Hasta Hakları ve Temel Felsefesi
Temel insan hakları diyebileceğimiz yaşam hakkı, ifade özgürlüğü gibi birinci kuşak hakların gerek felsefi gerekse hukuki düzlemde kabul görerek tartışma kaldırmaz bir konuma gelmesiyle hak ve özgürlükler bağlamında kavramsal bir zemin oluşmuştur. Söz konusu düzlemde yaşamın farklı alanlarında oluşan koşullar ve bu koşulların tetiklediği bir takım gereklilikler, temel hak ve özgürlüklerin de yansımasıyla ikinci ve üçüncü kuşak hakları doğurmuştur. Bu çerçeve içerisinde; çevre hakkı, kültürel haklar ve eğitim hakkı gibi hasta hakları da, hak ve özgürlükler literatürü içerisinde oldukça yeni bir kavramdır. Hasta haklarının kökenine indiğimiz zaman, yaşam hakkı temelinde ve sağlık hakkı ekseninde bir oluşum göze çarpmaktadır. Söz konusu bağlamda hasta hakları esasında sağlık hakkı ve sağlıklı yaşam hakkı içinde yer almakta, aynı zamanda özel yaşamın gizliliği, saygı görme ve din ve vicdan hürriyeti gibi hakların özel bir statü olarak hasta bireyler için uygulanan bölümünü anlatmaktadır.
Hasta hakları her ne kadar lafzen yeni bir kavram olsa da, tarihin derinliklerinde de kısmen var olan bir olgudur. Tıp etiğinin yaratıcısı olarak bilinen Hipokrat, hekimin her zaman hastasına yararlı olma yükümlülüğü altında olduğunu en azından zarar vermemesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda hastanın vücut bütünlüğünü koruma hakkına sahip olduğunu düşünmek yerinde olacaktır. Ayrıca Hammurabi yasalarında hastaya haksız yere zarar veren hekim için çeşitli cezalar öngörülmüştür. Hipokrat’ın sunduğu ve Hammurabi yasalarında var olan ilkenin benzer bir görünümü 1949 yılında Dünya Hekimler Birliği’nin Londra’da kabul ettiği Uluslar arası Tıbbi Etik Yasası’nda da mevcuttur, daha sonraları Avustralya ve İtalya toplantılarında geliştirilen metinle hekimlerin özellikle zarar vermeme ve hasta yararına hareket etme yükümlülükleri vurgulanmıştır. Devam eden yıllarda hasta hakları konusunda en yoğun ve yol alıcı çalışmaların Amerika Birleşik Devletleri’nde yapıldığı kabul edilmektedir. Özellikle birçok hastanın tıbbi uygulama hatası iddiasıyla yargı organlarına başvurması ve ırka dayalı ayrımcılıkların baş göstermesi Amerika Hastaneler Birliği’nin 1973 yılında Hasta Hakları Beyannamesini yayınlamasına sebep olmuştur. Söz konusu metin şekilsel olarak ulusal bir anlam ifade etmesine rağmen içeriğinde mahremiyete saygı, aydınlatılmış onam ve bilgilendirme gibi hasta haklarına vurgu yapmasıyla literatürde önemli bir yer edinmiştir.
Uluslar arası alanda, özel olarak hasta haklarını vurgulayan ilk metin 1981 yılında Dünya Tabipler Birliği (DTB) tarafından Lizbon’da kabul edilen Hasta Hakları Bildirgesidir. Tavsiye niteliğinde olan bildirgede, hasta hakları deklare edilmiş fakat bildirgenin hedef kitlesi olarak hekimler seçilmiştir. Altı maddelik bildiride hastanın, hekimi serbestçe seçebilme, aydınlatılmış onam ve rıza, mahremiyet hakkı, onuruyla ölme hakkı, ruhi ve manevi teselliyi red veya kabul etme hakkı düzenlenmiştir. Uluslar arası bir meslek örgütü olması sebebiyle DTB hasta haklarını beyan ederken hasta hekim ilişkisinde kilit unsurun hekim olduğu ve evvela hekimin bu kurallara dikkat etmesi gerektiğini vurgulamıştır, hatta devlet söz konusu ilkeleri uygulamama gibi bir faaliyete girdiği zaman bunu da önlemek yine hekim sorumluluğuna verilmiştir. Lizbon bildirgesi hasta haklarını altı temel madde altında toplamış ve detaycı bir anlayış sergilememiştir.
Lizbon Bildirgesi’nde ki eksiklikler 1994′de kabul edilen Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konulan Amsterdam Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi ile hem düzenlenmiş hem de kavramsal olarak içleri doldurulmuştur. Sağlık hizmetlerinde insan hakları ve değerleri, bilgilendirme, onay, mahremiyet ve özel hayata saygı ve başvuru adları altında detaylı bir açıklama yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından, Avrupa sınırları içersinde kabul edilen bildirge her ne kadar coğrafi sınırlılığı dolayısıyla eleştiri almış olsa da; temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin oluşturması ve hasta haklarını iyi hekimlik için bir mesleki prosedür gibi görmeyerek, en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ve bunun bir görüntüsü olan sağlık hakkı çerçevesinde değerlendirerek basit bir hizmet standardizasyonundan öte insana ait hak ve özgürlük olduğunu işaret etmesi açısından önemlidir.
Hasta hakları çerçevesinde yukarıda bahsettiğimiz metinlerin yanında gerek DTB gerekse DSÖ’nün yaynılamış olduğu Bali, Venedik ve Ljubjana gibi tavsiye niteliğinde bildirgeler mevcuttur. Söz konusu metinler, genel itibariyle, tabii hukuk akımının oluşturduğu çerçeve içerisinde oluşan ve olması gerekeni gösteren, gerek hekimlik mesleğinin belli bir standarda oturmasını amaçlayan ve etiğin tıptaki yansıması sonucu ortaya çıkan ilkeleri vurgulayan, gerekse temel insan haklarından yola çıkarak bireyin insan olması dolayısıyla sahip olduğu ve insanlığın haysiyetine yaraşır bir yaşam sürmesinde gerekli olan temel hakların sağlık hizmetleri sunulurken ortaya çıkan görünüşlerinden yola çıkılarak hazırlanan tavsiye niteliğindeki metinlerdir. Söz konusu metinler en azından uygulanabilirlik bakımından hukuksal bir niteliğe sahip değillerdir, dolayısıyla ulusal otoritelere herhangi bir yükümlülük de sunmamaktadır, sadece birer tavsiye ve temenni olma çerçevesi içersinde insanların hasta yani yaşamları için tıbbi bir müdahaleye muhtaç oldukları zaman dahi bir takım dokunulamaz haklara sahip olduklarını vurgulamakta ve insanın kendi yaşamına müdahalede etkin bir rol oynaması gerekliliği ekseninde şekillenmektedir. Bunların yanında içerik bakımından hukukun temel koruyucusu olduğu kişi hak ve özgürlüklerine dayandıkları ve hasta hakları fikrini ortaya atıp temellendirdikleri için, hukuki bir anlayış sergilemektelerdir.
Sağlık hakkı temelinde bahsedilen, bunun türevi olan veya sağlık hakkının temelini oluşturan pek çok hak ve özgürlük insan yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir, bu açıdan hasta hakları da sağlık hizmetleri gibi bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapılabilecek pek çok istismara açık olan bir oluşum içinde bireyler için bir emniyet sübabı olmalıdır. Dolayısıyla tavsiye ve temennilerde kalmaması gereken, sosyal denetim mekanizmaları ile korunması çok güç olan ve belli bir mesleğin uygulanması için getirilen standardizasyon ilkelerinden daha ciddi anlamlar içeren ögeleri barındırmaktadır. Söz konusu boyutlar nedeniyle de hasta haklarını belli bir hukuki zemine oturtmak ve çeşitli yaptırımlar düzenlemek insan hakları bağlamında atılması gereken önemli bir adımdır. Avrupa Konseyi üyesi devletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi konuya dair içerdiği kavramlar ve sağlık hizmetleri için yaptığı açıklamalarla hasta hakları için uluslar arası düzeyde ortaya çıkan ilk yasal düzenlemedir. Ayrıca teoride sürekli dile getirilen sağlık hizmetlerinde insan hakları sorunsalı, bu sözleşmeyle beraber artık pratikte de kabul edilmiş ve biyoloji ile tıbbın uygulanması ilk defa bir insan hakları metninde yer almıştır. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşme, Anayasa madde 90 yoluyla iç hukuka direkt olarak tesir etmiştir. Dolayısıyla biyoloji ve tıbbın uygulanmasına rehberlik eden temel bazı biyoetik ilkeleri pozitif hukukun içerisine girmişitr.
Sözleşmenin başlangıç kısmında, daha öncede dile getirdiğimiz gibi konu bir insan hakları sorunsalı olarak görülmüş ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden Avrupa Sosyal Şartına kadar pek çok temel insan hakları metini referans alınmıştır. Esasında sözleşme vurguladığı konular ile değindiği temel noktalar bağlamında, ufuk açıcı ve dikkat çekici bir özellik göstermektedir. Bu şekilde bir bağlayıcı düzenlemenin oluşturulmasında ki temel amaçlar; biyoloji ve tıbbın kötüye kullanılması tehlikesi, tüm insanlığın bu iki bilim dalından en üst seviyede faydalanması amacıyla yapılacak iş birliği, toplumlara tıp ve biyolojinin uygulama alanlarında pek çok haklara sahip olduklarını hatırlatmak ve gerekli tedbirleri almaktır. Özellikle konumuz bakımından, metnin üçüncü maddesinde, sağlık hizmetlerinin adil bir şekilde dağıtımı konusunda devletlere pozitif yükümlülük verilmiştir. Bilhassa sağlık alanında yapılacak bir müdahalenin ilgili mesleğin yükümlülük ve standartlarına uygun olarak yapılması gereği vurgulanmıştır. Bu çerçevede hekimlik mesleğini ele aldığımız zaman, yukarıda değindiğimiz pek çok bildirge hekimlik meslek etiği kurallarını düzenlemiş ve özellikle hasta haklarının gözetilmesi bağlamında hekimlere sorumluluklar yüklemiştir. İşte bu boyutuyla sözleşme, dolaylı olarak da olsa DTB’nin yayınladığı hekimlik meslek standartlarını içeren bildirgelerin göz önüne alınarak sağlık hizmetlerinin hasta hakları gözetilerek sunulmasını amaçlamıştır.
İnsan ve insana dair unsurlar üzerine tarihsel diyalektik çerçevesi içerisinde şüphesiz ki söylenecek çok şey vardır. Fiziksel ihtiyaçlarının tatminini sağlayan insanoğlu, belli bir zaman sonra sosyalleşmeye başlamıştır. Bu süreçte; düşünme, anlamaya çalışma, irdeleme ve eleştirme gibi olgular hayatı şekillendirmiştir. Zamanla güçlü değil, salt insan olmak hak sahibi olmanın bir nedeni olarak görülmeye başlanmıştır. İfade hürriyetinden yaşama hakkına kadar demokratik yapının insan hakları zemininde tutunduğu ne kadar enstrüman varsa, yüzyıllar süren mücadeleler ve savaşımların sonucudur dolayısıyla yılların getirdiği bu birikim ve aydınlanmanın itici gücü bireylerin salt insan olmaları nedeniyle doğuştan getirdikleri vazgeçilemez haklarının varlığını kabul ettirmiştir. Katılımcı temelleri olan siyasal ve sosyal zeminin örgütlenme ve özgürce dışa vurum yapmada sağladığı imkanlar en barışcıl ama en kararlı söylemlerin yardımıyla otoriteye pek çok kanaati kabul ettirmekte ve toplumun zihnine yerleştirebilmektedir, bunun yanında insan haklarına saygının temel unsur olduğu çağdaş demokratik rejimler zaten talep olmasa dahi pek çok hak ve özgürlüğü tesis etmek mükellefiyeti içersindedir. İşte bu sebeple hasta hakları da kaynağında klasik haklar gibi çok büyük mücadelelerin olmadığı fakat sebebini klasik hakların en temelinde yer alan yaşam hakkının oluşturduğu ve kamu otoritesinin talep olmadan dahi gözetmek zorunda olduğu üçüncü kuşak haklardandır.
KAYNAKÇA:
Günaydın Serdar, Hasta Hakalrı ve Aydınlatılmış Onam, Anestezi Dergisi, Sayı: 11, 2003.
Katoğlu Tuğrul, Türk Hukukunun Bir parçası Olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2006, Ankara.
Sert Gürkan, Hasta Hakları, Babil Yayınları, 2004, İstanbul

