuda oluşturduğu açıklıktır. Kesici aletlerde dar, kör aletlerde geniş açılı olur.

4. Yaranın kuyruğu; Alet vucuda girer ve çıkarken, deri üstünde oluşturduğu ince çiziklerdir.

5. Yaranın genişliği; İki yara dudağı arasındaki mesafedir.

6. Yaranın derinliği; Yaranın derinlemesine olarak vücutta kapsadığı derinliktir.

Ezici ve kesici alet dışındakilerde yara dudakları düzenli, keskin sınırlı iken ezici ve ezici- kesici aletlerde yara dudakları düzensiz, girintili- çıkıntılıdır. Kesici özelliği taşıyan aletlerle oluşturulan yarlarda açılar dardır. Keskin olmayan, kör yüzüyle yara oluşturulduğunda, buradaki açı geniş olur. Yaranın boyu, kendisini meydana getiren aletin boyuyla aynıdır. Ancak vücudun esneyebilen bölümlerinde akordeon yara olar isimlendirilen aletin boyundan daha uzun yaralar oluşabilir. Karın bölgesindeki yaralar buna iyi bir örnektir.

Oluş orijinine göre şöyle de düşünülebilir.

Kaza ile ilgili olaylar;

1. Keskin kenarlı bir aletin üzerine düşmek,

2. Cam kenarlarının keskin kenarlı bir alet gibi etki gösterdiği olgular,

3. Keskin kenarlı ya da delici bir aletle düzensiz bir kesi ya da delici yara imajı veren bir alet, bıçak ya da usturayla meydana getirilen yaralar,

İntihar ile ilgili olaylar;

1. Yüzeyel, çok sayıda paralel ve birbiri üstüne kesiler vardır. Bunların derinliği değişken olup genellikle kollarda, boyunda ve bacaklarda bulunur.

2. Vücudun çeşitli yerleri seçilmiş olup, boyun ve kıvrım yerlerinde skarlar ve intihara kalkışıldığına dair izler bulunur.

3. İntihar yaralarında, sağ elini kullananlarda yaralar vücudun sol tarafında bulunur. Boyundaki yaralar genellikle tiroid kartilajının üstünde olur ve genellikle derin, düzensiz ve oblik olarak yerleşmiştir. Derinliği yaranın başında derin, sonra da yüzeyelleşir.

4. İntihar amaçlı delici alet yaraları genellikle görülmez. Hem göğsün ön yüzü, hemde karın genellikle uygulanan bölgelerdir. Yaraların derinliği belirlenmelidir, çünkü sadece deneyip vazgeçmiş olanlarda yüzeyeldir.

5. İntiharı düşünen kişiler olayı yapabilmek için birden fazla yöntem düşünürler. Eğer kesi ve delici alet yaraları yüzeyelse o zaman ölümün ilaç, zehir ya da gözden kaçmış bir yaradan meydana gelebileceği unutulmamalıdır.

Cinayet olayları:

1. Genellikle çok sayıda, dudakları açık yaralar olup genellikle yüz, boyun, göğüs, ekstremiteler ve sırtta bulunur. Yüz ve boyundaki yaralar genellikle derindir. Tereddüt işaretleri yoktur.

2. Kurbanın kendisini koruması amacıyla meydana gelen ve ön kolun arka tarafı ve parmakların iç yüzlerinde korunma amacıyla çeşitli yaralar oluşur.

3. Özellikle genital bölgeler ve göğüslerde yaraların bulunması durumunda seksle ilişkili bir cinayet düşünülür. Erkeklerde aynı tip yaralar homoseksüel ilişkiler sonrası saldırılarda görülür.